Edeb Bir Tac İmiş Nur-u Hüda’dan

Sayı : 67 / Eylül 2017, Konu Başlığı : Kapak

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem ve ashabının Beni Kurayza Yahudileriyle savaşta olduğu günlerdi. Medineli Müslümanlardan Hallad radıyallahu anh şehit düşmüştü. Annesi Ümmü Hallad radıyallahu anhaya şehit haberi iletildi.

Ümmü Hallad güzelce tesettürüne bürünüp, yüzünü de peçesiyle özenle örtmüş olarak Resülullah sallallahu aleyhi vesellem’e geldi. Niyeti oğlu hakkındaki haberin doğru olup olmadığını öğrenmekti.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin yanında bulunan bazı kişiler bu hanımın haline şaşırdılar. Çünkü cahiliye çağında kadınlar böyle acı bir haber aldıkları zaman yakalarını yırtar, saçlarını başlarını yolarlardı. Ama o gayet sakin bir şekilde, özene bezene bürünmüş bir haldeydi. Şaşkınlıkla:

- Oğlunun haberini sormaya böyle peçeli halde mi geldin? Dediler. Ümmü Hallad radıyallahu anhâ bu soruya şu hayranlık uyandırıcı cevabı verdi:

- Hallad’ı kaybettiysem hayâmı kaybetmedim ya? (Ebû Davud, Kitabü'l-Cihad, 8)

Sahabe hanımları, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemden aldıkları feyzle, ehl-i beyt ve ezvac-ı tahirattan aldıkları örnekle böyle bir edeb sahibi olmuşlardı. İşte onları “Allah'ın kendilerinden razı olduğu,” müjdesine kavuşturan da İslam’ı böyle bütün incelikleriyle yaşama konusunda gösterdikleri hassasiyetleriydi.

Allah-u Zülcelâl bizlere sadece kuru şekilden ibaret bir kulluk emretmiyor, bizde yüksek ahlakın ve edebin bir tabiat, bir şahsiyet haline gelmesini istiyor. Dinin şekle dair emir ve yasakları da aslında ruhlara o ince edebin yerleşmesi için bir davranış şekli öğretmeyi hedefliyor. Bu sebeple dinin şekli kurallarını da bu incelikle anlamak ve hayata geçirmek gerekiyor.

Allah dostlarından Abdullah ibni Mübarek rahmetullahi aleyh şöyle buyuruyor:

“Edeb, en hayırlı sanattır. Hakk’a giden yolun azığıdır. İnsana, faydasız çok bilgiden ziyade, edep ve yüksek terbiye lazımdır.”

İslam’ın gönderiliş maksadı insanı Allah'a layık tertemiz, zarif ve edebli bir kul haline getirmektir. Bilhassa tasavvuf yolu bu maksada uygun şekilde, ibadet ve hükümlerin manası ve ruhu üzerine eğilmiş, amellerin nasıl bir edeb ile ifa edileceğine büyük önem vermiştir.

Kendini Edeble Koru!

Müslüman’ın her davranışında bir edebi olması gerekir. Allah'a karşı bir edeb, Resul’e karşı bir edeb, Allah'ın kelamına karşı bir edeb, İslam’ın şiarlarına karşı, mesela ezana karşı, kıbleye karşı, mescidlere karşı bir edeb, Allah yolunda eğiticilere karşı bir edeb… Bu edebler insanın ruhuna bir saygı, hürmet ve hassasiyet duygusu yerleştirir. Ama edeb bundan ibaret değildir.

Edebin tam manasıyla gerçekleşmesi için elbette Allah'ın yarattığı en şerefli mahluk olan insanın kendine karşı da bir edebi olmalıdır. Bunun da en önemli kuralı insanın kendi şerefine yakışmayan edebsizliklerden sakınarak kendi haysiyetini korumasıdır.
Şair ne güzel söylemiş:

“Edeb bir Tac imiş Nur-u Hüda’dan
Giy o Tacı kurtul her beladan”


Kadın olsun erkek olsun bir insan, insanlık şerefine ve vakarına yakışmayan bir hal içinde bulunursa bunun neticesinde kendisine karşı edebsizlik yapılmasından kurtulamaz. Bilhassa müslüman kadının toplumdaki her çeşit insan tipinin bulunabileceğini de hesaba katarak kendisini ağırbaşlılık ve ciddiyet zırhıyla koruma altına alması zaruridir.

