Dünyaya Veda Eder Gibi Amel Yapalım

Sayı : 32 / Ekim 2014, Konu Başlığı : Gönül Sohbeti

Allah-u Zülcelâl kıyamet gününde, kullarını perişan etmemek için, insanlara kitaplar ve peygamberler gönderiyor, dünyadayken, kıyamet gününde, karşısına neler çıkacağını beyan ediyor bizlere.

Bu konuda ayet-i kerimede şöyle buyuruyor Allah azze ve celle:

يُنَبَّأُ الْإِنسَانُ يَوْمَئِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ
“O Gün insana, yaptığı ve yapmadığı her şey bildirilecek.” (Kıyame, 13)

Allah-u Zülcelâl, kıyamet gününde bütün yaptığımız ve yapmadığımız şeylerden bizleri sorguya çekecektir.

بَلِ الْإِنسَانُ عَلَى نَفْسِهِ بَصِيرَةٌ
“Hayır, aslında insan kendi aleyhine şahitlik yapacak.” (Kıyame, 14)

Hiç ihbara ihtiyaç da yoktur. Onun bütün azaları ona şahitlik edecektir. Gözleri, elleri, ayakları, ne varsa hepsi onun hakkında şahitlik yapacaktır.

وَلَوْ أَلْقَى مَعَاذِيرَهُ
“Mazeretler bulup kendi (yaptıkları)nı gizlemeye çalışsa bile bir şey değişmez.” (Kıyame, 15)

İnsan o gün yalanlarla kendini özür sahibi göstermeye çalışsa, paklamaya çalışsa da başaramayacak. Çünkü o gıybet yaptığını inkâr etse dili diyecek “Benimle gıybet yaptı,” o harama bakmadığını söylese gözleri onu ele verecek, “Benimle harama baktı,” diye.

Azaların şahitlik edeceği o günde hiçbir çabanın faydası yoktur.

Bazı insanlara ibadet etmek, hizmet etmek ağır geliyor, bundan kaçınıyorlar. Kendilerini akıllı görüyorlar nefislerini besliyorlar, hâlbuki bu ancak kendi nefsine zulmetmektir.

Telefonla sohbeti ses kaydı yapın gelmeyen arkadaşlarınıza dinletin, sohbeti gelmeyen arkadaşlarınıza bir şekilde ulaştırın.

Bir gün menzile gittiğimde on beş-yirmi kişinin muhabbetle, aşkla çalıştığını, dört beş kişinin de açıkgözlük yapıp çalışmadığını gördüm. Onları yanıma çağırıp dedim ki: “Siz kendinizi açıkgöz sanıyorsunuz ama siz kendi nefsinize haksızlık yapıyorsunuz.

Bu hizmet sizin amel defterinize yazılıyor, kıyamet gününde burada emek harcayanların sevabı sizinkilerden çok olacak.

Bu hizmet bittikten sonra ikiniz de aynısınız, o çalışanlarda bir noksanlık olmaz, sizde de bir ziyadelik olmaz.”

Şimdi, sohbete gelmeyen arkadaşlar masraftan, zamandan tasarruf ettiklerini düşünüyorlar, sanki buraya gelenlerin akılları yok. Hâlbuki onların sandığının tam tersidir. Niçin? Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem:

الْكَيِّسُ مَنْ دَانَ نَفْسَهُ وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ وَالْعَاجِزُ مَنْ أَتْبَعَ نَفْسَهُ هَوَاهَا ثُمَّ تَمَنَّى عَلَى اللَّهِ
“Akıllı kişi kendi nefsini hesaba çeken ve ölüm sonrası için hazırlık yapan, aciz (ahmak) kişi ise kendi nefsinin arzularına tabi olandır” buyurmuştur.

Kim ameli salih yaparsa kendi nefsi için yapar. Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede buyuruyor:

فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ
وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ

“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Artık kim zerre ağırlığınca bir şer (kötülük) işlerse, onu görür.” (Zilzal, 7-8)

Ya Bu Halde Ölürsem?

Eğer Allah bir kuluna hayır dilerse, kulunu affetmeyi irade ederse; öldüğünde huzuruna salih amellerle gelmesi için o kulu için bir melek görevlendirir. Ona “Sen bu kulumla ol, onu hayırlara ulaştır,” diye emreder.

Neuzubillah bir kişiye de gazaplanırsa, onu cehennem ateşinde yakmak isterse, onu daima günahlarla meşgul eder, dergâhlara gitmesine mani olur.

İki üç ay vekil olup da dergâha gelmeyenler, korkmuyorlar mı acaba, belki bu sene öleceğim, Allah bana azap mı edecek, beni amel-i salihten uzak tutuyor, beni hatalarla meşgul ediyor?

Şeytan, zikir, sohbet, dergâh gibi hayırlı yerlere götürmez insanı. Eğer bunlardan soğumuşsak kendimizi sorgulayalım.

