Dürüst müsünüz?

Sayı : 26 / Nisan 2014, Konu Başlığı : Kendimizi Tanıyalım

İnsanların birbirine en çok yönelttiği suçlama “Dürüst değilsin!” suçlamasıdır. Hiçbirimiz dürüst olmadığımızı kabul etmek istemeyiz. Çünkü dürüst olmamak, yalancı olmak, aldatmak, yanıltıcı söz ve davranışlar sergilemek, olduğu gibi görünmemek demektir. Bunlar bir kişinin güvenilirliğini zedeleyen ciddi şahsiyet kusurlarıdır.

Öte yandan kabul etmekte zorlansak da hepimizin zaman zaman düştüğü bir tuzaktır, aldatıcı beyanatta bulunmak. “Beyaz yalan” deriz, “nezaket gereği” deriz, “insanlarla geçinmek için mecburuz” deriz, bazen gerçeğe aykırı beyanlarda bulunuruz. Hem bazen iyi niyetle söylenen gerçeğe aykırı beyan, kötü niyetle iletilen doğru bilgiden daha makbuldür. Mesela arabuluculuk için söylenen zararsız yalanlar, ara bozmak için gerçekleri söylemekten yeğdir. Fakat gerekmedikçe de yalan söylememek en iyisidir.

Peki dürüstlüğün ölçüsü nedir? İşte kendinizi sınayabileceğiniz birkaç soru…

1- Bir dostunuz size başından geçen bir hadiseyi anlatarak dert yanıyor. Sizin de ona hak vermenizi ve duygularınızı anlamanızı beklediğini biliyorsunuz. Fakat onun olayı abarttığını, çarpıtmalar yaptığını ve biraz da haksız olduğunu düşünüyorsunuz. Onunla hangi tarzda konuşursunuz?

a-) Dostumu üzmek istemem. Ona hak verdiğimi söyler, duymak istediği tarzda konuşurum. Veya hı hı, boş ver, takma kafana… gibi sözlerle geçiştiririm.

b-) Dostumun iyiliğini istediğim için ona gerçek düşüncelerimi söylerim. Duygularını incitmeyecek bir üslupla ama gerçeği söylerim. Mesela ‘Sen çok hassassın, bu konuya gereğinden fazla anlam yüklüyorsun.’ ‘Aceleyle tepki veriyorsun, biraz sakin olup, düşüne taşına hüküm verirsen senin için daha iyi olacaktır’ gibi şeyler söylerim.

Cevap: Çoğumuzun dürüst olmakta zorlandığı konu, duygulardır. Gerek kendi duygularımız gerekse sevdiklerimizin duyguları bizim bir hadise karşısında dürüstçe tavır koymamızı engelleyebilir. Oysa asıl dostluk, böyle zamanlarda “hakkı ve sabrı tavsiye etmek”le ortaya çıkar. Atalarımız da “dost acı söyler” demiştir. Dostumuz bizimle dertleşirken bir yerde kendi davranışları ve duyguları konusunda istişare etmek istemektedir. Böyle bir zamanda zoruna gidecek olsa da hakkı söylemek en doğrusu olur. Belki de o andaki dürüst tutumumuz onun doğru davranmaya yönlendirecektir. Zaten bir süre sonra olayın harareti geçince o da bu olaya daha serinkanlı bir şekilde bakacaktır. İlk anda ona hak vermediğiniz için biraz kızsa da, daha sonra onun iyiliğini istediğinizi anlayacaktır.

2- İş yerinden izin almak veya bir arkadaşınızın davetini geri çevirmek gibi bir konuda mazeret ileri sürüyorsunuz. Bu gibi durumlarda hangi yöntemi tercih edersiniz?

a-) Eğer gerçek mazeretimi söylemem ikna edici olmayacaksa patronumun veya arkadaşımın bana hak vereceği bir mazeret bulmaya çalışırım.

b-) Gerçek mazeretim neyse onu söylerim. Zaten geçerli bir mazeretim olmadığı halde izin almak veya davetleri geri çevirmek gibi bir âdetim yoktur.

Cevap: Dürüstlük, sağlam şahsiyetli, sözünün eri, vazifelerini yapan, kendisinden beklenen dostluğu gösteren içi dışı bir insanların şiarıdır. Vazifesinden kaytaran, sözünde durmayan nefsine hep bahane arayan kişiler sık sık dürüstlükten ayrılır. Çünkü kendilerinden beklenenleri yerine getirmemek için gerçek mazeretleri yoktur, yalanlara sarılırlar. Yalan ve aldatıcı beyanlar geçici bir kurtuluş sağlar ama bunlara sık sık başvurmak zaman içinde kişinin güvenilirliğini kaybetmesine sebep olur. Bir süre sonra yalancı çoban misali gerçek mazeretleriniz bile inandırıcı bulunmaz. Bu sebeple gerçekten dürüst olabilmek için her açıdan doğru ve sorumlu bir insan olun.

3- Bir ortamda işiniz, maaşınız, evliliğiniz vb. bir konuda açıklama yapmaya zorlanıyorsunuz, fakat gerçeği söylemeniz mümkün değil veya bunu uygun görmüyorsunuz. Nasıl bir yol izlersiniz?

a-) İnandırıcı olmaya dikkat ederek, bilmelerini istediğim tarzda bir şeyler söylerim.

b-) Kimseye kendi özelimle ilgili bilgi vermek zorunda değilim. Karşımdaki kişiye böyle bir soru sormasının ne kadar abes olduğunu belli edecek şekilde bir tutum sergilerim.

Cevap: İnsanları yalana sevk eden bir unsur da, gereksiz meraklılıktır. Başkalarının özelini kurcalamayı seven kişiler karşısında nezaketini korumaya çalışırken yalan söylemeye mecbur kalan birçok kişi vardır. Oysa her insan özelini saklama hakkına sahiptir. Manidar bir gülümseme ile “Neden soruyorsun? Ne kadar da meraklısın!” demekten korkmayın.

4- Birbirine küsmüş bir karıkocayı barıştırmak için gerçeğe aykırı beyan verme durumundasınız. Nasıl bir üslupla konuşursunuz?

a-) Kafamda detaylı bir senaryo hazırlarım. Ses tonumu, kelimelerimi iyi seçer, güzel rol yaparım.

b-) Aldatıcı beyanda bulunmak istemem. “Eşin seni seviyor, senin hakkında güzel şeyler söylüyor. Ayrıldığınız için üzgün görünüyor. Barışmak istediğini zannediyorum. Her ailede olur böyle şeyler. ” Gibi genel sözler söylerim.

Cevap: Peygamberimiz üç yerde yalan beyan vermeye ruhsat vermiştir; “savaşta, eşler arası geçim için, müminleri barıştırmak için…” “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı…” denilmiştir. Yerli yerince söylenmiş beyaz yalan, yersiz bir dürüstlükten daha faydalı olabilir.

Ancak yalanı adet haline getirmek doğru değildir. Çok gerekmedikçe “kuyruklu yalan” dediğimiz türde, detaylarına kadar planlanmış uydurmalara başvurmamalıdır. Dürüst insana yakışan üslup mümkün olduğu kadar doğrudan ayrılmadan bulunabilecek tüm çözüm yollarını denemek olmalıdır.


Sayı : 26
Büyük Kapak