“Doğal Hayatın Dışına Çıkıldığı İçin Hastalıklar Artıyor”

Sayı : 9 / Kasım 2012, Konu Başlığı : Sağlık

Dr. Hanefi Demirtaş 1955 Trabzon, Of doğumlu. 1980 yılında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdikten sonra İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları bölümünde ve ABD'de Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı olarak ihtisasını tamamladı. Halen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı olarak görev yapıyor.
Aynı zamanda kurucusu ve mütevellisi bulunduğu Sağlık Vakfı bünyesinde hayır ve hizmet faaliyetlerini sürdürüyor.

Dr. Hanefi Demirtaş ile sizler için çocuk sağlığı ve beslenmesi konusunda sohbet ettik.

İslamî Hayat: Çocuklarda gelişimi takip ederken anneler neye dikkat etmelidir?

Dr. Hanefi Demirtaş: Büyüme ve gelişmenin ilk aylardaki en önemli göstergesi bebeğin kilo alışıdır, düzenli kilo artışını önemsiyoruz. Yalnız annelerin en çok dikkat etmesi gereken şu; bebekleri birbirleriyle kıyaslamamaları gerekir. Bazen anneler, diyelim ki komşusunun aynı yaşta bebeği varsa kendi bebeğini onunla kıyaslıyor. Hâlbuki her bebeğin büyümesi, gelişmesi, genetik özelliğe bağlı olarak farklıdır. O bebek kendi programında büyüyecek ve kilo alması da ona göre olacak, sizin bebeğiniz kendi programında… Her çocuğun kemik yapısı, kas yapısı, beden ölçüleri farklı olduğu için kendi programında izlenmelidir. Bir bebek ilk aylarda bir buçuk, iki kilo alabiliyor; diğeri bebek bir kilo alabiliyor. İkisi de normal bizim için. Ama anneler kıyaslama yapıyor ve kendisinin bebeğe iyi bakamadığını düşünüyor. Hele bir de geniş aile ise evde karışanlar oluyor “Sen iyi bakmıyorsun” gibisinden… Bu sefer anne “Bebeğimi iyi besleyemiyorum” düşüncesine kapılıyor ve bebeğine acıkmadan yemek vermeye çalışıyor. Çoğu ailede görüyorum, biri bebeği tutuyor anne zorla yemek yedirmeye çalışıyor. Çocuğun iştahı daha da kapanıyor, zorla yedirdikçe yemekten nefret ediyor. Anne kendi kendine sorun oluşturmuş oluyor. Siz ayarlanmış sisteme müdahale ederseniz onu bozuyorsunuz. Halbuki işi bebeğe bıraksanız bebek acıkacak anne doyuracak; anne de rahat edecek bebek de rahat edecek… Genellikle dört aydan veya altı aydan sonra ek gıdaya başlıyoruz. Ama eğer annenin sütü bolsa bebek ek gıda almak istemiyor. Anneler bu durumda boş yere sıkıntıya giriyor. Buna hiç gerek yok, tıbbî çalışmalar var, bir yaşına kadar anne sütünün yetebileceği de kabul ediliyor. Böyle büyüyen bebekleri de hatırlıyorum. Zaten büyüme için şart olan proteindir, o da anne sütünde vardır.

İslamî Hayat: Anneler hep şundan şikâyet ederler: bebeğim diş çıkarmaya başlayınca iştahı kesildi. Bu konuda ne yapmak gerekir?

