Dünya Bizi Aldatmasın...

Sayı : 69 / Kasım 2017, Konu Başlığı : Tasavvuf

Ebu Said radiyallahu anh anlatıyor:

"Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün ashabına şu ayet-i kerimeyi okudu:

"Ey Muhammed! Hala gaflet içinde bulunanları ve inanmayanları, işin bitmiş olacağı o hasret günü ile uyar." (Meryem 39)

Sonra buyurdu ki: "(Kıyamet günü) ölüm alaca bir koç suretinde getirilir. Cennetle cehennem arasında yer alan sur üzerinde durdurulur. Önce:

- Ey cennet ahalisi! diye bağırılır. Onlar başlarını kaldırırlar. Sonra:

- Ey cehennem ahalisi! diye bağırılır, onlar da başlarını kaldırırlar. Sonra sorulur:

- Bunu tanıdınız mı, nedir bu? Hepsi birden:

- Evet tanıdık, derler. Bu ölümdür.

Koç yatırılır ve kesilir. Eğer, Allah cennet ahalisi için ebedi hayata hükmetmemiş olsaydı,o anın sevincinden can verirlerdi. Cehennem ahalisi için de Allah bekaya hükmetmemiş olsaydı, onlar da üzüntülerinden ölürlerdi." (Tirmizi, Tefsir, Meryem 3155)

Ahiret hayatı ebedi bir hayat olduğu gibi, o âlemdeki her şey de bambaşkadır. Allah-u Zülcelal “Yer başka yere, gökler de başka göklere değiştirildiği gün” (İbrahim, 48) buyuruyor. Yani mahşer meydanının yeri başka bir yer, göğü başka bir göktür; ahiret âlemi bu dünya gibi değildir.

İçinde bulunduğumuz bu âlem, imtihan dünyasıdır. Burada işler sebepler perdesi arkasından yürür. Allah-u Zülcelâl her şeyi bir sebeple yaratır; rızkı bir sebebe bağlar, eceli bir sebebe bağlar, bebeklerin doğmasını, hastalıkları, şifayı… Bu sebeplerle bizi imtihan eder.

Ahiret âleminde ise imtihan bitmiştir, mükâfat ve cezalar verilecektir. O, her şeyin Allah-u Zülcelâl’in dilemesiyle olduğu bambaşka bir âlemdir.

İnsanlar da mahşer meydanına, bu dünyada olduklarından başka türlü gelirler. Herkes, dünyada işlediği amele göre bir suret ve vaziyet üzere getirilir. Mesela kâfirler, gözleri kör ve yüzleri siyahlaş-mış olarak geleceklerdir. Allah-u Zülcelâl şöyle buyurur:

“Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz. O: Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben hakikaten görür idim! der. Allah buyurur ki: İşte böyle. Çünkü sana ayetlerimiz geldi; ama sen onları unuttun. Bu gün de aynı şekilde sen (rahmetten mahrum ediliyor,) unutulu¬yorsun. (Ta-Ha, 20/124–126)

Dünyada insan ne kadar güçlü kuvvetli, sıhhatli, akıllı, maharetli olsa da ahiret âleminde bunların bir faydasını görmez. Ancak bunlarla salih ameller yapıp, ahiret nimetini kazandıysa o hariç. Eğer elindeki nimetlerle bu dünyada şımardıysa bakacak ki, onların hepsi ahirette elinden alınmış. Oraya aç, çıplak, perişan bir halde gelecek.

Ashabı kiramdan Habbab İbnu'l-Eret radıyallahu anhu anlatıyor:

“Cahiliye devrinde demirci idim. As Ibnu Vail es-Sehmi'ye bir kılıç yaptım, ücretimi almaya gittim.

- Hayır, sen Muhammed'i inkar etmedikçe vermeyeceğim, dedi. Kendisine:

- Asla! Sen ölüp, Allah seni yeniden diriltinceye kadar ebediyyen onu inkar etmeyeceğim! dedim.

