Efendim…

Sayı : 50 / Nisan 2016, Konu Başlığı : Gönülden Gönüle

Bir bahar sabahına uyanır gözler, düşe sen girince. Karanlıklar dağılır, çöllerde güller biter adın geçince.

Bazen bir damla yaş olursun gözden gönüle akan, bazen bir dua olursun meleklerin kanatlarına takılan.

Dua dua kokumuzu yollarız sana aku pak olsun ruhlarımız diye ve bizler her gün sana salatu selam yollarız gülşenimiz de yeniden açsın taze güllerin diye.

Ah, ah ki ne ah, ümmet olabildik mi sana Efendim?

Senden sonra sahip çıkabildik mi davana?

Yaşadığın gül devrini nakşedebildik mi hayatımıza?

Bize bakanlar Seni anımsadı mı görüntümüzle?

Yoksa unuttuk mu seni ve nasihatlerini?

Yoksa yeniden karanlığa mı mahkûm ettik dünyamızı?

Uzak kaldık Hz. Ömerî aşktan, Hz. Ebu Bekirî sadakatten…

Hal böyle olunca uzak düştük sana can özüm. Oysa şöyle diyordu ilahi kelam; “Peygamber size neyi verdiyse onu alın, neyi yasakladıysa ondan da sakının!” [Haşr 7]

Biz ne verdiklerini tam olarak alabildik, nede yasaklarından sakınabildik efendim. Yinede kapındayız işte, yüz çevirme ne olur, gidecek başka kapısı olamayan biçare ümmetinden.

Uhud devrini yaşıyoruz yeniden. Okçular tepesi yine sahipsiz efendim. Dünyanın ganimetlerine meyledince bizlerde parçalandı yüreğimiz, bölük pörçük oldu size getiren hayallerimiz.

Oysa ibretti Uhud, senin sözün dinlenmediği için yıkıldı dağlar. Senin öğütlerin unutulduğu için can verdi sana can olanlar. Ve dünya malı bir an göz boyadığı için galebe çaldı düşman. Düştü sancak Musab’ın elinden, yere yığıldı can pareniz Hamza…

Unuttuk bazen seni anmayı, unuttuk şefaatin olmadan kurtulmanın imkânsızlığını.

Unutunca Seni; çıkmaz oldu her sokak. Sustu seni anlatan şiirler ve öksüz kaldı seni anlatan kelimeler. Evet, unuttuk Seni anmayı, unuttuk Seni yaşamanın Hakkı yaşamak olduğunu. Unutunca Seni; sustu bülbüller, öldü gökkuşağını andıran çiçekler, soldu en güzel gül daha goncayken.

Dünya tuzak tuzak toprağa gömdü de yüreğimizi, anlayamadık senden uzak kaldığımızı. Şimdi gel gör halimizi, hal harab, can bitap. Virane gönüller, tarumar ötelere ait hayaller. Şimdi gel gör bizi, enkaz yığını gibi yapma sarayları andıran evler, toz duman dünya meydanı, taze âşıklar her dakika can vermedeler.

İsrafil nöbette bekler kıyameti, ümmetin yaklaşır her gün bir adım daha mahşere.

Kurulur da mizan yakılırsa kor ateş, kime koşarız Efendim?

Sinesini açınca cehennem, köşede kalır da uzanamazsa bize cennet, kimden şefaat dileniriz efendim?

Yüzümüze bakmayınca Yaradan, küsünce melekler, kimden eman dileniriz Efendim?

El ver bize ya Rasulallah, o mahşerî kalabalıkta, yıka ruhlarımızı, temizle bizi mübarek dualarınla. Ağlamayınca geceleri, sermeyince Kâbe’ye karşı seccadeyi ve öldürmeyince Sensiz bırakan emelleri; çıkmıyor yollar sana Efendim.

Ne bahtiyardır Muhammed sallallahu aleyhi vesellem deyince yüreği sızlayanlar… Ne bahtiyardır, adın geçince gözyaşına boğulanlar.

İnsin bu gece melekler yeryüzüne, Hz. Cebrail’in sesi çınlasın kulaklarımızda, dirilsin gidip de dönmeyenler! Bir nefeslik haber versinler Senden, bir selamını getirsinler Efendim.

Yıkılmadan bu dünya, toz bulutu olmadan dağlar, soluğunu duyalım bir kez fani halimizle. Bir ümit olsun öteler adına, pası silinsin ruhlarımızın ve dağılsın karaya boyanmış geceler.

Bir görün de gülsün yüzlerimiz yeniden efendim…

Bir görün de tazecik ümitler yeşersin içimizde yeniden Efendim…


Sayı : 50
Büyük Kapak