En Faziletli Amel: “Zikrullah”

Sayı : 60 / Şubat 2017, Konu Başlığı : Sünnetin Gölgesinde

Maaz İbn-i Cebel radıyallahu anhu şöyle anlatmıştır: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki:

Allah-u Zülcelâl’in yanında en faziletli ameller şunlardır: “Sevdiğini Allah için sevmek, kızınca Allah buğzetmek, sevmemek, dilini daima zikrullah ile meşgul etmek.” (Ahmed Bin Hanbel, 21113)

İnsanın kalbi bir şeyleri sevmeye, bağlanmaya, yönelip meşgul olmaya muhtaç halde yaratılmıştır. Eğer insan Allah'ı zikretmekten gafil kalırsa şeytan ona, yaratılış gayesini unutturur, boş heveslerin peşine düşürür. Bu sebeple kalbi daima muhafaza etmek lazımdır.

Kalbimiz zikirsiz kalırsa şeytan oraya dadanır, hortumunu sokup insana zikir ve ibadeti unutturur, günahlarda zevk ve neşe aramaya sevk eder. Ayet-i kerimede Rabbimiz:

“Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz?” (Maide, 91)

Zikir kalbin bekçisidir. Bu sebeple kalbi şeytandan muhafaza etmek için en etkili yol zikrullah ile meşgul olmaktır. Allah-u Zülcelâl’i zikretmek, dünyada, kabirde, mahşerde ve sırat köprüsünde kurtuluşun tek çaresidir. Ayet-i kerimede Rabbimiz, “Allah’ı çokça zikredin ki, felaha eresiniz.” (Enfal, 45) buyurmaktadır.

Zikretmek kolay bir ibadettir. Maddi bir imkân gerektirmez. Kadın erkek, fakir zengin, güçlü güçsüz, her yaşta, her mevkide insanların yapabileceği bir ibadettir. Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:

“Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, kendini Allah’a ibadete veren erkek ve kadınlar, samimi ve doğru olan erkek ve kadınlar, mütevâzi ve Allah’a saygılı erkek ve kadınlar, zekât ve sadaka veren erkek ve kadınlar, oruç tutan erkek ve kadınlar, iffetlerini koruyan erkek ve kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkek ve kadınlar var ya, işte bütün bunlara Allah mağfiret ve büyük mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzâb; 35)

Zikrullah bu kadar kolay ve faziletli bir amel olduğu halde neden insanlar onu ihmal eder?

Zikir İçin Cemaatleşmelidir

İnsanın kalbi, gördüğü, duyduğu haberlere, hissettiği duygulara veya nefsinde taşıdığı arzulara meyledip meşgul olarak zikrullahtan gafil kalır. Bu sebeple Müslümanlar zikrullah için birbirlerine hatırlatıcı olmalıdır. Allah'ı zikretmek arzusuyla bir araya gelmek çok faziletli bir ameldir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Bir kavim zikrullah yapmak için meclis kursalar muhakkak gökten bir şöyle bir nida olur: ‘Sizler af ve mağfiret olduğunuz halde kalkınız!’” (Ahmed Bin Hanbel, Müsned, Hadis No: 12000;)

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem ashabını cemaatleşerek zikretmeye teşvik etmiş, zikir halkalarının Allah katında büyük bir kıymeti olduğunu bildirmişti:

“Bir topluluk Allâh’ı zikretmek üzere bir araya gelirse melekler onların etrafını sarar; Allâh’ın rahmeti onları kaplar; üzerlerine sekînet iner ve Allah Teâlâ onları yanında bulunanlara över.” (Müslim, Zikr, 38, 39)

Peygamber Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem Allah'ın isminin zikredildiği meclisleri cennet bahçelerine benzeterek şöyle buyurmuştur:

“Cennet bahçelerine uğradığınızda oradan hakkıyla istifâde ediniz.” Ashâb-ı kirâm:

“Cennet bahçesiyle neyi kasdediyorsunuz yâ Rasûlâllah?” diye sorunca Peygamber Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem:

“Zikir halkalarını.” buyurdu. (Tirmizî, Deavât, 82/3510)

