Esma bint-i Umeys -r.anha-

Sayı : 71 / Ocak 2018, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Esma bint-i Umeys radıyallahu anhâ Mekke devrinde İslam’a koşan öncü hanımlardandır. Hz. Esma, Peygamber aleyhisselatu vesselamın amcaoğlu Cafer ibn-i Ebi Talib radıyallahu anhu ile evliydi.

Esma’nın ablası Ümmül Fadl ise Hz. Abbas’ın hanımı ve Peygamber aleyhisselatu vesselamın torunu Hz. Hüseyin’e sütannelik yapmak nasip olmuş, gayretli bir hanımdı. Diğer kız kardeşleri Hz. Meymune radıyallahu anhu da daha sonra Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin ezvac-ı tahiratı arasına dahil olmuştu. Bu sebeple Hz. Esma radıyallahu anha aynı zamanda Nebi’nin baldızıdır.

Erken dönemde İslam’la şereflenmiş bu hanımlar, Peygamberimizin “imanlı kız kardeşler” iltifatına mazhar olmuş seçkin hanımlardı.

Hz. Esma’nın ablası Ümmü’l Fadl, Allah Resulünün amcası Hz. Abbas ile evli olduğu, Esma da ablası gibi Nebi’nin ailesine gelin geldiği için bu imanlı kız kardeşlerin annesine “en hayırlı damatların sahibi” lakabı verilmiştir.

İslam’ın ilk çağlarında Müslümanlara çok eziyet ediliyordu. Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam, bir grup Müslüman’ın Habeşistan’a hicret ederek orada dinlerini muhafaza etmelerine izin vermişti. Amcaoğlu Cafer de onların içinde Peygamber aleyhisselatu vesselamın en yakın akrabası olmak bakımından lider durumundaydı.

Müşrikler Habeşistan’a sığınan Müslümanları geri getirmek için, çeşitli hediyelerle bir heyet göndermişti. Necaşi ise adil bir kimseydi ve kendisine sığınan Müslümanları dinlemeden geri göndermek istemedi. Müslümanlar kendi aralarından birini sözcülük etmesi için seçeceklerinde, Hz. Cafer’i seçtiler. O da gayet etkili ve güzel sözlerle Müslümanları savundu. Sonra İslam hakkında bilgi vermek için Kur'an-ı Kerimden Hz. Meryem ve Hz. İsa aleyhisselama dair ayet-i kerimeleri okudu. Böylece Necaşi’nin kalbinin İslam'a ısınmasına vesile oldu.

Hz. Esma ile Hz. Cafer radıyallahu anhuma, Habeşistan’da kaldıkları sürede üç çocuk sahibi oldular. Bunlar, Abdullah, Muhammed ve Avn bin Cafer’di. (İbnu Hacer, a.g.e. s.477)

Peygamberimiz ve Müslümanların Medine’ye hicret ettiğini öğrendikleri zaman onlar da hicret etmek istediler ama Efendimiz onlara Habeşistan’da kalmalarını emretmişti. Bu sebeple Habeşistan’da kalıp Müslümanlardan uza yaşamaya mecbur oldular.

Habeşistan’a hicret edenler, Arap yarımadasının karşı sahilinde olan bu ülkeye gemiyle hicret ettikleri için Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam onlara “gemi ehli” diye iltifat ederdi. Daha sonra Medine’ye hicret etmeleri sebebiyle de “iki hicret sahibi” unvanı vermişti.

Hz. Esmâ radıyallahu anhâ Peygamberimiz’in hanımlarını sık sık ziyaret eder, onların sohbetinde bulunurdu. Bir gün Hz. Hafsa annemizin yanında iken onun babası olan Hz. Ömer radıyallahu anhu oraya geldi. Yanındaki hanımın kim olduğunu sorup öğrendikten sonra ona “Gemi ehli olan Esma mı?” diye iltifat etti ve ardından da “Biz sizi hicrette geçtik, Allah Resulüne layık olduk,” diye latîfe yaptı.

Hz. Esmâ radıyallahu anhâ buna üzüldü ve:

- Hayır, Yâ ömer, öyle değil. Çünkü siz Rasûlullah (s.a)’in yanında idiniz. O aç olanlarınızı doyuruyor, cahillerinize de nasîhat ediyordu. Fakat bizler Allah ve Resûlu uğrunda hicret edip ayrı kalmıştık, diyerek karşılık verdi.

Esma kendi kendine düşünüp üzüldüğü sırada Allah Rasulü aleyhisselatu vesselam Efendimiz onun yanına geldi. O da aralarında geçen bu konuşmayı kendisine anlattı. Efendimiz şu sözlerle onun gönlünü aldı:

- Ömer ve arkadaşları bana sizden daha layık değildir. Onların bir hicreti, sizin ise ey gemi yolcuları, iki hicretiniz vardır, buyurdu. Esmâ radıyallahu anhâ bunu duyunca çok sevindi, gözyaşlarını tutamadı.