Dr. Hanefi Demirtaş: Sistem hep aynıdır, altı aya kadar bebekler hem daha iştahlıdır hem hızlı büyürler. Altı aydan sonra diş çıkartmaya başlarlar bir yaşına kadar eskisi kadar kilo almazlar. Bunların hepsi normaldir. Bebeklerin şişmanlaması, iyi besleniyor anlamına gelmez. Bugün bütün dünyada -ve artık Türkiye’de de- çocukluk çağı obezitesi problemi görülmeye başladı. Hâlbuki obezite birçok hastalıkları davet ediyor. Günümüzde şeker hastalığı erken yaşlara inmeye başladı. Tabi ki bu da ailelerin yaşam tarzıyla ilgili… Sağlıklı gelişme için hem sağlıklı beslenme, hem sağlıklı psikolojik yaşam -gerek aile ortamında gerek aile çevresinde- gerekiyor. Ek besine başlandığı dönemde çok yapılan yanlışlıklardan birisi, bebekler için hazırlanmış bisküvileri sütle karıştırıp bebeğe vermek. O bisküvilerin şekerli ve vanilyalı tadı bebeğe çok hoş geliyor hatta bazen anne sütünden de daha hoş geliyor. Ama o bebek için bir kandırmacadır. Kötü beslenme oradan, bebek bisküvilerinden başlıyor. Bu sefer bebeğe ek besin olarak sağlıklı besinler yedirmede zorluk çekiyorlar. Bebek yemeyince de iştahsız bebek olmuş oluyor.

İslamî Hayat: Peki ne verilmeli?

Dr. Hanefi Demirtaş: Dört aydan sonra kahvaltıya başlatıyoruz. Tuzu az olmak şartıyla peynir, zeytin ezmesi, yoğurt, biraz tereyağı, hepsi olur… Çok fazla sınırlama yok, sadece tuzda biraz sınırlama var. Yetişkinlere bile tuz sınırlaması yapılıyor; bebeklerde zaten böbrek gelişme halinde olduğu için tuz kısıtlaması yapılıyor. Bebeklere çorba ve sebzeli yemeklerden verilebilir. Mesela ev tarhanası bebek beslenmesinde vazgeçilmezlerden birisidir. Besleyici değeri çok yüksektir. Protein içeriği yüksektir. Kızartmaları vermiyoruz; patates kızartması da dâhildir buna. Yüksek ısıda kavrulan gıdalar kanserojen etki yapıyor. Bebek bisküvilerinin bir diğer zararı da odur; onlar da kavrularak hazırlanıyor.

İslamî Hayat: Bebekler hastalık geçiriyor ve o dönemlerde de iştahları kesiliyor. Diyelim ki anne baba çocuğunda bir gelişme durgunluğu hissediyor ne yapılmasını önerirsiniz?

Dr. Hanefi Demirtaş: Hastalık döneminde de bebeği zorlamamak gerekiyor. Zorla verilen hiçbir şeyin faydası yoktur. Hastalık döneminde olsun, diş çıkartma döneminde olsun, bebeklerin hepsinin iştahı azalır. O dönemi atlattıktan sonra bebek hepsini telafi eder. Kendi büyüme programında büyür. Tabi, tıbbî bir nedenden dolayı bebeğin iştahı yoksa onu ayrıca değerlendirmek lazım. Eğer kansızlığı varsa -bu kansızlık kötü beslenmeden de oluşabilir, aileden gelen genetik bir durum da olabilir- kansızlığa bağlı uzun süreli kronik iştahsızlık varsa eğer, sorunu takip edip ortadan kaldırmak lazım. Elbette bebeğin beslenmesiyle ilgili ciddi bir sorunu varsa tıbbı bir değerlendirme yapmak lazım. Benim söylediğim, yüzde doksan bebeğin ciddi sorunu yoktur, sorunu aileler oluşturur. Zorlayarak yemekten nefret ettirir.

İslamî Hayat: Temizlik ve hijyen konusunda ne söylemek istersiniz? Astım rahatsızlığı çok arttığı için ev temizliğine çok dikkat etmek gerekir deniliyor, mesela…

