Evlilikler Azalıyor Boşanmalar Artıyor

Sayı : 8 / Ekim 2012, Konu Başlığı : İrfan Mektebi

“Türk milletinin belki her milletten ziyade çocuk sever, aile sever olan hayatında büyük bir sarsıntı olduğunu bugün apaçık görmekteyiz. Bu tefessüh iki şeyden ileri geliyor: Paraya tapmak, şehvete tapmak. Bu kadar basittir. Bütün teşkilât, bütün neşriyât, bütün sa’y-ü gayretler, emek ve çabalar) selabetli (sağlam, dayanıklı) olan milletin, askeri kabiliyetini eritmek için; gençliği paraya ve şehvete taptırmaya gayret etmiştir. Bir milletin aile kudret ve kuvveti, aile salabeti tamamiyle her çocuğun ideal isteyen ruhunda yer tutulmalıdır. Para ve şehvet hırsı ile vicdanlarda pis bir ejderin hâkim olduğuna mütarekede biz de şahit olduk. Bütün milletler bundan yıkılıyor.”

Bu sözler, Kazım Karabekir’in 1942 yılında, CHP grubunda yaptığı bir konuşmadan alınmıştır. Karabekir, bu konuşmadan 3 yıl önce ise ailenin ciddi bir tehdit altında olduğundan yakınarak şunları söylüyor:

“Memlekette aileyi kalkındırmak lâzımdır. Çünkü aile kalkınmadıkça ve çoğalmadıkça ahlakı kurtarmaya imkân yoktur. Her sene memlekette 500 aile azalmaktadır. 32-36 senesi arasında 200 aile azalmıştır. Evlenme azalıyor, boşanma çoğalıyor.”

Bu konuşma yapıldığı sıralarda yıllık boşanma hızı binde 23 civarındaymış. 1930 yılında binde 15 civarında olan kaba boşanma hızındaki artış Kazım Karabekir’i tedirgin etmiş ve devlet yetkililerinin dikkatini bu trajediye çekmeye çalışmış. Gerçekten de Karabekir’in korktuğu olmuş ve boşanma oranları 1955 yılında tavan yaparak binde 44’e çıkmıştır. Ama 1990’lardan sonra yaşanacak olan asıl facianın boyutları öyle zannediyorum ki, Kazım Karabekir’in de tahayyülünün çok ötesindedir.

TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) 2009 evlenme ve boşanma oranlarını 18 Haziran’da yayınladığı bir bültenle duyurdu. Bültenin aktardığı bilgilere göre evlenenlerin sayısı bir önceki yıla göre 50 bin azalırken, boşanma vakaları 14 bin artarak 114 bin 162’ye ulaşmış.

Karabekir’in “aile çöküyor” diye feryat ettiği 1942 yılında toplam boşanan aile sayısı 5170’miş. Boşanmaların oransal olarak 1930’a göre ( 1930’daki boşanma sayısı: 2127) 3 kat arttığı 1955 yılında ise 10 bin 555 aile boşanmış.

Boşanma oranları 2009 yılında binde 1,59 olarak gerçekleşti. 80 yıl öncesine göre artık 10 kat daha fazla boşanıyoruz.

***
TÜİK’in verilerini okuduğumda Cumhuriyetin ilk yılları aklıma geldi. Daha önce küçük çaplı bir araştırma yaparak Cumhuriyetin ilk yıllarında durum neydi, diye öğrenmek istemiştim. Amacım 80 yıl içinde toplumun temeli olarak görülen “aile”nin nereden nereye geldiği konusunda bir fikir sahibi olmaktı. Kazım Karabekir’in konuşmalarına bu araştırma çerçevesinde rastlamıştım.