“Ben önceden dergâhlara sohbetlere gidiyordum, zikir, vird, hatme gibi şeylerle meşgul oluyordum. Şimdi soğumuşum, gitmiyorum. Allah beni rızasının olduğu yerlerde görmek istemiyor mu? Ben bu sene bu halde ölürsem halim nice olur?” diyelim.

Bakın, Van’da kardeşlerimiz depremde hayatlarını kaybettiler, onların yerinde olabilirdik. Onlar da deprem esnasında Allah’a yöneldiler yardım istediler. Ama genişlik, rahatlık zamanında Allah’ı anmak, onunla birlikte olmak esastır.

Biz genişlik zamanında Allah'ı tanıyalım, kulluk görevimizi yapalım, ona yalvaralım, ibadetlerimizi yapalım ki, Allah da bize darlık zamanımızda yardımcı olsun.

Allah kulunun rahatlık zamanına bakıyor onu rahatlıkla imtihan ediyor. Bakalım rahatlıkta beni unutacak mı? O zamanlarda Allah'a yalvarırsak mümin olarak, işte o zaman samimi mümin oluruz.

Bir günahkâr gördüğümüz zaman, mesela içki içen bir adam gördüğümüz zaman secdeye kapanıp hem onun gibi olmadığımıza şükretmeli, hem de bundan sonra ne olacağımızı bilmediğimiz için onun gibi günahlara kapılmamak için Rabbimize sığınıp dua etmeliyiz.

Din iki şeyden ibarettir. Birincisi günahlardan muhafaza olmak, ikincisi ibadet yapmaktır. Günahlardan sakınmak ibadet etmekten daha zordur.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem “Hakiki muhacir, Allah'ın yasakladığı şeylerden kaçan, onları terk eden kimsedir “ buyurmuştur.

Muhacirler ki, sırf Allah rızası için Mekke’den Medine’ye hicret ettiler, ailelerinden doğdukları şehirden ayrıldılar. Ama Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem diyor ki, “En hakiki hicret günahlardan hicret etmektir” diyor.

Günahlardan kendimizi sakınırsak Efendimizin gözünde hicret eden muhacirlerden daha hakiki muhacir oluyoruz. “Nefsine uymayan, nefsinin hevasıyla mücahede eden kişi de düşmanlarla harp eden kişiden daha mücahiddir,” buyuruyor, Efendimiz aleyhisselatu vesselam.

Azalarımızı Günahtan Koruyalım

Azalarımız, gözümüz, ayaklarımız, dilimiz, ellerimiz, hepsi Allah’ın bize birer emanetidir.

Görmemek ne kadar zor ve meşakkatlidir, bir âmâya bakıp düşünün. Allah’ın bize verdiği nimetleri ancak onların yokluğunu görünce anlayabiliyoruz. Elektrikler kesildiğinde ışığın, aydınlığın kıymetini anlıyoruz. Gözler, dil, kulak her şey öyle.

Bu Allah’ın verdiği nimetleri Allah’ın haram kıldığı şeylerde kullanmak, onun rızasına aykırı işlere araç etmek Allah’a ihanet, nimetlere nankörlüktür.

Azalarımız bizim için, bir çobanın sürüsündeki keçileri gibidir. Nasıl ki onları koruyarak güderse biz de azalarımızdan aynı şekilde mesulüz. Biz çobanlığı nasıl yapıyoruz, bize bu da sorulacak. Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem:

كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْؤول عَنْ رَعِيَّتِهِ
“Hepiniz çobansınız hepiniz sürünüzden mesulsünüz” buyurmuştur.

İbn Abbas radıyallahu anhu anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin devesinin terkisindeydim. Bana buyurdu ki:

“Ey çocuk sana birkaç kelime öğreteceğim: Sen Allah’ın (dinini) koru ki, Allah da seni korusun, sen Allah’ın dinini koru ki, Allah’ı karşında bulursun. İstediği zaman Allah’tan iste, yardım dilediğin zaman Allah’tan yardım dile. Bil ki ümmet eğer sana bir şeyle fayda vermek üzere toplansa, sana ancak Allah’ın senin lehine yazdığı şey ile fayda verebilirler ve eğer sana bir şey ile zarar vermek üzere toplansa ancak Allah’ın senin aleyhine yazdığı şeyle sana zarar verebilirler. Kalemler kaldırıldı ve sahifeler kurudu (kaderinde hiçbir değişiklik olmaz). ” (Tirmizî, Kıyamet, 60)

Allah'ın dinini korumak nasıl olur? Allah’ın emrettiği şeyleri yerine getirip yasakladığı şeylerden kaçınırsan, Allah'ın dinini korumuş olursun. O zaman Allah da seni muhafaza edecek, dünyada ve ahirette ne zaman darlığa düşersen Allah da seni muhafaza edecek. Bu dünyadaki darlıklar gibi değildir ahiret çok zordur. İlk önce Azrail aleyhisselam göğsümüzün üzerine gelecek, canımızı almak için. Sonra kabirde Münker Nekir sual için gelecek. Mahşerde, sırat köprüsünde, her ne zaman dara düşersek, eğer Allah'ın dinini muhafaza ettiysek Allah da bizi muhafaza edecektir.