El İşleri Yapardı

Esma bint-i Umeys akıllı ve maharetli bir hanımdı. Habeşistan’da bulunduğu sırada bazı sanatlar öğrenmişti. Medine’ye hicret ettikten sonra bu sanatları işlemeye devam ederek ailesinin ve Müslümanların hayatına katkıda bulunuyordu.

Kocası Hz. Cafer’in ne bağı bahçesi ne de ticaret meta-ı yoktu. Gelir getiren bir mülk sahibi değildi. Peygamberimizin emrinde, o nereye vazifelendirirse koşan bir mücahid idi. Bu sebeple gelirleri çok kısıtlıydı. Esma bint-i Umeys deri tabaklayarak ve bunun gibi el işleri yaparak elinden geldiği kadar aile geçimine yardım ederdi.

Esma bint-i Umeys’in elinden birçok iş gelirdi. Onun Habeşistan öğrenip getirdiği bir sanat da, tabut yapma sanatıydı.

İslam’dan evvel Arap yarımadasında tabut yapma âdeti yoktu. Kadın veya erkek cenazeler kefenleriyle defin yerine götürülüyordu. Bu husus hayâ duyguları sebebiyle Müslüman hanımları rahatsız ediyordu.

Esma bint-i Umeys Habeşistan’dayken öğrendiği yöntemi uygulayarak hanımların cenazelerinin açıktan götürülmemesi için çare bulmuştu. Hanım cenazeleri artık bir çeşit tabutla götürülecekti.

Bu usul ilk olarak Peygamberimizin kızı Hz. Zeynep radıyallahu anha için uygulandı. Hicret esnasında saldırıya uğrayan Hz. Zeynep bir müddet sonra vefat etmişti. Esma bin-i Umeys ilk kez onun cenazesi için tabut hazırladı. Hz. Fatıma annemiz de kendi cenazesinin de geceleyin ve tabutla götürülmesini vasiyet etmişti.

Hz. Esma radıyallahu anha gibi birçok sahabe hanım, evlerinde çalışıp yiyecek, giyecek, ev eşyası gibi ihtiyaç maddeleri üretir, böylece beylerinin geçimine yardım ederlerdi. Böylece beylerinin dünyalık kazanç peşinde koşarak Allah yolunda cihaddan geri kalmamasına destek olurlardı.

Dinimize göre kadın olsun erkek olsun her insanın çalışıp kazandıkların dolayı hissesi vardır. Allah-u Zülcelâl buyuruyor ki:

"… Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır; kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allâh'ın lutfundan nasibinizi isteyin..." (Nisa; 32)

Müslüman hanımlar, sadece dünyanın süsü için değil, asıl ahirete hazırlık niyetiyle çalışıp üretir, aile ve topluma katkıda bulunurlar. Müslüman hanım erkekleşmek için değil, dünya zevkleri için de değil, yalnız Allah'ın dinine hizmet için gayret gösterir. Bunun için de en uygunu evde, erkeklerin arasına karışmadan üretken olmasıdır. Hz. Esma radıyallahu anha da buna uygun davranıyordu.

Şehit Hanımı Oldu

Hz. Esmâ ile Hz. Ca’fer (radıyallahu anhuma) nihayet Rasulullah sallallahu aleyhi veselleme kavuşmanın mutluluğuyla dinlerini en güzel şekilde yaşamaya çalışıyorlardı. Hicretin 8. yılıydı.

Peygamber aleyhisselatu vesselam Mute harbine göndermek için bir ordu hazırlamış, evlatlığı Zeyd İbni Hârise’yi de başlarına kumandan tayin etmişti. Orduyu yola çıkarırken;

“Zeyd şehîd olursa, kumandayı Câfer alsın! Câfer de şehîd düşerse, Abdullâh bin Revâha orduya kumandanlık etsin! O da şehîd olursa, artık müslümanlar aralarından birini kumandan olarak belirlesinler!” buyurmuştu.

Bu haber, bu ismi sayılanların şehit olacağı şeklinde yorumlanmıştı. Çünkü Peygamberler boş konuşmazdı. (İbn-i Kesîr, el-Bidâye, IV, 238)

Anlaşılan o ki Hz. Ca’fer şehid olacaktı. Hz. Ca’fer hanımı Esmâ radıyallahu anhâ ile vedalaştı, çocuklarını son kez öptü ve orduyla beraber Medine’den ayrıldı.

İslâm ordusu ile Bizanslılar Mûte mevkiinde savaşa tutuştular. Düşman o zamanın en yüksek silah tekniğine sahip Rum ordusuydu. İslâm ordusu ise şehadet özlemi ve mâneviyât gücü ile savaşıyordu. O gün Cafer radıyallahu anhu büyük kahramanlıklar sergiledi. Hz. Zeyd’den sonra sancağı eline aldığı vakit, her iki kolu da kılıç darbeleriyle kesildi. Peygamber aleyhisselatu vesselamın haber verdiği gibi, her üç komutan da şehid düşmüştü. Halid bin Velid’in komutanlığıyla birlikte Mûte Savaşı müslümanların zaferiyle neticelendi.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz ashâbı ile mescidinde otururken harp meydanında olup bitenler kendisine gösterildi. Allah Resulü, Hz. Ca’fer radıyallahu anhunun şehid düştüğünü, kesilen iki koluna bedel olarak kendisine iki kanat verildiğini ve onlarla Cennete uçtuğunu ashabına haber verdi. Bundan sonra Hz. Ca’fer radıyallahu anhu, “Tayyar = uçan” ünvanıyla anıldı.

