Eşler Arasında Kul Hakkına Riayet

Sayı : 63 / Mayıs 2017, Konu Başlığı : Saadethane

İslam dininde kul hakkına riayet etmenin önemini biliriz. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem kul hakkına dikkat etmeyip, zulmetmenin mahşer gününde iflasa sebep olduğunu bildirmiştir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün ashab-ı kirama:

"Müflis kimdir, biliyor musunuz?" diye sordu. Ashab-ı kiram:

- Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir, dediler. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

"Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnad ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları bitince de, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir" buyurdular. (Müslim, Birr 59)

Bir müslümana asla bir mümin kardeşinin canını yakmak veya malını almak gibi zulümler yakışmaz. Birçoğumuz bu gerçeği biliriz ve elimizden geldiği kadarıyla kimsenin kul hakkına girmemeye dikkat ederiz. Ancak ne yazık ki iş evliliğimize gelince eşimizin de bir kul olduğunu unuturuz ve onun hakkına da aynı şekilde riayet etmemiz gerektiğini düşünmeyiz.

Hâlbuki bu dünyada eşler birbirleriyle tek bir vücut gibi olsalar da ahiret gününde her bir insan tek tek hesaba çekilecektir. Dünyadayken bir insan eşinden gördüğü eziyetleri kimseye şikâyet etmese, hakkını aramasa da ahirette hakkını arayabilir. Bu sebeple eşlerimizin haklarını da öğrenmeli ve onlara riayet etmeliyiz.

Kur’an-ı kerimde Rabbimiz, “Kadınlar sizin için elbise, siz de onlar için elbisesiniz” (Bakara, 187) buyurarak, eşlerin birbirine ne kadar muhtaç olduğunu benzetme yoluyla işaret buyurmaktadır. Gerçekten de her insan eşine bazı hususlarda muhtaçtır. Bir adam dışarıda ne kadar güçlü olsa da evine geldiği zaman eşinin ona huzur vermesine, onun ihtiyaçlarını anlamasına muhtaçtır. Kadınlar ise duygulu ve hassas yaratılışlarının da bir neticesi olarak eşlerinin iyi muamelesine çok daha fazla muhtaçtır.

Bir kadın gerek maddi gerek manevi bütün ihtiyaçları için kocasına başvurmak durumundadır. Eğer kocasının onun ihtiyacını anlamaz, duyarsız davranırsa kadınların mağdur olması kaçınılmazdır.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buna işaretle:

"Sakın ha, kadınlara da iyi muamele yapın. Çünkü onlar yanınızda, (size muhtaç olmak bakımından) sanki esir durumundadır. Onlara iyi muamelenin dışında bir başka şey yapmak hakkına sâhip değilsiniz..." (Tirmizî, Fiten 2, Müslim, Hacc, 194,) buyuruyor.

Hadiste geçen "avanün" kelimesi savaşta esir edilmiş köle manasında değildir. Kadının kocasına olan ihtiyacını ve ihtiyaçlarını kocasından başkasına arz edemeyecek durumda olmasını işaret eder. Bunun yanında kadın kocasının yanında kendini değerli hissetmeye, sevildiğini bilmeye de muhtaçtır.

Kadınlar yaratılış olarak sevilme ve beğenilme ihtiyacını daha çok hissedecek şekilde yaratılmıştır. Kadının fıtratına sevme, şefkat duyma ve sevilmeye, şefkate ihtiyaç hissetme duyguları daha fazla konulmuştur. Bu ihtiyacını kocasından göremeyen kadınların zamanla kendine akraba veya arkadaş çevresinden yarenler edindiğini, onların sevgi, beğeni ve desteklerini hedeflediğini görebiliyoruz. Oysa bu evlilikler için iyi bir gidişat değildir. Bir evlilikte karı koca iyi bir dost, arkadaş ve en yakın sırdaş olmalıdır.

Bir erkek, evlendikten sonra bekârlık zamanlarındaki alışkanlıklarını devam ettirir, eve geç gelir, arkadaş çevresiyle eğlenir, zamanını ve imkânlarını kendi nefsine harcar, hanımını ilgisiz bırakırsa hanım kendisini değersiz hisseder. Zamanla kocasının ona karşı bu bencilce hareketlerine kırgınlık duyar ve belki de kendi başının çaresine bakmaya başlar.

