En Hayırlı Kadın

Sayı : 57 / Kasım 2016, Konu Başlığı : Sünnetin Gölgesinde

İslâm insanın dünya ve ahirette mutluluğunu sağlamak üzere gelmiş ilâhî bir dindir. Hiç şüphe yok ki Allah-u Zülcelâl masiyet (günah) dışında kocası her ne emrederse hanımının ona itaat etmesini farz kılmıştır. İtaatinden dolayı da büyük sevap verileceği vaad edilmiştir. Bu konuyla ilgili birçok hadis-i şerif gelmiştir.

Enes bin Malik radıyallahu anh’tan rivayetle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir kadın, beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, kocasına itaat eder ve iffetini korursa cennete girer.” (Ahmed bin Hanbel)

Şu inkâr edilemez bir gerçektir ki, iyi kadınlar, kocalarına karşı itaatli olurlar. Böyle olan kadın, kocasına en küçük bir leke dahi kondurmaz. Kendisini, malını, mülkünü, şeref ve haysiyetini korur. Bunları yapmakla kadın en büyük dini görevini yerine getirmiş olur. Allah-u Zülcelâl Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur:

“Erkekler, kadın üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi işlerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkâr olanlar ve Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır.” (Nisa; 34)

Görülüyor ki, ayet-i kerimede kocasına itaat eden kadın iyi olarak anlatılıyor. Kadının iyi olması için kocasına itaat etmesi gerekmektedir. Kocasına itaat etmeyen kadına iyi kadın denmez. Çünkü o Allah-u Teâlâ’nın emirlerinden birini terk ettiği için, Allah-u Teâlâ ona iyi kadın demiyor. Onun içindir ki, kocasına itaat eden kadın hakkında Peygamber aleyhisselam bir hadis-i şerifinde: “O kadın cennetin kapılarından hangisinden dilerse girsin.” (İbn Hibban) buyurmaktadır.

Kadın, kocasının kendisinden istediği hususlara baksın. Eğer kocasının istedikleri dine uygun ise, ona itaat eder. Eğer dine uygun değilse itaat etmez. Zevcelik vazifeleri noktasında kadının kocasına mutlaka itaat etmesi lazımdır.

Kocasına itaat eden kadına verilecek mükâfat itaat etmeyen kadına verilecek cezayı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şeriflerinde açıkça beyan buyurmuştur. Ancak şu gerçeği de unutmamamız gerekir ki; kadının kocasına olan itaati sınırlıdır.

Kadın, kocasının meşru olan isteklerine itaat etmek zorundadır. Yoksa meşru olmayan, dinen yasak ve günah olan işlerde kocasının isteğine uyması uygun olmaz. Çünkü Allah’a isyan olan yerde kula itaat edilmez.

Bir kadın meşru konularda kocasına itaat ederse, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin şu müjdesine nail olur: “Hangi kadın, kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse, o kadın cennete girer.” (Tirmizi, İbn Mace)

Buna göre, Allah-u Zülcelâl’in rızasını ve cenneti isteyen bir kadın erkeğin meşru olan her emrine itaate mecburdur. Bunu ayet ve hadisler açıkça beyan etmektedir. Hatta kadınlar, nafile orucunu bile erkeğin müsaadesi ile eda etmelidirler.

Kadın; kocasının vücudunun ayrılmaz bir parçası, hayat arkadaşı, huzur ve rahat vesilesi, sevgi ve şefkat mastarı ve saadet müsteşarıdır. Bu bakımdan birbirlerini tamamlarlar.

Kadın evin düzenine, temizliğine, çocuklarının bakım ve terbiyesine, yemek ve giyimlerine nezaret eder, bu işleri yürütür. Her gün karşılama ve yolcu etmelerde, konuşmalarında, asaletinin, necabetinin ve edebinin kemalini gösterir.

Yorgun gelen aile reisinin eve bağlılık kazanmasını sağlamak, kendi hizmet ve emeğini ona hissettirmek kadının şiarıdır. Bu gibi edebler İslam hanımefendisinin özelliğidir.

