Doğu Türkistan’da Neler Oluyor?

Sayı : 42 / Ağustos 2015, Konu Başlığı : Medya Gündem

Geçtiğimiz aylarda sosyal medyada Doğu Türkistan’da Çin zulmüne dair korkunç fotoğraflar yayınlandı. Hemen ardından yine sosyal medya üzerinden bu haberlerin asılsız olduğu, kullanılan fotoğrafların Doğu Türkistan’la ilgisiz veya “canlandırma” olarak hazırlanmış görseller olduğu bilgisi yayınlandı. Bu sırada bazı grupların Koreli turistlere saldırması, Çin devletinin Türkiye’ye seyahat edilmemesi yönünde vatandaşlarına uyarı yapmasıyla konu iyice karmaşıklaştı.

İnternet ortamı yalan- gerçek ayrıt etmeden her türlü haberin hızla yayılmasına elverişli bir ortam. Çünkü çoğu insanlar duygularını tahrik eden bir haber gelince kaynağını araştırma ihtiyacı hissetmeden hemen iletiyorlar. Halbuki “Her duyduğunu söylemen yalan olarak yeter” hadisi bizi bu konuda ikaz ediyor. Bu iletişim yanlışları, bizi bir yandan da her duyduğundan şüphe eden veya duyarsızlaşan bir toplum haline gelmemize de sebep oluyor. Bu sebeple bu konunun aslını araştırdık.

Her şeyden önce, Çin zulmü diye sunulan abartılı fotoğrafların sahte olması, Doğu Türkistan’da aslında zulüm olmadığı anlamına gelmiyor. Çin komünist devleti, kendi halkı da dahil geniş bir coğrafyada milyarlarca insana baskıcı bir rejim uyguluyor. Bilhassa işgal ettiği topraklardaki Müslüman halka sistemli katliam, tehcir, zorla doğum kontrolü, kürtaj, asimilasyon, dini eğitimi ve ibadetleri yasaklama gibi çok çeşitli zulümleri yapıyor. İsterseniz bunu daha iyi anlamak için somut hadiseler ışığında Doğu Türkistan gerçeğini inceleyim.

Fotoğraflar Sahte Ama Zulüm Gerçek

Doğu Türkistan, henüz Anadolu’nun İslam toprağı olmasından çok önce, Müslüman Türklerin kurduğu ilk İslam devleti olan Karahanlılar, 880 yılında bu coğrafyada kurulmuş. Kaşgar, Turfan, Yarkent, Hotan şehirleri zaman zaman el değiştirse de her zaman İslam medeniyetinin mümessili olmuş.

Çin ve Rus devletlerine karşı Osmanlıdan yardım alarak ayakta kalmayı başaran bölge Müslümanları, en büyük desteği II. Abdulhamid Han’dan almışlar. Osmanlı devleti yıkıldıktan sonra bölgeye destek kesilince, Uygur Türkleri mücadelelerinde yalnız kalmışlar.

Uygurlar bağımsızlık mücadelesinden hiçbir zaman tamamen vaz geçmemişler. Hatta 1931 yılında Kumul kentinde bağımsızlık mücadelesi neticesinde Çinlilere karşı zafer kazanılmış ve 1933’te Kaşgar’da Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kurulmuş.
Bu döneme kadar Rusya, Çin ile rekabetinden dolayı doğu Türkistanlı mücahidlerin bağımsızlık çabasına kısmen destek olmuş. Ancak kurulan devletin İslami karakterinin, kendi egemenliğindeki Türk topluluklara örnek olacağı korkusuyla daha sonra Çin’in doğu Türkistan’ı işgal etmesine destek vermiş. Böylece 1949 yılında Çin birlikleri Doğu Türkistan’ı işgal edip, bilhassa camilere baskın yaparak katliam düzenlemişler. Ne yazık ki komünist ideolojiyle beyni yıkanan gençler de bu işgale rıza göstermişler. Dindar Müslümanlar ise Çin işgalini hiçbir zaman kabullenmemişlerdir. Bu sebeple Çin devleti, “terörle mücadele ediyorum” bahanesiyle bölgede dini eğitim ve yaşantıyı ağır baskı altında tutmaktadır.

