Erkek Eşine Şiddet Uygulayabilir mi?

Sayı : 25 / Mart 2014, Konu Başlığı : Goncagül

Meryem Hocahanım sohbetini bitirdikten sonra her zaman yaptığı gibi genç kızlara teker teker sorular sordu, sorularını dinledi. Kızları gibi severdi öğrencilerini… Onlarla irtibatını koparmaz, durumlarıyla ilgilenirdi. Öğrencileri de onu anneleri gibi severler, kimseye açamadıkları dertlerini ona açarlardı, gönül rahatlığıyla. Hocası:

- Sormak istediğiniz bir konu var mı? Deyince Merve yanına sokulup:

-Özel konuşmak istediğim bir konu var hocam, dedi.

Meryem Hocahanım:

-Tabi, diyerek Merve’yi kursun arka kısmındaki idare odasına götürdü. Merve:

-Hocam, geçtiğimiz günlerde arkadaşlar arasında bir tartışma çıktı. Ben yeterli cevap veremedim, üzüldüm. Size sorayım istedim.

Meryem Hocahanımın yakın alaka göstermesinden aldığı cesaretle sözü açtı:

- Okulumuzdaki arkadaşlarla konuşurken “İslam dini kadına büyük değer vermiştir, kadını yüceltmiştir,” dedim. Ama içlerinden biri: “Böyle diyorsunuz ama Kuranda ‘kadına dayak atılabilir,’ diye ayet var, buna ne diyorsunuz?” dedi. Bir an için şaşırdım. Sadece “Peygamberimiz hiçbir zaman hanımlarını veya kızlarını dövmemiştir. “Kadınları dövmeyiniz!.. Kadınlarını döven kimseler, sizin hayırlınız değildir.” Buyurmuştur, diyebildim. Ancak o ayet konusunda yeterli bir cevap veremediğim için biraz üzüldüm, dedi. Meryem hocahanım:

- Güzel söylemişsin, dedikten sonra yerinden kalkıp raftaki mealli Kuran-ı Kerimi getirdi ve açarken sözüne devam etti:

- O kişinin bahsettiği ayet: "Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara önce öğüt verin, sonra yataklarında onları yalnız bırakın. (Yine düzelmezse) Nihayet dövün. Size itaat ediyorlarsa, aleyhine yol aramayın." Mealindeki ayettir. Yalnız, bir ayetin manasını anlamak için nazil olduğu zamana, siyak ve sibakına yani önceki ve sonraki ayetlere de bakmak lazım. Nisa suresi Medine devrinde, Uhud harbinden sonra, kısımlar halinde nazil olmuştur. Bu sure “kadın ile erkek arasındaki birliğe ve akrabalığa,” dikkat çeken bir ayetle başlar ve sonrasında, tarihte ilk kez kadınların haklarına dair hukuki kurallar bildirilir. Mesela nikâhla ilgili sınırlamalar getirilir, kadınlara mehir ve miras hakkı tanınır.

Hz. Ömer buyuruyor ki, “Biz cahiliye devrinde kadınları bir şey saymazdık. Haklarında ayet inince onlara karşı yaptıklarımızdan sorumlu tutulacağımızı anladık.” Bu sadece Arap toplumuna mahsus bir durum değildir, o çağda dünyanın hiçbir yerinde kadınların haklarına dair düzenlemeler yoktu. Erkekler güçlü oldukları için kadınlara karşı diledikleri gibi davranırlardı. Bu sure, erkeklerin, kadınlar ve yetimler gibi güçsüzlere karşı davranışlarında kısıtlamalar getirmiştir. Merve:

- Şimdi ben kendi adıma buna iman ediyorum ama bazıları diyor ki: “O zamanlar bu ayetler kadına ilk kez bazı haklar getirmiş olabilir ama bu çağda bunlar yeterli değil.” Ben buna nasıl bir cevap verebilirim, onu bilmek istiyorum. Yoksa ben Yaratanın yarattığı kadın ile erkek arasında adaletsizlik yapmayacağını biliyorum, buna hiçbir şüphem yok. Derdim şu ki, bu zamanın insanına nasıl anlatmalıyız? Meryem hocahanım talebesine hak verdi:

- Haklısın. Aslında biz Müslümanlar hep savunmacı bir dil kullanmakla en büyük hatayı yapıyoruz. Şu an dünyanın hali daha mı iyi? Güya kadınlara eşitlik getirdiklerini iddia ediyorlar. Ama mevcut duruma bakıyorsun, “Dünyada Kadın yoksulluğu” diye raporlar yayınlanıyor. Çünkü taşınır ve taşınmaz malların sadece yüzde on kadarı kadınlara ait, yüzde doksandan fazlası erkeklere ait. Avrupa’da her yüz bebekten yaklaşık ellisi evlilik dışı dünyaya geliyor. Çünkü erkekler kendilerine birçok sorumluluk yüklendiği ama hak tanınmadığı için evlilikten kaçıyorlar.

- Kadınlar da gayri meşru bebeklerini tek başına büyütmek zorunda kalıyorlar.

- Aynen. Hâlbuki İslam dini, kadını evlilik ile güvence altına almış, erkeğin imkânlarından faydalandırmış. Bak, bu surede erkeklere, “Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, önceki hanımınıza yüklerle mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın,” buyrularak kadına boşanma halinde bile hak tanınıyor. Tabi ki kadının da bu hakları istismar etmemesi için tedbir alınması lazım. Eğer kadınlar, “Nasıl olsa kocam beni boşayınca mağdur olmayacağım,” diye geçimsizlik yaparlarsa bu sefer de erkek mağdur olur. Bu sebeple kadına da geçimli olmaya gayret etmesi, yoksa erkeğin bazı yaptırımlar uygulama hakkına sahip olduğu bildiriliyor.

- Şimdi anladım. Zaten bana şu mantıksız geliyor, dayak atacak adam bunu öfke anında düşünmeden yapar, ayette yazıyormuş diye yapmaz. Hem ayette “önce nasihat edin, sonra küsün yalnız bırakın,” diye bir kural konmuş. Bu sıraya riayet edene kadar, adam öfkesini kontrol eder.

- Çok güzel söyledin. Bu ayetler hem erkeklerin hem kadınların, davranışlarını kontrol etmesi için konulmuş edep kurallarıdır ve kendi içinde adildir. Hem devamındaki ayette erkeğin bu yetkiyi kullanması da sınırlandırılıyor, “Eğer karı-kocanın arasının açılmasından endişe ederseniz, erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin.” Yani geçimsizlikte haklı kim haksız, hakemler nezdinde görüşülmesi emrediliyor, öyle istediği gibi yaptırım uygulamaya devam eder, diye bir şey yok. Yine 130. Ayete bakarsan, “yoksul düşecekler diye şiddetli geçimsizliğe rağmen eşleri bir arada kalmaya zorlamamayı” emrediyor. Günümüzdeki uygulanan hukuk, kadın ve erkeğin arasında bundan daha adil bir çözüm yolu bulmuş değildir. Bunu aile içi şiddet ve boşanma oranlarından anlamak mümkün…

- Aslında Kuran-ı Kerim devam eden bir mucize, öyle değil mi Hocam!


Sayı : 25
Büyük Kapak