Aile arasında iyi huylu olmak gereklidir. Zira, insanların hayırlısı, çoluk çocuğuna hayrı dokunan ve aile fertlerine faydalı olandır. Bunun sevabını da Allah-u Zülcelal'den beklemelidir. Zira, kadının cihadı budur.

Bunlardan başka kadına düşen bazı vazifeler vardır:

Farz olan beş vakit namazlarını zamanında eda etmelidir. Ramazan ayı orucunu da tutmalıdır.

Kocasının izni olmadan evi terk etmemelidir. Kocasının izni dışında, onun yatağını terk etmemelidir. Kocasına lanet etmemelidir.

Kocası kendisini istediği zaman, kendisini ona itaatle teslim etmeli, ondan kaçmamalıdır. Allah-u Zülcelâl’in emri olan hiçbir şeyde kocasından kaçmayıp onun isteğini yerine getirmelidir.

Kadın kocasının evinden kokulu, süslenip ziynetini belli ederek çıkmamalıdır. Böyle yapan bir kadına, zina yapan kimsenin günahı gibi günah vardır.

Kadın, malını kocasının başına kalkmamalıdır. Zorlu bir durum olmadan kocasından boşanmak istememelidir.

Kadın kocasına asık yüz göstermemeli ve dili ile ona eziyet etmemelidir.

Kocasını geçim sıkıntısı derdine sokmamalı, kocasına gücünün yetmeyeceği şeyleri teklif etmemelidir.

Kadın gücü yettiği kadar, kocası ile oynaşıp ona sevgi göstermelidir. Kadın kocası için süslenip kınalanmalıdır. Gözlerine de sürme çekmelidir.

Hz. Ali radıyallahu anh'ın işaret ettiği şu huyların kadınlarda bulunması müstehaptır:

“Kadınlarınızın hayırlısı, harama karşı edeb yerini ve şehvetini koruyup kocasına karşı itaatkâr olandır.”

Kadın, evinin dahilî (iç) işlerini yürütmelidir, tıpkı kocasının da evin dışındaki kalan işleri yürüttüğü gibi.

Kadın gelin olarak gidip zifafa girişinden itibaren ta kabre girinceye kadar evine bağlanmalıdır. Kocasının malını boşa harcamamak da görevleri arasındadır. Sesini de kocasının sesinden fazla yükseltmemelidir.

Kocanın Karısına Karşı Görevleri

Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Ey İman edenler! Onlarla (Kadınlarınızla) iyi geçinin. Olabilir ki, bir şey sizin hoşunuza gitmezde Allah onda birçok hayır takdir etmiş bulunur.”(Nisa; 19)

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemde hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Mü'min bir erkek, mü'mine bir kadına kızıp darılmasın. Eğer onun bir huyundan hoşlanmazsa, başka huyundan memnun kalabilir.” (Müslim)

Kadının, kocasının kendisi ile meşgul olmasını istemesi hakkıdır. Bunu devamlı ister. Buna ruhen muhtaçtır. Onun için erkek; sevgi, nezaket, ünsiyet, ikram, ihsan, şefkat ve merhamet gibi güzel İslam ahlakını, hiç esirgemeden ailesine göstermelidir. Bunlar ünsiyetin şartlarından, saadetin anahtarlarındandır. Olur olmaz şeylerde kadına darılmak, konuşmamak İslam dininde men edilmiştir.

Evlilikte kocanın karısını garip tecessüslerle gizli hallerini araştırmaları, bir konuda aşırı titizlik göstererek sıkıştırmaları hanımına üzüntü verir. İyilik ve hüsn-ü zan, yani iyi düşünmek varken kötülüğe, su-i zanna, gereksiz kuşkuya düşmek doğru değildir.