İnsan amellerinde sürekli veda halinde olmalıdır. Her yaptığı fiilinde, amelinde “Bu benim son amelim olabilir,” diye düşünmeli. Günah işlerken de, salih amel yaparken de…

Bir kişiyi idam edecek olsalar ve ona iki rekât namaz kılması için mühlet verseler o kişinin namazdaki hali nasıl olur, ibadetini nasıl huşu ile hakkıyla yerine getirir. İşte biz de kendimizi hep bu hal üzerine düşünüp, amellerimizi son fırsatımız, son fiilimiz olarak düşünmeliyiz. Böyle düşündüğümüz zaman tüm ibadetlerimiz halisane ve aşk ile olacaktır, bu da bizim menfaatimizedir.

Allah kendi muhabbetini Rasulü’nün muhabbetini, evliyaların, saadatların muhabbetini hepimize nasip etsin inşallah. Çünkü bu bizim ahiretimizi kurtaracak bir vesiledir.

Buhârî ve Muslim'in rivayet ettikleri bir başka hadiste Abdullah b. Mesud Radıyallahu anh şunları söylemektedir: Bir adam Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'e gelerek şöyle dedi:

“Ey Allah'ın Rasûlü, bir topluluğu sevmekle birlikte onlar gibi ameller yapamayan kimse hakkında ne dersin?” Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem: "Kişi sevdiği ile beraberdir." (Müslîm, Birr, 165) diye buyurdu.

Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in: "Kişi sevdiği ile beraberdir" sözünden kasıt, cennette onunla birlikte olacağıdır.

Ashabı kiram, “Biz duyduğumuz hiçbir müjdeyle bu kadar ferahlamamıştık” buyuruyorlar. Çünkü onlar Rasulullah’ı çok seviyorlar ama onun kadar çok amel yapamadıkları için ahirette beraber olamayacaklarından endişeleniyorlardı. Ama Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem onları bu hadisi ile müjdeliyor, Allah rızası için onu sevmelerinin karşılığı olarak cennette beraber olacaklarını söyleyip hepsini sevindiriyordu.

Daima Allah’tan, onun ve Rasulü’nün, Allah dostlarının sevgisini isteyelim ki ahirette onlarla olabilelim.

Biz Hangisiyiz?

Bir gün Rasûlullah’ın (s.a.s) yanından bir cenaze geçti. Rasûlullah (s.a.s):

“Bu müsterih veya müsterahun minh'tir.” buyurdu.

Bunun üzerine:

“Yâ Resûlallah, müsterih nedir, müsterah nedir?” dediler. Rasûlullah (s.a.s):

“Müsterih, mümin kuldur, dünyanın yorgunluk ve eziyetinden kurtulup Allah'ın rahmetine kavuşur, istirahat eder. Müsterahun minh ise günahkârdır ki memleket, insan, bitki ve hayvanlar ondan kurtulup istirahat ederler” (Müslim, Cenaiz, 61) buyurdu.

Kalabalık bir gemide, yolculardan biri geminin bir kenarında delik açar ama onun yaptığı bu zarar tüm gemidekileri etkiler, gemi su alır, herkesin boğulmasına sebep olur. Müsterahun minh bu kişidir işte.

Bazı insanların günahından, bulunduğu yere yağmur bile yağmaz, böcekler bile ona beddua ederler. Biz bu toprakta namaz kılarken toprak diğer toprak parçasına kendini metheder, “Benim üzerimde namaz kılıyorlar,” diye. Kabre girdiğimiz zaman salihlerden isek toprak bizi şefkat ve merhametle karşılayacak ama neuzubillah eğer fasıklardansak toprak bize azap edecek.

Biz günahkâr bir kimse gördüğümüz zaman “Ben onun işlediği kötü fiilleri işlemiyorum” diye düşünüp kendimizi ondan üstün görmemeliyiz. Allah bütün kullarına bakıyor, istediğini affediyor.

Zikir, ibadet, taat Allah’ın kalesidir. İnsan Allah’ın kalesine sığındığında kendini korktuğu şeylerden emin kılar ama bu amellerden uzaklaşırsa, bunları terk ederse, Allah’ın kalesinden çıkar onun muhafazasından mahrum kalır şeytanın hedefinde olur.