- Yani ben, öldükten sonra tekrar dirileceğim ha! diye alaya aldı. Ben:

- Buna ne şüphe! deyince:

- Öyleyse bırak beni, öleyim de yeniden dirileyim. Bana orada da bol mal ve evlat verilecek. O zaman sana olan borcumu öderim, dedi.

Bunun üzerine şu ayet indi: “Ey Muhammed! Ayetlerimizi inkâr eden ve: "Bana elbette mal ve çocuk verilecektir" diyeni gördün mü? O görülmeyeni mi biliyor, yoksa Rahman katından bir söz mü almıştır? Hayır söylediğini yazacağız ve onun azabını uzattıkça uzatacağız. Bahsettikleri şeyler bize kalacaktır. Kendisi bize tek başına gelecektir." (Meryem 80) (Buhari, Tefsir, Meryem 3, 4, 6)

Ahiret aleminde insan eliyle ne amel işlediyse ancak onu bulur. Malı mülkü dünyada kalır. Hatta azaları bile kendisine itaat etmez, Allah'ın emrine itaat ederek, kendisi aleyhine şahitlik eder.

Ahiret âleminde insan bakacak ki, eli, ayağı, gözü kulağı dile gelmişler, Allah-u Teâlâ onlara ne sorduysa ona dosdoğru cevap veriyorlar. O zaman insan anlayacak ki bu azalar kendisinin değilmiş, Allah'a aitmiş. Her şeyin Hakiki Sahibinin Allah-u Zülcelâl olduğunu görecek. İşte o zaman kendisine dünyadayken emanet verilmiş azalarla günah işlediği, ibadet yapmadığı için çok pişman olacak.

İşte ahiret âlemi böyle, gözümüzden dünya perdesinin kalktığı, bütün hakikatlerin meydana çıktığı hakiki hayattır. Biz bu dünyada sadece Allah'a kulluk etmek ve böylece imtihanı kazanmak için bulunuyoruz. Bu dünya geçici bir konaklamadır, hatta sadece bir yolculuktur.

Dünyada Garip veya Yolcu Gibi Ol

Abdullah ibni Ömer radıyallahu anh şöyle anlatmıştır: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün omzumdan tuttu ve “Dünyada bir garip, hatta bir yolcu gibi ol!” buyurdular. İbn Ömer Hazretleri devamla: “Akşama erdin mi sabahı bekleme, sabaha erdin mi akşamı bekleme. Sağlıklı olduğun dönemde hastalık halin için hazırlık yap. Hayatta iken ölüm için hazırlık yap!” buyurmuşlardır. (Buhârî, Rikâk, 3)

Peygamberimiz böyle dediği zaman Abdullah çok gençti. Evlenecek, çocuk sahibi olacak yaştaydı. Peygamberimiz böyle genç bir sahabesine bile, dünyanın fani olduğunu hatırlatmıştır. Bundan anlıyoruz ki insan kaç yaşında olursa olsun kendini bu dünya hayatına fazla kaptırmamalı.

Çünkü dünya hayatı ahiretin yanında geçici bir konaklamadır. Bu geçici hayatta Allah'ın bize verdiği her nimet, ancak bir yol azığıdır. Dünyada geçirdiğimiz hayat boyunca o azıkla ihtiyaçlarımızı gidermeye bakarız. Ama bir yolcu nasıl ki daima asıl gideceği yeri düşünür; yolda konakladığı yere fazla gönül bağlanmaz, biz de öyle olmalıyız. Çünkü Peygamber efendimiz kendimizi bir garip ve yolcu gibi bilmemizi istiyor.

Bir mümin kendini bu dünyada yer yurt sahibi gibi görmemeli; bir garip, bir yolcu gibi bilmeli. Nasıl ki bir memlekette kimi kimsesi olmayan bir garip daima memleketini, ailesini, ahbaplarını özler, biz de bu dünyada böyle olmalıyız.

