Dr. Sevim Asımgil: "Dini Hiçe Sayarak Yaşamakla Mutlu Olunmaz”

Sayı : 12 / Şubat 2013, Konu Başlığı : Röportaj

Sevim Asımgil kimdir?

Gümülcine'de doğdu. Liseyi Bursa'da okudu. İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesini bitirdi.1988’de muayenehanesini kapatarak mesaisini tamamen yazmaya ve konferanslara ayırdı. Evli, iki çocuğu olan yazarın oğlu Dr. Adil Asımgil ve kızı ilahiyatçı Merve Şahin de araştırmacı yazardır.

Dinî meselelerde hassasiyetiyle bilinen yazarın romanları, en çok İslamî çevrelerde ilgi gördü. 56 kitabı basılan yazarın sadece romanları değil ilmi eserleri de bulunuyor. Kadın İlmihali, Mutluluk Yolu, Evlilik Muhteşem Birliktelik, Muhteşem Hayatlar isimli eserleri Almancaya tercüme edilen yazarımızla sizin için söyleştik.

Tesettürü ve İslami hayat tarzını onun romanlarıyla sevdik. Bugünkü gibi hemen her gazetede bir başörtülü yazarın olmadığı o devirlerde; inançlarına önem veren kesimin gazetelerinde ismini gördüğümüz tek tük hanım yazardan biriydi o. Fakat kendisi ortalarda fazla görünmezdi. Halen de medya önüne çıkmaya hevesli olmayan Dr. Sevim Asımgil ablamız, fotoğrafını yayınlamamızı istemedi. Allah'ın emir ve hükümlerine son derece bağlı ve ailesine düşkün olan ablamızın bu tercihine saygı duyduk.

Onu ilk kez bir vakıfta hanımlara mahsus bir sohbette dinleme fırsatı bulmuştum. Hayat hikâyesi beni çok etkilemişti. Eminim onu yakından tanımak, siz okurlarımızı memnun edecek.

İslamî Hayat: Dr. Sevim Asımgil Hanım sizi biraz tanıyabilir miyiz? Yıllardan beri kitaplarınızı okuyoruz ama siz fazla göz önünde olmayan bir ablamızsınız.

Dr. Sevim Asımgil: Balkanlarda dünyaya gelmişim. Aslımız Halep’ten gelmiş. Dedemiz Osmanlı ordusunda Miralay’mış. Onun vazifesi sebebiyle Gümülcine’ye yerleşmişiz. Kendisi batan bir gemide şehit olmuş. Büyük annem onu yirmi beş yıl beklemiş. Zaman içinde Meriç nehri sınır olmuş ve Gümülcine Yunanistan tarafına düşmüş. Bizim ailemiz o zamanlar anavatana göçme imkânı bulamamışlar. Ama ben hep “Orada Müslümanların yaşadığı bir ülke var” diye özlemini çekerdim. Bu özlemim gerçek oldu. İlkokulu orda okudum. Devletimizin Batı Trakya’da Müslüman çocuklar arasında yaptığı imtihanı beş yüz elli talebe arasında en iyi dereceyle kazandım. Sınavda bize bir konu verdiler ve o konuyla alakalı yazı yazmamızı söylediler. Konu da şuydu: “En sevdiğiniz hayvan nedir ve neden?” ben de şöyle yazmıştım: “En sevdiğim hayvan kuzumdur. Çünkü benim kuzum bembeyazdır ve ben onun boynuna kırmızı bir kurdele bağladığım zaman; o kırmızı ve beyaz bana bayrağımı hatırlatır.” O kadar özlem duyuyordum ki… İlkokuldan sonra eğitimime Türkiye’de, devlet bursuyla devam ettim.

İslami Hayat: Ben sizin İslami yönden şuurlanma hikâyenizden çok etkilendim. Çünkü bildiğim kadarıyla siz devletin o yıllardaki batılılaşma politikaları gereği; Türk kadınını, modern tarzda yetiştirme projesi çerçevesinde bir eğitim görüyordunuz. Fakat okulunuz bittikten sonra, muayenehanenize tedavi için gelen bir hanımın getirdiği kitapları okuyarak bilinçleniyorsunuz. Sonra kendinizi İslami ilimleri öğrenmeye ve yazarlığa veriyorsunuz. Biraz anlatır mısınız; bütün bu süreç nasıl gelişti. Yazarlığa nasıl başladınız?