Hz. Esmâ’nın kocasının şehid olduğundan haberi yoktu. Peygamber aleyhisselatu vesselam efendimiz evlerine gelmişti. Cafer’in yetimlerini bağrına basıp öptü, başlarını okşadı. Esmâ radıyallahu anhâ hemen anladı:

- Ya Rasulallah! Neden çocuklarımı yetimlerin başını okşadığın gibi okşuyorsun? Yoksa Cafer’e bir hal mi oldu? diye sordu. (İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 282)

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam gözlerinden süzülen yaşlar çocukların başına damlarken Esma’ya taziye diledi ve sabırlı olması, isyan sözleri söylememesi ve ağlarken göğsüne vurmamasını tembih etti.

Hanımlar Hz. Esmâ radıyallahu anha’nın başına toplanmışlardı. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz oradan ayrılıp evine geldi. Annelerimize:

“Onlar için yemek hazırlayınız. Onlar yemek yapabilecek durumda değillerdir” buyurdu.

Böylece Hz. Esma radıyallahu anhanın evine üç gün yemek yapılıp gönderildi. İslâm tarihinde cenaze evine gönderilen ilk yemeğin bu olduğu rivayet edilir.

Rahmet Peygamberi Efendimiz üç gün geçtikten sonra tekrar Hz. Esma’nın evine uğradı. Yetim kalan yavruları için Hz. Esmâ radıyallahu anhâ’ya:

“Bugünden sonra artık kardeşime ağlama. Bu çocukların geçim ve bakımı hakkında da hiç endişelenme. Dünyada ve âhirette onların velîsi benim” müjdesini verdi.

Esmâ radıyallahu anhâ altı ay kadar dul kaldı. Hz. Ebubekir radıyallahu anhu, İslâm uğruna çok çile çeken bu dul hanımla evlenmek istedi. Hz. Esma da bu teklifi kabul edince evlendiler ve ondan Muhammed isimli oğlu dünyaya geldi.

Hz. Esma radıyallahu anha eşi Ebubekir radıyallahu anhu ile birlikte Veda haccına katıldı. Yolda doğum sancıları başladı ve orada oğlu Muhammed ’i dünyaya getirdi. Ardından “Şimdi ben ne yapacağım” diye Peygamberimiz’e haber yolladı. Peygamberimiz de Hazreti Ebû Bekir’e:

“Yıkansın, güzelce giyinsin ve ihrama girsin” buyurarak, yapması gerekenleri bildirdi. (Müslim, Hacc 109; Ebu Davud, Menasik 35; İbni Mace, Menasik 12)

Peygamberimiz’den sonra halifelik görevini üstlenen Hz. Ebû Bekir, iki yıl sonra vefat etti. Vasiyeti üzerine cenazesini Esma validemiz yıkadı ve onu Peygamberimiz’in yanına defnettiler.

Hz. Ebû Bekir’in vefatından sonra Hz. Ali radıyallahu anhu ona evlenme teklifinde bulundu. Böylece hem ağabeyi Cafer-i Tayyar’ın hem Hz. Ebubekir radıyallahu anhumanın yetimlerine sahip çıkmak istiyordu.

Hz. Esma teklifi kabul edince Hz. Ali ile birlikte evlatlarını Allah yolunda yetiştirdi. Hz. Ali ile evlendiğinde Hz. Ebubekir’in oğlu Muhammed ile Cafer-i Tayyar’ın oğlu Abdullah henüz çocuktu. Bir gün Hz. Ali’nin yanında kendi babalarıyla övünmeye başladılar. İkisi de birbirine:

“Ben senden daha hayırlıyım, çünkü babam senin babandan hayırlıdır” diyordu. Bunun üzerine Hz. Ali, Esma validemize dönerek:

“İkisinin arasında hüküm ver” dedi. Esma validemiz:

“Araplar arasında Cafer’den daha hayırlı bir genç, Ebû Bekir’den de daha hayırlı bir olgun kimse görmedim” dedi. Bu sözü Hz. Ali’nin hoşuna gitti. (İbnu Hacer, a.g.e. s. 478)

Hz. Esma radıyallahu anha ömrünün son deminde, oğullarının ve son eşi Hz. Ali’nin şehadetlerini de gördü. Ama bunca acıya Allah-u Zülcelâl’den ecir umarak sabretti. Kendini kulluk vazifesine verdi, evine çekilip ibadetle ömrünü geçirdi.

Allah-u Zülcelâl, örnek almayı nasip etsin ve şefaatlerine nail eylesin. Amin.


Sayı : 71
Büyük Kapak