Geçtiğimiz yıllarda Doğu Türkistan bölgesinde başörtüsü takan, burka giyen kadınların ve uzun sakallı olan erkeklerin toplu taşınmadan yararlanmasını yasaklanmıştı. Bu yıl, okullara ve kamuda çalışanlara oruç tutma yasağı getirildi. Zaten bir memurun iş saatleri sırasında namaza gitmesi de mümkün değildir. Bilhassa dini bilgilerin gelecek nesle aktarılması engellenmektedir.

Halen çocuk ve gençlere “nasıl namaz kılınır,” gibi bilgiler vermek, ibadete teşvik etmek yasaktır; hatta “helal- haram” kelimelerinin kullanılması bile yasak kapsamındadır. Herhangi bir Çin vatandaşı seyahat etmek istediği zaman engelle karşılaşmazken bir Doğu Türkistanlı hacca gitmek için bile pasaport alamamaktadır.

Çin devleti farklı etnisitelere mensup, farklı inançlara sahip halklardan oluşuyor. Ancak bazı özerk bölgeler kendi kültürlerini yaşamak için daha fazla haklara sahipken Müslüman Doğu Türkistanlılara hiçbir hak tanınmıyor.

Ülkede umumi olarak uygulanan doğum kontrolü, Müslümanlara çok daha ağır bir şekilde uygulanıyor. Doğumu yaklaşmış bir kadına bile zorla zehirenjekte edilip, bebeği öldürülerek kürtaj ediliyor.

Müslümanlara kendi özünü unutturup dinsizleştirmenin yanı sıra, Türkistan bölgesine sürekli Çinlileri yerleştirip buradaki genç Müslümanlar diğer bölgelere gönderilmek suretiyle işgal kalıcı hale getirilmeye çalışılıyor. Geçtiğimiz yıllarda bu şekilde başka bölgelere çalışmaya gönderilen genç kızların fuhşa sürüklenmesi büyük infiale yol açmıştı. Bu zulümler karşısında direniş gösteren Müslümanlar da katledilmektedir.

Bilhassa Urumçi şehri ile tarihi Kaşgar vilayeti gibi Uygur nüfusun yoğun olduğu bölgelerde her sokak ve köşe başında onlarca silahlı polis bekliyor, caddelerde polis kontrolleri yapılıyor. Bunlar en ufak bir dini toplantı veya dini faaliyet sebebiyle Müslüman gençleri tutuklayıp götürüyor. Çoğu zaman genç Müslüman erkeklerin akıbeti çeşitli bahanelerle tutuklanıp infaz edilmek ile fabrikalarda çok kötü şartlarda çalıştırılarak yavaş yavaş ölüme sürüklenmek oluyor. Bunların hepsi bir gerçek olmakla birlikte, ülkemizde bazı kesimlerin bu konuyu gündeme getiriş biçimi rahatsız edici…

Tek Yumruk Olmalıyız!

Her şeyden önce bu kesimler bu konuyu bir çözüm bulma amacıyla değil, gündem saptırma maksadıyla kullanıyorlar. Mesela sosyal medyada Filistin sorunu veya Mısır’daki idamlar konuşulunca, “Uygur Türklerinin meselesiyle ilgilenmeyip neden Arapların davasıyla ilgileniyorsunuz?” deniliyor.

Oysa Müslümanlar tek bir millettir, bir mazlumun acısını duymamız için mutlaka soydaşımız olması gerekmez. Elbette doğu Türkistan Müslümanları da ümmetin bir parçasıdır, Arakan Müslümanları da, hatta yeni Müslüman olmuş bir İngiliz, bir Fransız da ümmetin bir parçasıdır.

Geçtiğimiz sene bir Endonezyalı vaiz, kürsüden, Türkiye’nin Suriyeli mültecilere yaptığı yardımı örnek göstererek Arakan mültecilerine yardım çağrısı yaptı. Bunun gibi, bizim kendi bölgemizdeki bir mazluma acımamız, Çin sınırındaki Uygur kardeşlerimize de bir başka Müslüman toplumun el uzatmasına örnek olabilir.

Çaremiz birlik, beraberliktir; mazlumlar üzerinden bile ayrımcılık üretmek değildir. Mazluma ırkı, soyu sopu sorulmaz.


Sayı : 42
Büyük Kapak