Ne yazık ki son zamanlarda Müslümanlar batıdan gelen bozuk kültürün tesirleri altında kendi medeniyetinin edeb ve haya hassasiyetini kaybetme tehlikesi altındadır.

Çağımızda evden çıkıp bir yere ulaşana kadar sayısız afişte, panoda, vitrinde -ve elbette onlardan özenen şuursuz nesiller yüzünden caddelerde- durmadan hayâsızca görüntülere maruz kalıyoruz. Çünkü batı pek çok reklam ve kültür ürününde kadın bedenini bir eşya gibi kullanıyor.

İnsan hiç istemeden bile bu kadar görüntüye maruz kalıyorsa, film, dizi, hatta haber programında bile seyrettiği görüntüleri hesab edin. Neticede bu kadar görüntüye maruz kalmak gençlerimizin haya hassasiyetini aşındırıyor. Öyle ki artık kalbe huzursuzluk vermesi gereken şeyler karşısında git gide hassasiyet kaybediliyor, normal sayılıyor.

Bilhassa genç hanım kardeşlerimiz bu hususta daha fazla risk altındalar. Çünkü onlar yaratılışları icabı tesettür ve edeble korunması gereken iffet ve haya duygusunun mana ve ehemmiyetini tam idrak edememektedirler. Bunun sebebi, genel olarak hanım kardeşlerimizin bu konudaki tehlikeyi hissedememeleridir.

Allah-u Zülcelâl kadın ve erkeği farklı fıtratta yaratmıştır. Erkekler ailede geçim yükü gibi ağır yükleri yüklenecekleri için yaratılış olarak şehevi arzu bakımından daha kuvvetli yaratılmıştır. Bugün bilim dünyası da gençlik çağındaki bir erkeğin kanında, bir kadına nazaran yirmi kata kadar daha fazla şeheviyat kaynağı olan (Testosteron) hormon bulunduğunu ortaya koymaktadır.

Kadınlarda ise annelik duygusunu oluşturan bazı hormonlar daha fazla bulunmaktadır. Bu hormonlar herkesin babacan bir şefkatle veya kardeşçe bir sevgi ve hürmetle muamele edeceğini zannetme yanılgısına düşürebilmektedir. Hatta internette bazı paylaşımlar görüyoruz, adam şikayet ediyor: “Sevdiğim kız bana ağabey diyor. Ben nereden onun ağabeyi oluyorum?”

Bir kadın, erkeklerin duygularını tam olarak anlayamayabilir ama kadını da erkeği de yaratan Rabbimiz her ikisini de tanıdığı için insanlık şerefine yakışan edebi koruyacak bazı kurallar koymuştur. Hanım kardeşlerimiz hikmetini tam anlayamasalar bile tesettür ve edeb konusundaki İlahi emirlere uymalıdırlar.

Her Hal ve Harekette Edeb

Rabbimizin tesettür konusundaki emirleri gibi, hal ve hareket konusundaki edebe dair emirleri de yoruma ihtiyaç bırakmayacak şekilde gayet açıktır. Kur'an-ı Kerim’de Rabbimiz kadının yürüyüşünde bile bir edebi olması gerektiğini bildirmektedir:
"(Kadınlar) Gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar." (Nur; 31)

O zamanlar kadınlar ayak bileklerine halhal takıp, onu şıngırdatarak dikkatleri üzerine çekermiş. Ama ayetin manası halhalla sınırlı değil, kişinin yürüyüşü dikkatlerin üzerinde toplanmasına sebep oluyorsa bu da edebe uygun değildir. Bundan anlaşılacak bir mana da, tesettür kuralına şeklen uymuş gibi görünürken kaçamak peşinde olmamak, samimi bir şekilde kulluk edebine bürünmektir. Böyle iki yüzlülükle kuralları delme çabası göstermek ciddi bir şahsiyet zaafıdır ve müslüman kadına yakışmamaktadır.

Edeb, muhataba edeb telkin eder. Mesela Rabbimiz ümmetin kadınlarına örnek durumunda olan ezvac-ı tahiratın şahsında, mümin kadınlara şöyle buyuruyor:

“Ey Peygamber hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer (Allah'tan) korkuyorsanız, (yabancı erkeklere karşı) çekici bir eda ile konuşmayın; sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Güzel söz söyleyin." (Ahzab, 32)

Buradan anlaşılıyor ki Müslüman kadın yalnız görüntüsüyle değil, yabancı erkeklerle konuşması gerektiği zamanlarda söz ve hareketlerinde de edebli olmalıdır. Mesela sesinin tonunda, sözlerinde, el kol hareketlerinde muhataba saygınlık telkin eden bir ciddiyet ve ağırbaşlılık olmalıdır. Saygı görmek isteyen kendi saygınlığını muhafaza etme sorumluluğunu taşımalıdır.