Dr. Sevim Asımgil: Evet dediğiniz gibi oldu elhamdülillah. Yazarlık benim için insanlara doğru yolu güzel bir üslupla, sevdirerek anlatmanın vasıtasıydı. Daha ilkokulda okurken Türkçe dersinde öğretmenimiz bize kompozisyon ödevi verirdi. Her defasında on üzerinden on alırdım. O zaman tahrir derlerdi, yazılarımı öğretmenim diğer sınıflarda örnek olarak okurdu. Bazıları diğer talebelerin de okuması için okulun panosuna asılırdı. Edebiyata olan iştiyakım bir ırmak gibiydi içimde. Rus yazarları dokuz- on yaşında okudum. Bursa Kız Lisesi’nde okurken Türkçe öğretmenimin yolunu kesmiş, heyecanla; ‘Francoise Sagan çok genç yaşta roman yazmış ben de yazacağım’ demiştim. Kendisi yaşlı ve yorgun bir öğretmendi. ‘Çekil git başımdan. Şuna bak kompozisyonlarına güvenerek roman yazacakmış!’ demişti. Yeni doğan bebeğin anne sütü emerek büyümesi gibi ben de okuduğum kitaplarla ruhsal olarak gıdalanarak büyüdüm diyebilirim. Fakat devamlı hissettiğim doyumsuzluk İslami ilimleri tahsile başladığımda sona erdi. Huzura ve daha güzeli, daha iyisini aramaya dönüştü.

İslamî Hayat: Bu nasıl oldu, biraz anlatır mısınız?

Dr. Sevim Asımgil: Okul yıllarım boyunca dediğiniz gibi, modern bir kadın olarak yetiştirildim. Çok da aktiftim, voleybol takımındaydım, folklor ekibindeydim, her türlü faaliyete katılırdım. Okul bitip, muayenehanemi açtığım yıllarda annemler de yanıma geldiler. Hatta ağabeyim Meriç’i yüzerek geçmiştir. Okulda Türkleri kötülemeye başlamışlar, dayanamamış. Annem, kapalı, namazını kılan bir hanımdı. Hatta emsile, bina bilirdi. Demek ki dini bir tahsil görmüştü. Ama ben aldığım eğitim sebebiyle örtünmeyi adet olarak biliyorum. Dini hayatı da “Eski zamanın hayat tarzı” diye öğrendik. Kız lisesinde bir tane bile namaz kılan yoktu. Ben ise hep Allah-u Teala ’ya inandım. Ama hayat tarzı olarak modern bir hayat yaşıyoruz; eşim de, ben de… O sırada muayenehaneme gelen bir müftü bey demiş ki, “Bu hanım inançlı, inancını yaşamaya eğilimli” ve bana kitap getiriyorlar. Kitabın rastgele bir sayfasını açtım. İlk karşıma çıkan tesettür ayetiydi. Ben o zaman dedim ki “Demek ki bu adet değilmiş, Allah’ın emriymiş.” Hemen örtünmeye niyetlendim. Ama örtünmenin nasıl olacağına dair bir ölçü olduğunu bilmiyorum. Bu sebeple pantolon, bluz üstüne bone filan takıyorum. Sonra öğrendim ki cilbab giyilmesi gerekiyormuş. Onu da giydim.

İslamî Hayat: Severek mi giydiniz, yoksa zorunuza gitti mi?

Dr. Sevim Asımgil: Doğrusu ilk zaman çok zoruma gitti. O zamanlar örtülülere çok kötü gözle bakılıyor. Ama madem Allah-u Teâlâ emretmiş diye giydim. Annem rahmetli, açık gezmeme de razı değildi ama bu kadar örtününce onu da kabullenemedi. Daha sonra zaten İslamî ilimlere kendimi verdim.

İslamî Hayat: İlk yazınız ne zaman ve nerede yayınlandı?