Aile sırları asla dışarıya ifşa edilmez. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Kıyamet gününde Allah nezdinde en kötü bir mevkide bulunan insanlardan biri de ailenin mahrem münasebetlerini, sırlarını ifşa eden kimsedir.” (Müslim)

Bir koca için ailesinin ilminin, ahlakının ve amel-i salihasının yükselmesine çalışmak, adaptandır. Hanımının sıhhatini, hava almasını, meşru olan eğlence ve dinlenmesini temin etmek de, yine erkeğe düşen vazife ve adaptandır.

Hanımının hizmetlerini takdir etmek, yorgunluğunu giderecek söz söylemek, seveceği şeyleri almak, onu neşelendirecek işler yapmak, söz verdiği vakitte eve gelmek, farz ve sünnet olan hukukuna riayet etmek, erkeğin kendisi için mübah olsa da ailenin intizarda kalmasına, beklemesine, merak etmesine ve üzülmesine asla meydan vermemek olgun bir müslüman erkeğin vazifesidir.

Bir erkek, kadınına küsüp kovmamalıdır. Kadınını dövmemelidir. Allah-u Zülcelâl kendisine bol ihsanda bulunmuş ise, ondan kadınına bolca vermelidir. Kadınına daima hayır tavsiyede bulunmalıdır. Mümkün olduğu kadar kadını yumuşaklıkla idare etmelidir.

Zira o kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Ne kadar düzelirse, bir eğri yeri muhakkak kalır. Erkek, kadının iyiliğini ve iffetini o kadar büyük bir nimet olarak bilmelidir ki, onun şükrü karşılanmaz.

Haddi aşmadığı sürece; kadının bazı ufak tefek hatalarına göz yummalıdır. Halk arasında onun ayıplarını döküp saçmamalıdır. Kadınıyla daima iyi geçinmelidir. Günah olmayan bir şekilde, kadınla şakalaşmalı ve oynaşmalıdır. Şunun içindir ki, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kadınları ile geçinme bakımından insanların en önde olanı idi. Bir kimsenin kadını ile oynaşması, dinin yasak ettiği boş oynaşmalardan sayılmaz. Bu haktır ve yerinde bir oynaşmadır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Aişe radıyallahu anha ile müsabaka bile yapmıştır. Bir defasında Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Aişe radıyallahu anha'yı geçmiş, bir başka seferde ise, Hz. Aişe radıyallahu anha Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemi geçmiştir.

Kendisinden edep terbiye görmeleri için, aile reisi, aile fertleri arasında üzerinde heybet, vakar hali ile bulunmalıdır.

Aile fertlerini terbiye ederken de onlara sertlikle değil rıfk ile muamele etmelidir.

Kadının kocası ile iyi geçinmesi gerektiği gibi, koca da hanımı ile iyi geçinmelidir.

Yumuşaklık, Huzurlu Ailenin Temelidir

Aile bireylerinin birbirlerine karşı yumuşak davranması, huzurlu bir ailenin temelini oluşturur. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Bir kimse yumuşak huylu olmaktan mahrum ise, hayrın ramamından mahrumdur.” (Müslim)

“Yumuşak huylu olunuz. Çünkü Allah-u Teala bir aileye hayır dilediği zaman onlara birbirlerine karşı halim davranmayı ihsan eder.” (Ahmed bin Hanbel)

Buradan anlaşıldığına göre, Allah-u Teala herhangi bir kimseye hayır dilerse, ona yumuşak huy, güzel ahlak ve Salih amel işlemeyi nasip ediyor. Bir kimseye de şer dilerse, ona da katı davranma, kötü ahlak ve kötü amel işlemeyi nasip ediyor.

Buna göre, her insan bu terazide kendisini tartabilir. Eğer eşler birbirlerine karşı anlayışlı ve yumuşak davranıyorsa, demek ki Allah-u Zülcelal onlara hayır kapılarını açmıştır. Şayet birbirlerine kötü ve katı davranıyorlarsa, Allah-u Zülcelal onlara şer kapılarını açmış demektir. Bundan Allah-u Zülcelal’e sığınırız.


Sayı : 57
Büyük Kapak