Zamanımızda birçok evde karıkocalar adeta aynı evde iki yabancı gibi olmaya başlamıştır. Biri elinde cep telefonu, birileriyle yazışıyor, gülüşüyor, konuşuyor; diğeri internet başında bir takım sitelere giriyor. Bunlar hem evliliğin devamı adına hem de eşlerin ahiret saadetleri adına hiç de iyi bir durum değildir.

Allah-u Zülcelâl insan ilişkilerine ölçüler getirmiştir. Her Müslüman bu ölçüleri bilmek zorundadır. Kadın erkek her Müslümanın ilmihalini, yani itikad, ibadet ve muamelat yani helal harama dair meseleleri öğrenmesi farzdır. Bu hükümlere göre Müslüman erkekler ve kadınların, namahrem kişilerle ihtiyaç haricinde konuşmaları, görüşmeleri ve bilhassa samimi olacak şekilde iletişim kurmaları haramdır.

Eşler Birbirine Duyarlı Olmalı

Allah-u Zülcelâl mümin kadınlar ve erkeklerin birbirlerinin velisi, dostu, hayat arkadaşı olmasını istemiştir. Karı kocaların birbirlerine karşı hayırlı olmaları, birbirlerinin meşru ihtiyaçlarını karşılamaları ve hayırlı işlerde birbirlerini desteklemeleri, dini bir vazifedir.

İslam’da evliliğin en önemli hikmetlerinden biri, haramdan uzak durarak ihtiyaçlarını meşru çerçevede gidermektir. Peygamber Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem evliliğin bu yönünü şöyle ifade buyurur: “Gençler, evlenin! Çünkü evlenmek, sizi harama göz dikmekten alıkoyar. Durumu evlenmeye müsait olmayan, oruç tutsun. Çünkü oruç, onlar için kalkandır. Onları frenler ve zinâdan korur.” (Buhârî, Nikâh, 3; Ebû Dâvud, Nikâh, 1)

Bu hadis-i şeriften anladığımıza göre evlilik, insanların mutluluğu helal dairesi içinde aramaları içindir. İnsanın bedenî ve rûhî yapısını herkesten daha iyi bilen Yüce Rabbimiz, evlilikte eşlerin birbirinin sevgi ve yakınlık ihtiyacına duyarlı olmalarını emretmiştir. Bu hikmet gereği kadınların da meşru mâzereti dışında kocasını reddetmemesi ısrarlı bir şekilde emredilmiştir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu konuda kadınları şöyle ikaz buyurmuştur:

“Bir erkek karısını yatağına çağırır da karısı gelmez ve erkek ona dargın olarak gecelerse, melekler o kadına sabaha kadar lânet ederler.” (Buhârî, Bed’u’l-halk 7; Müslim, Nikâh 122.)

Allah-u Zülcelâl bir kadının kocasına karşı olan görevini yerine getirmesine engel olacak şekilde nafile oruç tutmasını istememektedir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir kadın kocası yanındayken onun izni olmadan oruç tutamaz. Kocasının izni olmadan bir misafiri evine alamaz.” (Buhârî, Nikâh 84, 86; Müslim, Zekât 84)

Elbette evlilikte eşlerin birbirine birçok açıdan ihtiyacı vardır. Eşler birbirlerine karşı her manada sadık ve dürüst olmalıdır. Bilhassa kadınlar eşlerinin razı olmayacağı şeyleri yapmaktan sakınmalı, ona emanet ettiği şeyleri muhafaza etmelidir. Mesela bir kadın kocasının parasını harcarken onun razı olmayacağı alışverişler yapmamalıdır. Misafirlerini ağırlarken, sevdiklerine hediye alırken kocasını sıkıntıya sokacak kadar büyük masraflar yapmamaya özen göstermelidir. Ev eşyaları ve kıyafet için yaptığı harcamalarda aşırıya kaçmak kadının hem kocasına karşı kul hakkına girmesi demektir, hem de Allah'ın sevmediği israf günahını işlemesi demektir.

Eğer bir kadın bu hususlara dikkat etmeyip kocasının geçim yükünü ağırlaştırırsa ona eziyet etmiş ve kul hakkına girmiş olur. Allah-u Zülcelâl hayat arkadaşına karşı böyle zalimce davranan bir kadından razı olmaz.

