Eşler Arasında Kıskançlık Duygusu

Sayı : 61 / Mart 2017, Konu Başlığı : Saadethane

Eşini kıskanma duygusu, insan fıtratına konulmuş tabii hislerden biridir. Her insan evliliğinde kendini güvende hissetmek ister. Çünkü eşiyle uzun bir yola çıkmıştır. Ona bağlanmıştır. Bu evliliğe yatırım yapmış, emek vermiş, gençliğini bu ilişkiye harcamıştır.

Evlenirken iki insan birbirine hem Allah'ın huzurunda hem insanların huzurunda bir söz vermiştir. Bu söze sadık kalmak insanlık vazifesidir. Ayrıca bir kadın ile bir erkek çoluk çocuk sahibi olmakla, onları birlikte büyütmek için de bir nevi sözleşmiş olmaktadır.

Bu beraberliğe sadık kalmamak, beraber yola çıktığı yoldaşını yarı yolda bırakmak büyük bir vefasızlıktır.

Hele hele evlilikte eşlerden birinin bir başkasıyla ilişki kurarak, eşinden esirgediği ilgi ve sevgiyi ona vermesi aldatılan eşte büyük bir incinmişliğe yol açar. Hele bir erkeğin, karısının ihanetine uğraması erkeklik haysiyetini rencide eder. Bir kadın da kocası tarafından sevilmemenin üzüntüsünün yanında başkası için terk edilip çocuk çocuğuyla ortada kalma korkusuyla son derece incinir ve mağdur olur.

Bu sebeple her insan evliliğinde eşini kıskanır. Kendi gösterdiği bağlılık ve sadakati eşinden beklemek her eşin tabii hakkıdır. Bu yönüyle eşini başkalarından kıskanma hissi son derece tabii bir histir.

Kıskanma hissi, aynı zamanda iffet temizliğine düşkün olmakla da ilgili bir duygudur. Bu manada bir müslüman, sadece kendi eşini değil bütün toplumun namusunu korumak ister, iffetsizliğin yaygınlaşmasından rahatsız olur. Çünkü toplumda iffetsizlik yaygınlaşırsa o ateş bir gün olup herkesin aile huzurunu tehdit eder hale gelecektir. Bunun yanında Rabbimiz iffetsiz bir topluma gazap ettiği zaman o toplumun başına gelen belalar herkesi etkileyecektir.

Allah Edebsizliğe Razı Olmaz

Esasen imanının gereği olarak herhangi bir mümin Allah'ın razı olmayacağı hiçbir şeye razı olmaz. Allah-u Zülcelâl de mümin kullarının arasında edebsizliğin yaygınlaşmasına asla razı olmamaktadır. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki:

“Allah'dan daha gayyur (esirgeyen, kıskanan) kimse yoktur. Bu sebeptendir ki fevâhişin açığını da kapalısını da haram kıldı. Medihten Allah kadar hoşlanan bir kimse de yoktur. Bu sebeptendir ki kendisini medhetmiştir.” (Buhârî, Nikâh 107, Müslim, Tevbe, 33; Tirmizî, Daâvât 97,)

Bu hadis-i şeriften de anlıyoruz ki, Allah-u Zülcelâl kullarının iffetli, hayalı olmasını istemektedir. Bir mümin de Allah'ın istediği şeyi ister ve istemediği bir şeyin olmasını istemez.

Rabbimiz kullarının temiz, dürüst ve hayalı olmasını sevmektedir. Öyle ki, bir müminin kalbini dahi haram arzu ve duygulardan korumasını hedeflemektedir. Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber’in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber’i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir…” (Ahzab, 53)

Bu ayetten anlıyoruz ki Allah-u Zülcelâl müminlerin kalplerini bile kıskanmakta, bir an için bile olsa haram bir arzu duymalarına razı olmamaktadır. Öyleyse Allah'ın istemediği şeyleri biz de istememeliyiz. Bütün bunları göz önüne aldığımız zaman bir müminin, bilhassa kendi eşi başta olmak üzere, müslüman kardeşlerinin günaha meyletmesine asla razı olmayacağını anlayabiliriz.

Bu durumda müslüman eşlerin birbirlerinin gönlünü dahi kıskanması ayıplanacak bir şey değil gayet normal ve İslam ahlakına uygun bir durumdur.

Paranoya Hastalığı

Ancak kıskanma hissinin de normal seviyede olmayan, hastalıklı ve aşırı halleri olabilmektedir. Mesela bazı kişilerde kıskançlık duygusu bir nevi şüphecilik hastalığı yani paranoya haline gelmiştir.

Bu hastalığın yol açtığı kıskançlığın farkı, ortada hiçbir şüphe uyandırıcı hal olmadığı halde aşırı kıskançlık hissetmektir. Mesela kişinin eşi Allah'tan korkan, hal ve hareketlerine dikkat eden, yanlış bir davranışı olmayan bir kimsedir. Ama kişi kendi beynindeki saplantı veya kuruntularla adeta hayali senaryolar üretmektedir. Bu sebeple eşine hayatı zindan edecek kadar baskı uygulamakta ve yersiz suçlamalarla bunaltmaktadır. Elbette bu hastalık belirtisi olan bir durumdur, tabii olan kıskanma hissinden farklıdır.