Dünya bizim için bir gurbet diyarı olmalı; hep Allah-u Zülcelal’e kavuşacağımız zamanı özlemeliyiz. Kalbimizde yalnız Allah'a kavuşmanın hasreti olmalı; bu dünyada hep gariplik hissetmeliyiz. Çünkü bizim sevdiklerimiz hep bu dünyadan göçmüşler, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, ashabı kiram, evliyalar, eski peygamberler, salih müminler…

Onların hepsi bu dünyada imtihandan geçtiler. Müslüman olarak yaşayıp, son nefese kadar imanlarını muhafaza ettiler. Müslüman olarak ölüp, selamete kavuştular. Bir gün biz de onlara kavuşacağız; bu dünyadaki nefis, şeytan gibi bütün düşmanlarımızın elinden selamete çıkacağız. Böyle düşünürsek bu dünyadaki hayatın nasıl bir gurbet olduğunu görmüş oluruz.

İşte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dünyayı böyle bir gurbet diyarı gibi görmeyi, kalınacak bir yurt gibi sevmemeyi öğretiyor. Bir de buyuruyor ki, “hatta bir yolcu gibi ol!”

Gurbete bir iş için giden insan orada bir müddet de olsa kalır. Mesela bir köylü şehre gider, biraz çalışıp para biriktireyim diye bir müddet için yerleşir. Yahut talebe okumaya gider, bir zaman için kalacak yer tutar, eş dost edinir. Dünyaya gelen insanların durumu da buna benzer. Biz de bu dünya gurbetine, Allah'a güzelce kulluk yapmak için, sevap kazanmak ve ahiretimizi mamur etmek için gönderildik. Bu dünyada geçici yerleştik. Bu durum müminlerin umumi ahvaline benzer.

Bir de Allah'a âşık olan kullar vardır; onlar bu dünyada o kadar dahi yerleşmezler. Çünkü onlar Allah'a kavuşmanın hasreti içindedirler. İşte onlar garip gibi değil, yolcu gibidirler. Yolcu nasıl ki bir mola yerinde pek az konaklarsa; hiç yerleşmeye lüzum görmezse onlar da dünyaya hiç bağlanmazlar. Tıpkı bir yolcu gibi devamlı gidecekleri yerin telaşındadırlar; etrafa hiç alaka duymazlar.

Çok güzel bir memlekete doğru yola çıkmış olan, orada sevenleri kendisini bekleyen bir yolcu nasıl olur? Böyle bir hasret içinde olan yolcu, hiç geçip gittiği yolun kenarına ev yapmakla uğraşır mı? İşte Allah'ı kulluğuyla razı etme derdinde olan, ahirette sevaplara kavuşma ümidi olan yolcu da böyledir. Onlar dünyayı kendi nefisleri için mamur etmekle hiç uğraşmazlar. Ne yaparlarsa hizmet etmek için, Allah'ın dinini yüceltmek için yaparlar; kendileri için ancak ihtiyaç kadarıyla iktifa ederler.

Zahmetli bir yolculuk geçiren bir yolcu ne düşünür; “Bir an evvel şu yolu aşsam da, rahata kavuşacağım asıl yurduma ulaşsam,” diye düşünür, öyle değil mi? Dünyada yolcu olduğunu idrak edenler bu dünyada kendilerine nasip olan azıklarına kanaat eder, daha fazlasını aramazlar. Çünkü bir yolcu, yol azığı olarak az bir rızka kanaat etmez de; türlü türlü yemek, içmek, giyinip kuşanmak, rahat etmek için uğraşır; bunları tedarik etmekle oyalanır, yükünü ağırlaştırırsa yol alamaz…

Halbuki yolcunun yükü hafif olmalıdır ki, bu zorlu yolda kendisini meşgul etmesin.

İşte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ashabın alimlerinden olan Abdullah ibn-i Ömer’e dünya hayatının hakikatini böyle açıklamıştır. Bunda bizim için büyük bir işaret vardır. Bilhassa Allah yolunda öncü olmak isteyenler, âlimler ve örnek kişiler böyle dünyaya fazla alaka göstermemelidir.

(Seyda Muhammed Konyevi Hazretlerinin Dünya Bizi Aldatmasın, adlı eserinden hazırlanmıştır.)


Sayı : 69
Büyük Kapak