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zamanından beri Müslümanlar, bu müjdeye erişmek için tasavvuf mektepleri meydana getirmişlerdir. Müminler nasıl ki cemaatle namaz kılmak için camilerde bir araya geliyorlarsa, zikretmek için de dergahlarda bir araya gelmişlerdir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem dünyevi yolculuklar için dahi bir arada yola çıkanlara, içlerinden en ehil kimseyi reis seçmelerini emretmiştir:

“Üç kişi yolculuğa çıkarlarsa, aralarından birini emir (reis, başkan) seçsinler!” (Ebû Dâvûd, Cihâd, 80)

Dünyevi bir yolculukta dahi bir reise ihtiyaç varsa, elbette türlü türlü düşmanın ve tuzağın olduğu maneviyat yolunda bir rehbere olan ihtiyaç çok daha fazladır. Bu sebeple Allah'a kulluk ve zikir yolunda da insana bir rehber lazımdır. Müslümanlar, ilk asırlardan beri Allah'a güzelce kulluk etme, kalbe zikrullahı yerleştirme hususunda yol almış, manevi bir kemalat kazanmış rehberler etrafında birleşerek Allah'ı zikretmeye gayret etmişlerdir.

Zikrullah kolay bir ameldir ama kalbin çeşitli düşüncelere dalmış olarak dil ile zikretmek de Allah'a karşı huşu ile ibadet etme şartını yerine getirmemektedir. Bu sebeple zikrullahın kalbe yerleşmesi için kalbi hastalıklı duygu ve düşüncelerden temizlemek gerekmektedir.

Öte yandan bir Müslüman dünya hayatı için de helal rızık temin etmek için çalışmak zorundadır. Bu durumda dünyayı terk edip bir kenara çekilme imkânı da yoktur. Kur’ân-ı Kerîm’de Rabbimiz dünya işleri sebebiyle zikirden gafil kalmayan müminleri şu şekilde metheder:

“Öyle insanlar vardır ki, ne bir ticaret, ne bir alışveriş onları Allah’ı zikirden, namazı kılmaktan, zekatı vermekten alıkoyamaz.” (Nur, 37)

Dünya işlerini yaparken dünya sevgisini kalbine sokmamak, dünya işlerini de yalnız Allah'ın rızasını düşünerek yürütmek için nasıl bir denge kurmak gerekir?

İşte bu zor dengeyi kurmak için Allah dostlarının manevi irşadına ihtiyaç duyulmaktadır. Allah dostları, gönüllerini dâimâ Allah'ın zikriyle süsledikleri için kalplerinin nuru dışarıya feyezan edip başkalarına da tesir ederek gafletten uyandırır. Onlar hâlleri ve sözleriyle Allâh’ı hatırlatır ve insanları zikir ve ibadete teşvik ederler.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem de bir hadisi şeriflerinde o Hak dostları için şöyle buyurmuştur;

“(Allâh’ın velî kulları) yüzlerine bakıldığında Allah Teâlâ’yı hatırlatan kimselerdir.” (İbn-i Mâce, Zühd, 4)

Böyle Allah'a karşı kulluk vazifelerimizi hatırlatan, ahiret nimetlerine karşı rağbeti artıran Allah dostlarını sevmek, sırf Allah için bir sevgidir. Allah'ın emir nehiylerini ve kulları üzerindeki hakkını unutturan, hep nefsani arzuları tahrik eden ve günaha teşvik edenleri sevmemek, onlardan uzak durmak da yine Allah için beslenen bir buğzdur.

Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:

"Allah'ın kulları arasında bir grup var ki, onlar ne peygamberlerdir ne şehitlerdir. Üstelik Kıyamet günü Allah indindeki makamlarının yüceliği sebebiyle peygamberler de, şehitler de onlara gıpta ederler."

Orada bulunanlar sordu: "Ey Allah'ın Resulu! Onlar kim, bize haber ver!"

"Onlar aralarında ne kan bağı ne de birbirlerine bağışladıkları bir mal olmadığı halde, Allah’ın ruhu (Kur'an) adına birbirlerini sevenlerdir. Allah'a yemin ederim, onların yüzleri mutlaka nurdur. Onlar bir nur üzeredirler. Halk korkarken, onlar korkmazlar. İnsanlar üzülürken, onlar üzülmezler.