Dr. Sevim Asımgil: İlk yazım Diyanetin dergisinde yayınlandı. Tarih ne zamandı bilmiyorum. “Bize yazı gönderin, bir bakalım” demişlerdi. Gönderdim, beğenilmiş demek ki…

İslamî Hayat: Sonra romanlarınız yayınlandı ve çok beğenildi. Romanlarınıza “hidayet romanı” veya “tebliğ romanı” denmesinden rahatsız olur musunuz?

Dr. Sevim Asımgil: Hayır, bu tanımlamadan hiçbir rahatsızlık duymadığım gibi ayrıca çok sevinirim. Roman yazmaktaki amacım bu çünkü. Dünya insanı vahyin nuruna, Kur’an mantığının pırıltılarına muhtaç… Dünya hayatı insanı aldatıyor, şeytan insanı Allah'ın affına güvendiriyor.

İslamî Hayat: Romanlarınızda sevgiyi de yoğun olarak işliyorsunuz. Neden?

Dr. Sevim Asımgil: Duyguların en güzeli, en güçlüsü, en yoğunu sevgidir. Çok doğurgandır. Şefkat, merhamet, fedakârlık, sadakat, hoşgörü, vefa, sevginin güzel ürünlerindendir. Negatif duygulardan kin, nefret, acımasızlık vs. ondan kaynaklanabilir. Fakat şu da var ki ben sadece hoş vakit geçirilsin, duygulanılsın, pembe hayaller kurulsun için yazmıyorum… Amacım özellikle genç nesle İslamî mesajlar vermekti. Romanlarımda ‘Hayatımı dilediğim gibi yaşamak benim hakkımdır’ gibi anlayışlara hiç mi hiç yer yoktur. Bu gibi sloganlar çok zararlıdır. “Nasıl emrolundunsa öyle bir istikamet üzere ol” emrince ömür sürmeyi hatırlatma niteliğindedir, romanlarım. Şartlar ne olursa olsun, iyiye, güzele ve doğruya yönelmeye teşviktir. Dosdoğru yaşamları örnek göstermişimdir. Günaha alkış tutmayı kınamışımdır. Dini hiçe sayarak yaşamakla mutlu olunamayacağını ve ebedi saadetlerin kazanılamayacağını anlatmışımdır. Mevla Teâlâ yarattığı tüm kullarını cennetlerine davet eder. Cennet yolunu tutmak varken neden cehennem yollarına girilsin? Kitaplarımın başından sonuna, bağıra bağıra veya sessizce sürekli iyi insan olmaya çağrı bulunur. Benim çalışmalarım sadece roman ve hikâyelerden ibaret değil. Bunların dışında, İslami ilimleri araştırmaya yönelik ve kişisel gelişimle ilgili kırktan fazla kitabım var. Hatta bir kitabımın ismini çok severim: “İyi insan olmak yürek ister”

İslamî Hayat: Size göre iyi insan kimdir?

Dr. Sevim Asımgil: İşte bütün mesele buradadır. Gerçeği bulmakta da, yanılgılarda da, iyi ve kötü kavramlarında sadece akla güvenilmez. Akıl insanı öteki canlılardan ayıran özelliklerin en önemlilerinden biridir. Akıl doğruyu batıldan, iyiyi kötüden, yararlıyı zararlıdan ayırt etmek için yaratılmıştır. Ancak şu da var ki aklın idrak kabiliyeti sınırlıdır ve kusurludur. Her şeyden önce akıl tüm fertlerde eşit olarak bulunmaz. En yüksek akıl ile en aşağı akıl arasında nice dereceler mevcuttur. Sonra birinin aklının beğendiği bir şey başkasının aklına hiç öyle gelmeyebilir. Bakın, geometri kaidesine göre iki nokta arasında tek bir doğru çizilebilir. Fakat sayılamayacak kadar çok eğriler çizmek mümkündür. Özetle, doğru yol bir tanedir ve o da İslam’dan geçer. Öyleyse doğruyu bulmak için aklı Kur’an- ı Kerim ve hadis-i şerifler olmak üzere iki temel kaynağa bağlamak gerekir. Mutlak hikmet sahibi olan, Rabbimizdir. İyi de kötü de Peygamberler aracılığıyla Mevla Teâlâ’nın bize bildirdikleridir. İyilik; Hakk’a dosdoğru yönelmek ve halk ile beraberken güzel huylu olup, yararlı olanı onlara ulaştırmak zararlı olanı onlardan savmaktır. İyi amel kalpte nur, yüzde ziynet oluşturur ve amelde de kuvvet hasıl eder.