Bazen kadın erkek karışık çalışılan işyerlerinde hanımlar, yaratılışlarında bulunan konuşma, paylaşma özelliği sebebiyle lüzumsuz yere konuşup gülüşebilmektedir. Bu davranışları erkeklerin onlara karşı saygısızca davranmasına zemin hazırlayabilmektedir. Bu saygısızlık her zaman iffetine yan bakmak şeklinde olmasa bile, laubalilik, seviyesizlik, küçümseme manası taşıyan aşırı sataşmalar şeklinde de olabilmektedir. Bu da kadınları incitebilmektedir.

Ağırbaşlı, ciddi bir kadın, kendi söz ve davranışlarını kısıtlayıp disipline etmekle muhatabıyla arasına aşılmaz bir mesafe koyarsa saygınlığını daha kolay korur. Bu kadının hassas duygularının incitilmemesi için daha uygundur.

Kendimizi Allah'a Beğendirelim

Elbette insanların davranışlarının psikolojik bazı sebepleri vardır. Akıllı bir insan nefsinin fısıldadığı duygu ve dürtüleri gözden geçirmeli, bunların altında yatan sebebi dikkatlice incelemelidir.

Kadınlar yaratılış olarak kendini sevdirme, onaylanma, kabul görme hissine meyyaldir. Beğenilen, sevilen ve böylece destek bulabileceği bir aileye-topluma mensubiyet şansı kazanan biri olmak istemektedir.

Özünde bu duygular yanlış değildir ama toplum değerleri tersine döndüğü, kendini teşhir ve hayasızlık bir modernlik alameti sayıldığı için çoğu kadınlar bu durumu sorgulamadan kabullenmekte, bunun tesirlerini ve sonuçlarını idrak edememektedir. Oysa kadının bu şekilde kendini teşhir etmesi, metalaşmasını, yani sırf dış görünüşüyle değer biçilen bir nesne gibi telakki edilmesini beraberinde getirmektedir. Halbuki kadın da akıl ve ruh sahibi bir insandır.

Allah-u Zülcelâl Kur'an-ı Kerim’de kadının da aynen erkek gibi, işlediği amellerin karşılığını göreceğini, Allah katında derece kazanabileceğini bildirmektedir. Kadın da Allah'ın şerefli bir kuludur. O halde neden kendini böyle zavallı bir hale düşürsün ki?

Kendimizi sevdirme ve beğendirme hissimiz kötü değildir ama bu hissi sadece doğru adrese yönlendirmeliyiz. Bir kul olarak evvela kendimizi Allah'a beğendirmeli, sonra da Allah'ın razı olduğu kişiye, yani nikahlı eşimize beğendirmekle yuvamızın saadetini temin etmeliyiz. Böylesi hem dünyada, hem ahirette mutlu olmamıza çok daha uygun olduğu gibi insana yakışan ahlak ve edeb de ancak budur.

Bir kadının yabancı erkekler nezdinde beğeni kazanmasının dünyevi hiçbir faydası yokken ahirette cezası vardır. O halde durduk yere böyle lüzumsuz bir günaha girmek ahmaklıktan başka nedir?

Yazımızı özümüzü Hz. Mevlana’nın sözleriyle noktalayalım:

“Efendi bil ki insanın tenindeki can edeptir. İnsanoğlunun göz ve kalp nuru edeptir.
Âdem bir ulvi âlemdendir süfliden değil. Bu dönen kümbetin hem dönmesi hem de revnak ve ziyneti edeptir.

Şeytanın başına ayağına koymak istersen gözünü iyi aç şeytanın canını çıkaran edeptir.
İnsanoğlu eğer edepten yoksun ise o insan değildir. Zira insanoğlu ile hayvan arasındaki fark edeptir.

Aç gözlerini bak Allah kelamı olan Kur’an ayet ayet edeptir.
Akıldan sordum: iman nedir? Akıl kalp kulağına ‘İman edeptir,’ diye fısıldadı.”


Sayı : 67
Büyük Kapak