Eşini Başkalarıyla Kıyaslama!

Sayı : 42 / Ağustos 2015, Konu Başlığı : Goncagül

Hanımlar arasında yaygın bir adet vardır; bir araya geldikleri zaman kendi hayatları, bilhassa evlilikleri, eşleri hakkında arkadaşlarıyla sohbet ederler. Çoğu zaman da bu sırada eşleri hakkında konuşur, onun iyi veya kötü davranışlarını anlatırlar. Bu her zaman böyle olmuştur. Hatta hadis kitaplarında zikredilen bir hadis-i şerifte Peygamberimizin zamanında dahi kadınların kocaları hakkında konuştuğu görülmektedir.

Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: "On bir kadın oturup, kocalarının ahvalini haber vermede ve hiçbir şeyi gizlemeyecekleri hususunda birbirlerine kesin söz verip anlaştılar.

Birincisi kadın kocasın kötüleyerek; “Benim kocam yalçın bir dağın başındaki zayıf bir devenin eti gibidir. Kolay değil ki çıkılsın, semiz değil ki götürülsün '' dedi. Yani kocasının sert mizaçlı, huysuz, gururlu oluşuna, ailenin kendisinden istifade etmediğine işaret etti.

İkincisi de kötüleyerek; "Ben kocamın haberini fâş etmek istemem, çünkü korkarım. Eğer zikretmeye başlarsam büyük-küçük her şeyini söyleyip bırakmamam gerekir, bu ise kolay değil,” dedi. Bu sözüyle kocasının çok kötü olduğuna işaret etti.

Üçüncüsü kötüleyerek: "Benim kocam uzun boyludur, konuşursam, boşanırım, konuşmazsam muallakta bırakılırım '' dedi. Böylece kocasının akılca kıt olduğunu belirtmek istedi.

Dördüncüsü överek: "Kocam Tihâme gecesi gibidir. Ne sıcaktır, ne soğuktur. Ne korkulur, ne usanılır, dedi.

Beşincisi överek: Kocam içeri girince pars, dışarı çıkınca arslan gididir. Bana bıraktığı ev işlerinden hesap sormaz'' dedi.

Altıncısı kötüleyerek: "Kocam, yedi mi çok yer, içti mi sömürür, yattı mı sarınır. Benim kederimi anlamak için elbiseme elini sokmaz''dedi. Böylece kocasının kendisiyle ilgilenmediğini, yiyip içmekten başka bir şey düşünmediğini söylemek istedi.

Yedincisi kötüleyerek: "Kocam tohumsuzdur, erlik yapmaktan acizdir. Her dert onundur, hastalıklıdır. Başımı yarar, vücudumu yaralar, her şeyi toplar, eline geçenle bana vurur,” dedi.

Sekizincisi överek: "Ona dokunmak tavşana dokunmak gibidir. Güzel kokulu bitki gibi hoş kokar,” dedi.

Dokuzuncusu överek: "Kocamın direği yüksektir, yani evi geniştir, rahattır. Kılıcının kını uzundur yani boylu posludur. Ocağının külü çoktur, yedirir içirir. Evi meclise yakın misafir perver bir adamdır” dedi.

Onuncu kadın: "Kocam maliktir, hem de ne mâlik! Artık akıl ve hayalinizden geçen her hayra mâliktir. Onun çok devesi vardır. Develerin çökecek yerleri çok, yaylakları azdır. Çalgı sesini duydular mı helâk olacaklarını anlarlar. Yani develer yayılmaya salınmaz, kesilmek üzere bekletilir, şölenler için kesilir. Bu kadın da kocasının şölenler tertipleyip malını israf ettiğini söylemek istedi.

On birinci kadın: "Kocam Ebu Zerr'dir. Amma ne Ebu Zerr'dir! Anlatayım: Kulaklarımı zinetlerle doldurdu, pazularımı yağla tombullaştırdı. Beni hoşnut kıldı, kendimi bahtiyar ve yüce bildim. O beni Şıkk denen bir dağ kenarında bir miktar davarla geçinen bir ailenin kızı olarak buldu. Beni atları kişneyen, develeri böğüren, ekinleri sürülüp daneleri harmanlanan müreffeh ve mesud bir cemiyete getirdi. Ben onun yanında söz sahibiydim, hiç azarlanmazdım. Akşam yatar sabaha kadar uyurdum, doya doya süt içerdim.

Ebu Zerr'in annesi de var; Ümmü Ebü Zerr. Ama o ne annedir! Onun zahire ambarları büyük, hararları iri, evi geniştir.

Ebü Zerr'in oğlu da var. Ama ne nezaketli gençtir o. Onun yattığı yer, kılıcı çekilmiş kın gibidir. Onu dört aylık bir kuzunun tek budu doyurur. Ebu Zerr'in bir de kızı var. Ama o ne terbiyelidir. Babasına itaatkârdır. Anasına da itaatkârdır. Vücudu elbisesini doldurur. Endamıyla akranlarını çatlatır.