İslamî Hayat: Romanlarınızda ölüm teması da çok baskın, neden?

Dr. Sevim Asımgil: Vahyin atmosferinde iz sürmeyenler idrak uyanıklığına ulaşamıyorlar. Ölüm insanoğlunun karşısında, kendi sınırlarını ve çaresizliğini en iyi algılayabildiği bir olgu olarak durmaktadır. Dikkat ederseniz depremlerde, kaza haberlerinde dikkatler ölü sayısının üzerinde toplanır. Dünya insanı var gücüyle ölüme çare arıyor. Bu ise ölümün hakikatini düşünmeyi engelliyor. Ölümü bir hiçlik bir yok olma, toprağa gömülüp gitme olarak düşünen Müslümanlara rastladım. Bazı inanç grupları, ruhun yeniden beden kazanarak dünyaya gelip gelmeyeceği konusunun ya da ölümden sonra, insanların, cisimsiz varlıklar olarak kalıp kalmayacaklarının tartışmasını yapıyorlar. Ölüm hakkında pek çok insan, yarım, bulanık, yanlış bilgilere sahip. Çünkü ölüm sonrasını anlamaya, fizyolojinin ve biyolojinin verdiği bilgiler yeterli olmaktan çok uzak. Bu sebeple de İslam’ın ölüme ait açıklamalarını, yani Peygamber sallallahu aleyhi vesellemden gelen haberleri ön plana çıkarmamız gerekmektedir. Hakiki dinin mensupları içim ölüm, öteki hayatın başlangıcıdır. Ölmek felaket değildir. Öldükten sonra başa gelecekleri bilmeyip, ahirete hazırlanmamak felakettir. Çalışıp kazanmış bir kimse için korkacak bir şey yoktur. Hatta Mektubat’ta “Böyle ölmek büyük bir devleti ele geçirmektir. Ölüm sevgiliyi sevgiliye kavuşturur” denir. (İmam Rabbanî. Mektubat. S.104) İlahi emirler doğrultusunda hayat yaşamayanlar ölümden nefret ediyor. Onlar ölümü hatırlarına getirmiyorlar, getirmek de istemiyorlar. Bizlere “Ölümü günde yirmi kere hatırlayana şehit sevabı verilir” haberi ulaşmıştır. Şu tenakuza bakar mısınız? Gerçek bir mümin ölüme hazırlıklı yaşadığından, ölümden için için korksa da onunla barışık yaşar.

İslamî Hayat: Son olarak hanımlara ne söylemek istersiniz?

Dr. Sevim Asımgil: Dinimiz hanımlara çok büyük müjdeler veriyor. Bakınız bir hanım, evinin işini yaparak kocasına katkıda bulunduğu vakit kendisine bir sadaka sevabı yazılıyor. Hatta sadece bir yastığı kaldırıp şöyle koysa bile. Tabi ki kocası da evin nafakasını kazandığı için sevap kazanıyor. Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam buyuruyor ki “Hepiniz çobansınız ve güttüğünüzden mesulsünüz. Kadın da evin ahalisini idareden mesuldür.” Hanımlar, çocuklarının yetiştirilmesi, evin idaresi, kazancın tasarruflu kullanılması gibi hususlarda mesuliyetlerini yerine getirirlerse çok sevap kazanabilirler. Kocasıyla geçinmek hususunda sıkıntılara katlanan hanıma cihad sevabı vaat edilmiştir. Bir hanım, evinin huzurunu sağlayıp evlatlarını İslam terbiyesiyle yetiştirirse o evlatların hepsi sadaka-i cariyedir. Bunlar çok büyük müjdeler. Eğer bunların kıymetini bilirsek ahiretimizi kazanırız.

İslamî Hayat: Allah razı olsun. Bize değerli zamanınızı ayırdığınız için. Her zaman sohbetlerinizden istifade etmek istiyoruz. Kızınız Merve Şahin’in yazılarını da okumak isteriz.

Dr. Sevim Asımgil: Sizden de razı olsun. Derginizi beğenerek okuyorum. İnşallah yazmaya çalışırız.


Sayı : 12
Büyük Kapak