Özellikle Karabekir Paşa’nın “Evlenmeler azalıyor, boşanmalar artıyor” cümlesini okuduğumda şaşırmıştım. Açıkçası o yıllarda boşanma konusunu, hele ki evlenmeme gibi bir sorunu, ciddi bir tehlike olarak gören bir bilgiye rastlayabileceğimi düşünmemiştim. Gerçekte istatistik göstergeler Kazım Karabekir’in söylediği oranda bir tehlikenin olmadığını gösteriyordu. Bilakis rakamlar evliliklerin arttığını bildiriyordu. Ancak bazı araştırmacılar, Karabekir’in, o yıllarda İstanbul’a hâkim olan ahlaka mugayir toplumsal yaşamı esas alarak bu konuşmayı yaptığını belirtiyorlar. Ne var ki, Kazım Karabekir’in kaygısını çektiği tehlike 1990’lı yıllardan sonra gerçek olmuş, 2000’li yıllardan sonra ise tam bir kabusa dönüşmüştür.

Bir yılın içinde 591 bin kişinin evlendiği, buna karşılık 114 bin kişinin boşandığı bir toplumsal tablo gerçekten kaygı vericidir: Her altı evliliğe karşılık bir boşanma…
Yapılan pek çok araştırma aile kurumunun zayıfladığı, önemini yitirdiği toplumlarda alkol, uyuşturucu, şiddet, fuhuş, hırsızlık vb. sorunların alabildiğine yaygınlaştığını gösteriyor. Bu bağlamda söylenecek o kadar çok şey var ki… Neredeyse toplumda gördüğümüz her bir sorunu, doğrudan ya da dolaylı olarak bu sorunla ilişkilendirebiliriz.
Sonuçları itibariyle uzun vadede çok can yakıcı olacak bu facianın altında yatan sebepler nelerdir?

Bu soruya verilebilecek pek çok cevap var. Amacım birbirini besleyen sebepler zincirini uzun uzadıya açıklamak değil. Ama inandığım bir şey var ki, “aile” gibi fıtri olan bir kurumunun böylesine bir tahribata uğraması, ancak özel bir gayret sarf edilerek olabilirdi. Kazım Karabekir’in ta 70 yıl öncesinden gelen feryadını bu bağlamda yeniden değerlendirmek gerekiyor.

Mesela boşanma oranları açısından bir milad olan 2001 yılına bakalım;

Boşanma istatistikleri, 80 yıl boyunca küçük dalgalanmalar göstererek artarken 2001 yılına gelindiğinde ilginç bir şekilde keskin bir yükseliş gerçekleşmiş. 2000 yılında 34 bin 862 olan boşanma sayısı 2001 yılında aniden 91 bin 994’e çıkmış. Ve o tarihten sonra da boşanma sayısı 90 binin altına hiç düşmemiş.

Bu ani yükselişi “2001 ekonomik krizi”ne bağlayan açıklamalar öne çıkıyor. Ne var ki, 1980’li yılların ortalarından itibaren ivme kazanan boşanma oranlarını “ekonomik sebeplerle” açıklamak, ya meseleye gereken ciddiyeti göstermemek ya da bu facianın asıl sebeplerini gözden uzak tutmaya çalışmakla açıklanabilir. Zira o yıl yaşanan ekonomik kriz ülkemizin yaşadığı ne ilk (ekonomik) krizdi, ne de son oldu…

Bu trajediye asıl kaynaklık eden sebebin ahlaki/manevi kaynaklardan kopuş olduğu açıktır. TUİK’in yaptığı bir araştırmaya göre bayanlar (%95 oranında) evlenecekleri erkeklerin en fazla, bir “iş-güç” sahibi olmalarına önem verirken, erkekler %60 oranında evlenecekleri bayanda “güzellik” arıyor.

Kazım Karabekir’in sorunun kaynağını tespit noktasında söylediği şu sözlerin bugünü tanımlamadığını kim söyleyebilir:

“Türk milletinin belki her milletten ziyade çocuk sever, aile sever olan hayatında büyük bir sarsıntı olduğunu bugün apaçık görmekteyiz. Bu tefessüh iki şeyden ileri geliyor: Paraya tapmak, şehvete tapmak. Bu kadar basittir.”*

*Kaynak: Ali Çiftçi (2009), Türkiye'nin Nüfus Bilgileri Işığında Kâzım Karabekir'in Aile ve Nüfus Politikalarına İlişkin Görüşleri ve Bugünkü Durum, Aile ve Toplum Dergisi, Cilt 5, Sayı:19


Sayı : 8
Büyük Kapak