Aynı şekilde bir erkek de hanımının haklarına dikkat etmelidir. Eğer bir kadın kocasına karşı vazifelerini yapıyorsa artık erkeklerin de onlara karşı iyi davranması gerekir. Bir erkek “Nasıl olsa güçlüyüm, bu kadın da benim elime mahkûmdur, boşanıp baba evine dönmeyi göze alamaz” diye haksız davranışlarda bulunmamalıdır.

İyilik Eden Kendine Etmiştir

Esasen eşine kötü davranan bir erkek kendi saadet yuvasını kendi eliyle yıkmış olur. Bir kadın mutlu olursa eşini de mutlu eder, çocuklarına da iyi davranır, aile şerefine uygun hareket eder ve böylece o ev adeta bir cennet yuvası olur.

Kadınlar yaratılış olarak hassas oldukları ve eşlerinin onları beğenmesine çok ihtiyaç hissettikleri için en ufak bir kötü davranıştan çok incinirler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kadınlara karşı kötü muameleyi yasaklamış, hatta kötü sözler ve lakaplarla incitilmesine dahi razı olmamıştır.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

Muâviye İbni Hayde radıyallahu anh şöyle anlatmıştı:

– Yâ Resûlallah! Kadınlarımızın bizim üzerimizdeki hakkı nedir? diye sordum. Şöyle buyurdu:

“Yediğiniz ölçüde yedirmek, giydiğiniz seviyede giydirmek, yüzlerine vurmamak, yaptıkları işin ve kendilerinin çirkin olduğunu söylememek, onları yataklarında yalnız bırakmak gerekirse, bu işi sadece evde yapmaktır.” (Ebû Dâvûd, Radâ` 41. Ayrıca bk. İbni Mâce, Nikâh 3)

Bu hadis-i şeriflerden anlıyoruz ki, ashab-ı kiram, kadınların haklarına riayet etmelerinin dini bir vazife olduğunu öğrenmeleri sebebiyle gelip bu hususta soru sorma ihtiyacı hissetmiştir. Demek ki İslam’da karı kocaların birbirlerine karşı hak ve görevleri, ahlaki bir vazifedir.

Bir kişi hanımını sevdiği sürece iyi davranıp, ilgisini kaybettiği, soğuduğu veya usandığı için ona kötü davranamaz. Evlilik uzun bir yolculuktur. Bu yolculuğa beraber çıkan iki yoldaşın, iyi günde de, kötü günde de birbirine destek olması gerekir. Yolun yarısında yol arkadaşını yüz üstü bırakmak yakışık almaz.

Bir kadının gençliğinden, güzelliğinden istifade edip de, yaşlanınca ona karşı kötü davranmak vefasızlıktır. İslam’a göre vefasızlık müslümana yakışan bir davranış değildir.

Kadınlar kocalarına güvenip karın tokluğuna onların evlatlarını yetiştirip, evlerinin işlerini görerek ömürlerini onlara heba etmektedirler. Bu sırada erkekler çalışıp para, makam, mevki, kariyer elde edebilmektedirler. Bu fırsatı bulunca hanımına hakaret nazarıyla bakan bir erkek onun emeklerine karşı nankörlük etmiş ve haksızlık yapmış olur.

Allah-u Zülcelâl, zayıflığı sebebiyle bir kuluna böyle zulmedilmesine razı olmaz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ashabından birini bir göreve tayin ederken şöyle nasihat etmiştir:

“…Mazlumun bedduasını almaktan kork. Zira Allah'la bu beddua arasında perde mevcut değildir.” (Buhari, Zekat 1, 41)

Uzun yıllar birbirleriyle evli kalan her çift birbirine karşı ufak tefek hatalar yapmış olabilir. Bunlara karşı kin tutmamalı, üzerinde fazla durmamalıdır. Asıl olan iki kişinin birbirine sadakatli olmasıdır. Birlikte yaşlanmış her çiftin geçmiş günlerdeki muhtemel hataları için helalleşmeleri iyi olur. Çünkü bunlar ahirete kalırsa halli zor olacaktır. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki:

“Kim bir kul hakkı yemişse derhal o kardeşi ile helalleşsin. Çünkü (kıyamet günü) dirhem de geçmez dinar da. Böyle olunca o (hak yiyen) kişinin sevapları alınır o adama yüklenir. Eğer sevapları yoksa o hakkını yediği adamın günahları buna yüklenir.” (Buhari, Rikak, 48)


Sayı : 63
Büyük Kapak