Ebu Zerr'in bir de cariyesi var. O ne sadakatli, ne iyi cariyedir. Aile sırrımızı kimseye söylemez, evimizin azığını asla ifsat ve israf etmez, evimizde çer çöp bırakmaz, temiz tutar. Namusludur, eve kir getirmez.

Bir gün Ebu Zerr evden çıktı. Her tarafta süt tulumları yağ çıkarılmak için çalkalanmakta idi. Yolda, bir kadına rastladı. Kadının, beraberinde, pars gibi çevik iki çocuğu vardı. Kocam bu kadını sevmiş olacak ki, beni bıraktı, onunla evlendi. Ondan sonra ben de şeref sâhibi bir adamla evlendim. O da güzel ata binerdi. Hattî mızrağını alır ve akşamüzeri deve ve sığır nev'inden birçok hayvan sürer, bana getirirdi. Getirdiği her çeşit hayvandan bana bir çift verirdi. Bu kocam da bana: “Ey Ümmü Zerr! Ye, iç ve akrabalarına ihsanda bulun!” derdi. Buna rağmen, ben bu ikinci kocamın bana verdiklerinin hepsini bir araya toplasam, Ebu Zerr'in en küçük kabını dolduramaz.

Hz. Âişe annemiz kadınlar arası bu konuşmaları Peygamber efendimize anlatıyordu. Söz buraya gelince, Resulullah aleyhissalâtu vesselâm: “Ey Aişe, buyurdular, ben sana Ebu Zerr'in Ümmü Zerr'e nisbeti gibiyim. Şu farkla ki Ebu Zerr Ümmü Zerr'i boşamıştır, ben seni boşamadım. Biz beraber yaşayacağız.”(Buhari, Nikâh 82; Müslim, Fedâilü's-Sahâbe 92)

Bu hadis-i şerif, Peygamber efendimizin, aile hayatına dair bir fikir vermektedir. Anlaşılıyor ki Peygamberimiz hanımının gün boyunca kimlerle, neler konuştuğuna ilgi gösterip dinlemektedir. Sonra da ona teselli verici, gönlünü rahatlatıcı bir söz söylemektedir.

Kocalarından bahsederek evlilikleri hakkında konuşmak kadınlar arasında yaygın bir alışkanlıktır. Ne yazık ki bu konuşmaların sonunda kadınlar kendi sahip olduklarını, hatta kendi eşlerini ve evliliklerini başkalarınınkiyle kıyaslar, böylece kendi evliliği hakkında vehimlere kapılır. Oysa bu davranış çoğu zaman sıkıntıya sebep olur. Çünkü herkesin evliliği farklıdır. Bu biraz nasip meselesidir; Allah-u Zülcelal herkese farklı bir hayat hikayesi takdir etmiştir. Bir kişi kocasından çok güzel muameleler görür ama hayatının başka yönleri çok imtihanlıdır. Bir başka kişinin ise kocası biraz sıkıntılıdır, çünkü onun imtihanı kocasındandır.

Hanımlar evliliklerinden, eşlerinden ve kayınvalidelerinden bahsederek dertleşirken birçok zaman aile sırlarını ortaya dökerler. Bazıları bilerek veya bilmeyerek hayatındaki güzel şeyleri öne çıkarır. Bu biraz da hayata bakışla ilgilidir; her şeyin güzel yanını görmekle alakalıdır.

Bazen de kişinin dosta düşmana karşı sırcı olması, hayatının sıkıntılı yanlarını gizlemesi, güzel yanlarını anlatarak övünmeyi sevmesiyle alakalıdır. Ancak bilmeyenler onların hiç derdi yok zanneder. Bazen de böyle konuşmaları yüzünden mutluluklarına nazar değer.

Bazı kişiler de hayata kötümser bakar, her şeyin olumsuz yanını anlatır. Kocası sorumlu, akıllı, üzerine düşeni yapan biridir ama o sadece tutumlu olmasına bakar, “Benim kocam cimri,” diye anlatır. Kendi nasibini, başkalarının nasibiyle kıyaslar ve küçük görür. Bu da güzel bir davranış değildir. Nereden biliyoruz ki, belki de karısına karşı cömert gibi görünen kişinin de başka sıkıntı veren huyları vardır. Bu sebeple aile sırlarını ulu orta konuşmak ve başkalarının evliliğiyle sürekli mukayese etmek doğru değildir.

Akıllı bir kadın ailesinin sırrını ulu orta herkese söylememelidir. Ancak derdine çözüm bulmak için istişare etmek niyetiyle, bilgili, yol gösterebilecek kişilerle konuşabilir. Ailevi meselelerden bahsederken ne övünmek ne de kötülemek doğru olmaz.


Sayı : 42
Büyük Kapak