Allah Hz. Davud’a “Ben sevgimi ve muhabbetimi diliyle ve kalbiyle beni zikredene verdim” diyor. Yani hem dilimizle hem kalbimizle Allah’ın zikriyle ve muhabbetiyle meşgul olmalıyız. Dilimizle mümkün olmadığı vakitlerde kalbimizle zikretmeliyiz, bir an olsun Allah’tan gafil olmayalım.

Benden Muhtacı Yok!

Bir gün İsa aleyhisselama: “Ey Ruhullah! Nasılsın?” diye sormuşlar. İsa aleyhisselam, bu soruya karşılık şöyle bir cevap vermiştir: “Ben öyle biliyorum ki yeryüzünde benden daha fakir kimse yoktur. Benim ruhum benim elimde değil, sıhhatim benim elimde değil, açlığım ve susuzluğum benim elimde değil, yani bütün her şeyim başka bir Zat’ın elindedir. Böyle olan bir kimseden, yeryüzünde daha fakir biri var mıdır?”

İnsanın hali böyledir. Yememiz, içmemiz, kuvvetimiz, hastalığımız, ölümümüz, kısaca her şeyimiz Allah-u Zülcelal’in elindedir. O’nun karşısında fakir ve güçsüz durumdayız. Hal böyleyken, ucuplanarak insanın kendisini beğenmesi, çok yanlış bir davranıştır.

Kişi kendi noksanlıklarının farkındaysa kendi eksikliklerinden dolayı mahzun oluyorsa o kişinin kalbi Allah’ın azametine karşı hayydır, diridir. Eğer mahzun olmuyorsa kalbi tehlikededir, Allah’ın azametine karşı ölüdür. İnsan daima yaptığı ameli az görmeli, Allah’ın üzerimizdeki hakkını şükür ve ibadet borcunu ödemeye çalışmalı. “Ben niye Allah’ın aşkıyla yanmıyorum” diye kendini hesaba çekmeli, daha fazla hizmet etmeli, ibadet etmeli ve hep yaptıklarını az görmeli. Allah bu mahzunluğumuz sebebiyle hatalarımızı affeder.

Allah, “Benim kulum benim rızam için kendi nefsini nasıl hor görüyor nasıl kendini hesaba çekiyor” der ve bize mağfiret eder, inşallah.

Ali Havvas, “Dünyâda Allah-u Teâlâ’dan hayâ edenleri, kıyâmet gününde Allah-u Teâlâ azarlamaktan ve gazâb etmekten hayâ eder.” Buyurmuştur.

“Kulum dünyada benim hakkımı yerine getirememekten, bu hatalarından hayâ ediyordu, şimdi ben de onu hesaba çekmekten hayâ ederim” diyor. Bundan daha güzel bir şey var mı?

Evzai rahmetullahi aleyh “Dünyada hiçbir saat yoktur ki, kişi kıyamet vakti o saatini görmesin.”buyuruyor.

Burada geçirdiğimiz her anımız, her amelimiz, kıyamet gününde bizlere arz edilecektir. İnsan kıyamet gününde Allah-u Zülcelal’in, Peygamberlerin, evliyaların, tüm tanıdıklarımızın huzurunda bu kötü amellerimizin arz edileceğini düşünse gidip kahvede kumar oynar mı, kötü ortamlarda bulunur mu, cemaati, namazı kaçırır mı?

Bir külçe altına bir avuç şekeri değişen çocuk gibi dünya hayatını ebedi ahiret hayatına değişmeyelim. Allah’ın rızası her daim niyetimizde olsun.

Niyetimiz Rabbimize ulaşmak olsun, son nefesimize kadar kendimizi hesaba çekelim, daima daha çok gayret edelim. Her gün son nefesimize bir adım daha yaklaşıyoruz, o zaman gitgide vaktimiz azaldığına göre kulluk borcumuzu ödemek için gayretimizi arttıralım.

Nasıl talebe sınav günü yaklaştıkça daha çok çalışmaya başlıyor, gayreti had safhaya ulaşıyorsa bizim de gayretimiz artmalı. Kim iki dünyanın azizliğini, şerefini istiyorsa, Allah’a bağlansın, o zaman her iki dünyayı da elde etmiş olur.

Hasan-ı Basri rahmetullahi aleyh: “Allah herhangi bir kuluna hayır nasip edecekse o kuluna tevbeyi nasip eder” buyurmuştur.

إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ
“Allah tevbe edenleri ve temizlenenleri sever.” (Bakara,222)

Allah sevdiği kuluna tevbe etmeyi ve o temiz hal üzerine ölmeyi nasip eder. Bazı insanlar hayatını salih amellerle geçirir fakat ölümüne yakın ibadeti terk eder ve tevbe ile göçmeyi Allah ona nasip etmez. Allah hepimize tevbe ile ölmeyi nasip etsin, bizi kendi nefsimize bırakmasın inşallah.


Sayı : 32
Büyük Kapak