Paranoya hastası kişiler, sadece eşlerine karşı değil başka kimselere karşı da kuşkucudur. Kimseye itimat etmezler, herkesi suçlayabilir veya yalancılıkla itham edebilirler. Bazen kendi hayallerinde ürettikleri kuruntuları gerçekmiş gibi görebilirler. Bunun ileri safhaları şizofreni tablosuna kadar gidebilir.

İslam’da övülen kıskanma hali bu şekilde hastalık derecesinde olan kıskançlık hali değildir. Esasen müminler birbirlerine güvenirler, kuşku uyandırıcı bir hal ortaya çıkmadıkça birbirlerinin iffetinden kuşku duymazlar.

Kendisi asla yalan söylemeyen ve iffetsizlik yapmayan bir kişi çoğu zaman başkasından da bunu beklemez. Ancak kuşku verici haller görürse insanın güveni sarsılabilir. Bu durumda kusur kıskanan tarafta değil, onun güvenini sarsıp şüphe uyandıran taraftadır.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor:

“Allah kıskançlığın kimisini sever, kimisine de öfkelenir. Allah'ın sevdiği kıskançlık, şüphe doğuran işler hakkındaki kıskançlıkdır. Allah'ın kızdığı kıskançlık ise şüphe doğuran işlerin dışındaki kıskançlıklardır. Yine Allah büyüklük taslamaların kimisine kızar, kimisini de sever. Sevdiği, büyüklük taslama kişinin savaş esnasında (düşmana) büyüklük taslaması ile sadaka verirken (verdiği mala dönüp bakmaması, asil ve şerefli davranması)dır. Allah'ın kızdığı büyüklük taslama ise, taşkınlık ve övünme sırasında büyüklük taslamadır." (Ebu Davud, Cihad 114; Nesâî, Zekât 66; Ahmed b.Hanbel, V,63, 445-446)

Evlilikte kıskançlığın normal dozunda olması, eşlerin birbirine olan sevgisinin ve kaybetme endişesinin diri olduğunu gösterir. Ama anormal derecede bir kıskançlık ya kıskanan kişinin beynindeki bir sorundan veya eşin kuşku verici hallerinden kaynaklanan olumsuz bir işarettir.

Bir kişi eğer makul sebep olmadığı halde hayali kuruntularla kıskançlık hissediyorsa bir psikiyatri uzmanına baş vurup durumu hakkında bilgi alabilir. Kendisi buna yanaşmıyorsa yakınları onu yönlendirebilir. Bu aşırı kuşkucu haller kişinin kendisine de eziyettir, zaman kaybetmeden tedavi edilmesi en uygun yoldur.

Öte yandan kıskançlık duygusunun kabarmasına sebep olan durum, eşin kuşku verici hallerden sakınmaması ise bu durumda buna sebep olan eşin hatasını kabullenmesi ve bunları düzeltmesi gerekir.

Böyle bir durumda kişinin eşinin güvenini tekrar kazanması için son derece şeffaf davranması gerekir. Mesela cep telefonuna şifre koyması, kimlerle konuşup mesajlaştığını gizlemesi günümüzde eşler arasında kuşkuya sebep olmaktadır. Yine gittiği yer ve görüştüğü kişiler hakkında bilgi vermemesi, zaman zaman çelişkili ve yanıltıcı konuşmalarının ortaya çıkması eşler arasındaki güveni sarsmaktadır.

Kıskançlık duygusu bazen son derece ağır aile felaketlerine yol açabildiği için eşlerin birbirinin güvenini kaybetmemeye özen göstermesi çok önemlidir. Bir kişi eşinin güvenini kaybederse hem kendi saadetinin temelini yıkmış olur hem de eşinin psikolojisinde geriye döndürülmez bir yara açmış olur.

İslam ahlakının temeli, “Kendin için istemediğin bir şeyi mümin kardeşine de yapmamaktır.” Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor:

"Nefsimi elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, bir kişi hayırdan kendisi için istediğini, Müslüman kardeşi için de istemedikçe mükemmel bir şekilde îman etmiş olmaz." (Ahmed b. Hanbel, El-Müsned: 1; 113)

Unutulmamalıdır ki, sevgi ve bağlanma duygusu ancak güven hissinin üzerine inşa edilebilir. Eşine güvenmeyen bir kadın veya erkek bu evliliğe bağlanmaz, mesela çocuk dünyaya getirmek istemez. Belki ruhunda açılan bu şüphe gediği sürekli onu huzursuz ederek nihayetinde bu evliliğe son verme noktasına kadar götürür. Bu sebeple bilhassa günümüzde dinimizin emrettiği şekilde tesettüre riayet edip, yabancı erkek ve kadınlarla ilişkileri zaruretlerle sınırlandırmalı, konuşmak gerektiğinde de edebe uygun hareket etmeye özen göstermelidir.

İnternet ve cep telefonu gibi iletişim imkânlarının çoğaldığı günümüzde bu araçları kullanırken İslami edebe uygun hareket etmeli, “Nasıl olsa beni kimse tanımıyor,” dememelidir. Çünkü yaptığımız bir konuşmanın, muhatabımızın kalbine veya bizim kalbimize ufak bir iz bile bırakmasına Allah-u Zülcelâl razı olmamaktadır.

İnsanlardan haya edip de bizi her an her yerde gören Rabbimizden haya etmemek bir müslümanın imanına ve ihlasına yakışmaz. Bu sebeple şüpheli hallerden uzak durarak hem kendimizi, hem aile saadetimizi, hem de toplum huzurunu muhafaza etmeye özen göstermemiz gerekir.


Sayı : 61
Büyük Kapak