Ve şu ayeti okudu: "Haberiniz olsun Allah’ın dostları var ya! Onlara ne korku var ne de onlar üzülecekler" (Yunus 62. Ebu Davud, Buyu 78,)

İşte böyle gönlü daima Allah'ın zikriyle meşgul olan Allah dostlarını Hakk’ın bir lütfu bilmeli ve onların maneviyatından istifâde etmeye çalışmalıdır. Onlar nefislerini tezkiye edip, kendilerini Allah-u Zülcelal’e adamışlardır. Onların manevi hallerinden istifade etmenin yolu, onları Allah için sevmek, örnek almak ve irşadlarına uymaktır.

Zikir Kalbi Temizler

İnsandan başka bütün mahlukat Allah'ı tesbih ederler. Bütün bir kâinat, devasa bir zikir meclisidir. Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:

“…Kuşları ve tesbih eden dağları da Dâvud’a boyun eğdirdik. (Bunları) Biz yapmaktayız.” (Enbiyâ, 79)

Alemlerin Rabbi yüce Mevlamız canlı cansız bütün mahlukatını Allah'ın tesbih etmekle vazifelendirmiştir. İnsanoğlu yeryüzünde bir imtihan için bulunduğundan dolayı mahlukatın tesbihini anlamamaktadır.

Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor: “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O’nu tesbih eder. O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbîhini anlamazsınız…” (İsrâ, 44)

Elbette insanoğlu da bir zaman kalbini nefsani duygulardan temizlemek için ibadet ve zikrini yaparsa kalbi nurlanır ve gafletten uyanır. Bunun için bir zaman sabırla zikre devam etmek gerekir.

Ubeydullah Ahrar rahmetullahi aleyh hazretleri demiştir ki:

“Zikir bir kazmadır, onunla gönüllerdeki yabancı dikenleri temizlersin.”

Tasavvuf yoluna girmiş bir insanın kalbi, bazen ibadetle nurlanır, bazen dünya işlerine meyledip yeniden karanlık bir hale gelir. Böyle geceyle gündüzün birbirini takip etmesi gibi kalp bir dirilişe, huzura kavuşur, bir kasvete düçar olur. Bu hal sebebiyle endişeye kapılmamalıdır. Hemen tevbe edip, ibadet ve zikirle yeniden kalbi cilalamalı, kir ve lekelerin fazla yerleşmesine izin vermemelidir.

Mümkün olduğu kadar boş kaldığımız her anımızda Kuran-ı Kerim kıraati, namaz, tesbihat ve zikirle kalbimizi gafletten korumaya çalışmalıyız. Kuran-ı Kerimde Rabbimiz, kalbini gafletten kurtarmış kullarını şöyle methediyor:

“Onlar ayaktayken, otururken, yanları üstüne yatarken Allah'ı zikreder ve göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Ve şöyle derler: 'Ey Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen çok subhansın, eksikliklerden münezzeh ve yücesin. Bizi ateşin azabından koru!'” (Al-i İmran; 191)

İnsan diliyle zikrettikçe Allah'ın azameti kalbine yerleşir ve artık kalbinde samimi bir kulluk edebi yerleşir. Artık kul Rabbini görüyor gibi her an Rabbinden haya eder, boş şeyler düşünmekten utanır. O zaman kalp tamamen nurlanır ve Allah'ın zikriyle dolar.

Abdulkadir Geylanî rahmetullahi aleyh bu hali şöyle tasvir etmiştir: “Kalp sâlih olunca dâimî zikir elde edilir ve kalbin her tarafına Hakk’ın zikri yazılır. Böyle bir kalbin sahibinin gözleri uyuyabilir ama kalbi Rabbini zikreder.”

İşte bu hal elde edildiği zaman o kul Allah-u Zülcelâl’in veli kulu olur. İmam-ı Kuşeyri rahmetullahi aleyh Hazretleri de buyurur ki:

“Zikrullah, velilik payesinin verilmesine sebep olur ve vuslat alametini ve iradesini tahakkuk ettirir. Cenab-ı Hakk’a vuslat yollarının en kavi ve metini Zikrullah yoludur."


Sayı : 60
Büyük Kapak