“Evlilikte Herkes Kendi Rolünü Bilmeli” / Röportaj

Sayı : 34 / Aralık 2014, Konu Başlığı : Röportaj

Geçen sayımızı okuyanlar hatırlayacaklardır, Psikolog Reyhan Özyağlı ile “Evlilikte saadet için kadınların erkekler hakkında bilmesi gereken 5 hususiyet”i konuşmaya başlamıştık.

Reyhan hanım, psikoloji bilimini süzgeçten geçirerek, kendi kaynaklarımıza uygun bir şekilde ele alıyor, “Mü’mine bir hanımın ailesi ile olan ilişkilerinin, Kur’an ve Sünnet ölçülerine göre nasıl olması gerektiğini” Psikolog tecrübesiyle birleştirerek ortaya koyuyor.

“Allah-u Teâlâ hem kadını hem erkeği yaratmış, her ikisini de tanıyor, biliyor. Ama kadın erkeği, erkeğin ihtiyaçlarını, önceliklerini, hassasiyetlerini bilemiyor. Tabi erkek de kadını… Bu yüzden her ikisini de yaratan Allah'ın indirdiği ayetlerle, Peygamberimizin haber verdiği hadislerle birbirimizi anlamaya çalışmamız çok önemli…

Psikoloji ilminden de yararlanarak hazırladığımız seminer programımızda kadınlarla erkekler arasında farklı olan beş temel tutumu ele alıyoruz. Kadınlar bu farklılıkları bilse eşleriyle ilişkileri çok daha kolay olur. Bu temel farklar erkeğin fıtratından gelen farklılıklardır ve buna uygun davranmazsak erkeğin evlilik içindeki rolünü üstlenmesine mani olmuş ve fıtratına aykırı davranmasını beklemiş oluruz. Bu hassasiyetleri, maddeler halinde sayacak olursak:

1- Saygı, 2- Mahrem Hayat, 3- Duygusallık, 4- Geçim, 5- Problem çözme…

Birincisi saygı; Erkeklerin evlilikte en çok ihtiyaç duydukları şey, eşleri tarafından kendilerine saygı duyulmasıdır. Eğer erkek eşinden saygı görüyorsa fıtratına uygun davranmaya devam eder; evine, eşine bağlı olur. Saygı görmeyen erkeğin kendine güveni sarsılır, enerjisi düşer. Erkekliğini ortaya koymak için; ya tamamen baskın hale gelip, şiddet yahut kırıcı sözlerle tepki gösterir ya da tamamen evlilikten elini eteğini çekerek, iletişimi keser. Beden olarak yanınızda olsa da önüne televizyon, bilgisayar gibi setler koyup zihnini evinden uzakta tutar.

Kadının erkeğe saygısını gösterirken vücut dili, ses tonu, bakışları her şeyi çok önemlidir. Öfkeli olduğumuz anlarda da seçtiğimiz kelimelere ve ses tonumuza çok dikkat etmeliyiz. Saygının ifade edilişinde, ortam da çok önemlidir. Erkeğin en önem verdiği şeylerden biri; sosyal çevreye karşı eşinin ona saygılı olmasıdır. Mesela ailesinin yani anne baba ve akrabalarının yanında kendisine gösterilen saygı onun için çok değerlidir.

İkinci konu mahrem ihtiyaçlar; Evlilikte mutlu bir beraberlik, erkekler için kadınlara nazaran kat kat daha önemli. Bir erkeği, karısının soğuk davranması ve ihtiyacı olan yakınlıktan sürekli mahrum etmesi kadar hiçbir sebep boşanma kararına götüremez.

Bilimsel açıdan izahı olan bir gerçek bu, erkek vücudu kadına nazaran kat kat fazla hormon salgılıyor. Yani bir kadın kocasını reddetmekle onun için çok önemli bir ihtiyacı anlamamış oluyor. Bu konuda hadis-i şeriflerden sadece birini hatırlatmakla yetiniyorum; Peygamberimiz buyuruyor ki: ( “Bir erkek karısını yatağına çağırır da karısı gelmez ve erkek ona dargın olarak gecelerse, melekler o kadına sabaha kadar lânet ederler. Buhârî, Bed’u’l–halk 7; Müslim, Nikâh 122)

Bu meselenin duygusal yönü de var, yani biyolojik ihtiyaç kadar, duygusal olarak da reddedilmiş, kabullenilmemiş hissediyor ki, bu evlilikte tehlike sinyali demek…”

Yukarıdaki satırlar, Psikolog Reyhan Özyağlı ile yaptığımız röportajdan alıntı… Bu sayımızda söyleşimize devam ediyoruz. İstifade etmemiz temennisiyle…

Psikolog Reyhan Özyağlı, Kanada’da Carleton Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun oldu. Türkiye’de okul öncesi eğitim ve aile danışmanlığı yaptı, kreş idarecisi ve eğitmeni olarak çalıştı. Kanada’da ağırlıklı olarak göçmen aileler için, 2006 yılından başlayarak uyum sorunlarını gidermek ve geçiş süreçlerini kolaylaştırmak amacıyla Toronto ve Ottawa’da seminerler ve eğitim organizasyonları düzenledi. Bu süre içerisinde özellikle Müslüman öğrenciler için eğitim, göçmen yetişkinler için aile danışmanı olarak çalıştı. Türk ailelere yönelik eğitim ve uyum programları düzenledi. Distress Centre of Ottawa kurumunda intihar engelleme ve kriz hattı eğitimi aldı ve uzmanı olarak görev aldı. Halen çalışmalarını Mebde Psikoloji Eğitim Danışmanlık çatısı altında, İstanbul’da sürdürmektedir.