Dr. Hanefi Demirtaş: Hijyende de orta yol önemlidir. Aşırı hijyen de hastalıkları davet edicidir, hiç dikkat etmemek de işin doğasına aykırı… Astımlı hastalar bu soruyu çok soruyorlar. Şimdi piyasa sürülen elektrikli süpürgelerin reklamında şöyle ifadeler kullanılıyor “bu cihaz ortamı tamamen tozdan mikroptan arındırıyor” diyorlar. O da doğru değil. Niye? Şimdi siz o ortamı tozdan arındırıyorsunuz ama bu çocuğu devamlı ev içinde mi tutacaksınız? Bakın alerjik astımlı hastalara kullanılan aşılar, o alerji yapan maddelerin kendisidir. Bünyeyi alerjik reaksiyon gösterdiği o yabancı maddeye alıştırmak için sistematik bir şekilde alerjen veriliyor. Ondan sonra “Tamam, senin bünyen alıştı” deniliyor. Onun için hijyende de orta yolu tercih edeceksiniz. Böyle aşırı korunan çocuklar anaokuluna gittikleri zaman çok sık hastalanıyorlar. Yalnız başına büyüttüğünüz bir çocuğu birden yoğun bir ortama sokarsanız haliyle o süreç sancılı olur.

İslamî Hayat: Peki, okul çağında, bulaşıcı hastalıklar konusunda ne yapılmalı?

Dr. Hanefi Demirtaş: Okul çağı hastalıklarının büyük çoğunluğu gribal enfeksiyonlardır. Çünkü toplu yaşamda çocuklar birbirlerine bulaştırıyor. Viral enfeksiyonlar son zamanda çok fazla arttı. Bunun kökeninde de çok fazla antibiyotik kullanımı var. Belki astım ve alerjinin artışının nedeni de o. Antibiyotik kullandığınız zaman vücudun faydalı mikroorganizmalarını da öldürüyorsunuz. Virüsle mücadele edecek sisteme zarar veriyorsunuz. Sürekli vücudu savunmasız bırakıyorsunuz. Antibiyotikler virüslere karşı etkisizdir. Bundan kırk-elli sene önce antibiyotikler çok işe yarıyordu. O zaman virüsler bugünkü kadar çok ve çeşitli değildi. Ama doktorlarımız bunu anlatarak risk almak istemiyor; çünkü hasta-hekim psikolojisi de çok değişti. Hasta hekimi korkutuyor, hekim hastayı korkutuyor; böyle bir kısır döngü oluştu... Hasta şikâyetini anlatıyor, doktor düşünüyor “Aslında antibiyotik yüzde bir ihtimalle işe yarayacak ama ben onu vereyim kendimi riske atmayayım” diyor. Gereksiz yere antibiyotik kullanmaktansa hakiki bal bulup kullanılsa, balın antiviral özelliği var, tıbben ispatlanmış. Doğal şeylerle tedavi edilse çok daha güzel şeyler olacak.

İslamî Hayat: Çocuklarda astım sorununda bir artış olduğu doğru mu?

Dr. Hanefi Demirtaş: Zaten ilgilendiğimiz hasta gruplarının en önemlisi astım ve alerji… Gerçekten son zamanlarda hızlı bir artış var. Bunun nedeni, yiyecek katkı maddelerinden tutun, kullandığımız giysilerin ve ev eşyalarının doğal olmamasına kadar hep doğal hayattan uzaklaşma. Tabi ki etrafımızdaki kimyasal maddeler ve eşyalardan kopan zerreler devamlı teneffüs ettiğimiz havaya karışıyor. Astım ve alerjiye “medeniyet hastalığı” deniliyor. Doğalın dışına çıkıldığı için bunlarda artış görülüyor.

İslamî Hayat: Astımlı çocuğu olan ailelere neler tavsiye edersiniz? Genelde hangi hatalar yapılıyor?

Dr. Hanefi Demirtaş: En büyük yanlışlardan biri çocuk astımlı olduğu için aşırı korumacı davranılması. Hâlbuki spor astımın ilacıdır. Benim astım hastalarımdan bir tanesi yüzmede Türkiye şampiyonudur, uluslararası müsabakalara katılıyor. Astımlı hastaların yüzmede ve sporda başarılı olmasının bir başka sebebi daha var, astımlı hastaların göğüs kafesleri biraz genişliyor. Nefes alıp vermede zorlanma var ya, işte o kapasiteyi zorlamış oluyor. Sporun her şeye faydası var; astımın da, şekerin de ilacıdır. Sağlıklı gelişme için de çok faydalıdır.

İslamî Hayat: Çok teşekkür ederiz bize zaman ayırdığınız için.


Sayı : 9
Büyük Kapak