İslamî Hayat: Reyhan Hanım, geçen sayımızda hanımlar arasında çok rağbet gören, çok istifade edilen seminerlerinizden birinin konusuna dair bir söyleşiye başlamıştık. Kısa özetten sonra kaldığımız yerden devam edelim istiyorum. “Erkeklerde bulunan üçüncü farklı özellik, sorun çözme konusundaki farklılıkları” demiştiniz. Buyurun…

Psikolog Reyhan Özyağlı:Erkekler ve kadınlar problem çözmede farklı yöntemler kullanırlar. Kadınlar konuya çok daha geniş çerçeveden bakarlar, olayların sebep sonuçlarını irdeler, başka konularla bağlantılarını düşünürler. Erkekler ise problemleri tek tek çözmek ister, o sırada probleme odaklanırlar. Problem çözmeye çalışırken de yöntem olarak içe yönelirler, yalnızlaşıp problemi kendi dünyalarında çözmek isterler. Kadın bu esnada ihmal edildiğini düşünür, alınganlaşır. “İhmal ediliyorum, eskisi gibi benimle ilgilenmiyor beni sevmiyor,” diyerek yakınmaya başlar. Belki adam iş yerinde bir problemi çözmeye çalışıyor, zihninde, fakat karısı şikâyet etmeye başlıyor, “Sen bizimle ilgilenmiyorsun, aileni düşünmüyorsun.” diyor. Hâlbuki erkek o esnada ailesini de etkileyecek bir problemi çözmeye çalışıyor, ailesi için çabalıyor ve karısı o sırada ihmalden, ailesine karşı ilgisizlikten yakınıyor. Erkek için ağır bir itham. Bu sefer de erkek kendisine haksızlık edildiğini düşünüyor.

Kadının bu durumda ne yapması lazım? Sabırlı olması ve şunu düşünmesi lazım; “Problem esnasında kabuğuna çekilme erkekte bir mekanizma.” Bir “buffer sistem.”

Erkeğin sessizleştiği an problemi çözme anı, inecek aşağıya, problemi çözüp çıkacak. Erkek sessizleştiğinde olumsuz manalar çıkarmak yerine sessizleşme sebebini öğrenmeye çalışabiliriz. Belki beraber halledebileceğiniz bir problem olabilir.

İslamî Hayat: Peki erkeğin sorunu bizzat kadınla alakalıysa yine de içine kapanır mı?

Psikolog Reyhan Özyağlı:Evet erkek yine bu problemi kendisi çözmeye çalışır ve karşısındakine bunu söylemez. Aslında konuşsa belki problemi çözecekler ama yine de mekanizma gereği kendi âlemine çekilir. Kendiliğinden anlamasını bekler, çözmeye çalışır. Tepkisini şiddetle ortaya koyabilir. Kadın bunun erkekte bir mekanizma olduğunu fark ederse daha doğru hareket edecektir.

Bu iç âleme çekilme süresi bir dönem, bir süreç. Hak arama davasına girişmek yerine neden sıkıntılı olduğunu anlamaya çalışmak ve konuşturmaya çalışmak gerekir. Çünkü konuşsa rahatlayacak… Onun için sorunu anlatmasını sağlamak ve beraber çözüm aramak, yapılması uygun olan davranış.

Kadın, erkek sessizleşip kabuğuna çekildiğinde, problemin evliliğinden kaynaklandığını düşünmemeli. Kadın “Aramızda bir problem var ondan dolayı böyle oldu, içine kapandı,” diye düşünebilir ama erkek dışarıdaki problemlerinde de içine kapanır, sessizleşir.

Bu bilinmesi gereken bir farklılık… Dördüncü konu, duygusallık noktasında erkeklerin farklılıkları… Önce sorayım; sizce “Erkekler duygusal mıdır?”

İslamî Hayat: Şahsi görüşümü soruyorsanız, duygusaldırlar. Çünkü aileleri için, ülkeleri için, sevdikleri için büyük fedakârlıklar yapabiliyorlar. Mesela şehit oluyorlar, ailelerinin nafakası için canlarını tehlikeye atıyorlar; bu duygusuz bir insanın yapabileceği bir şey değil. Ama gelenekler erkeklerin duygularını ifade etmelerini baskılıyor, diye düşünüyorum. Hatta alkol ve benzeri maddeler kullanmaları ve saire sorunlar da belki duygularını ifade etmeleri kısıtlandığı için olabilir…

Psikolog Reyhan Özyağlı:Evet. Bazı araştırmalarda erkeklerin en az kadınlar kadar duygusal oldukları hatta bazı araştırmalarda da kadınlardan daha fazla duygusal oldukları bulgusuna ulaşılmış. Erkekler duygusallar fakat duygularını paylaşmaktan hoşlanmazlar. Çünkü erkekte duygusallığı göstermek zayıflık olarak kabul edilir. Duygusal olmak onlar için “kadın gibi olmak”tır. Kültür olarak da buna yatkın şekilde yetiştirilmişiz. Doğuda hala erkekler, çocuklarını öpemez, sevemez. Hâlbuki Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem torunlarını ashabının yanında hep öpmüştür, sevmiştir, omzunda taşımıştır. Onun ağladığını da biliyoruz. Biz ise “Erkekler ağlamaz,” demişiz.

Biraz da bunun etkisiyle, erkeklerin hissettiği duygularla gösterdiği duygular arasında biraz fark var. Genellikle erkekler birbirinden farklı duygular hissetseler de en çok bunları öfke şeklinde gösteriyorlar. Mesela üzüntü, acı, pişmanlık, korku veya kaygı hissediyor ama öfke gösteriyor. Çünkü diğerlerini göstermek zayıflık işareti; öfke göstermek ise güç işareti gibi algılanıyor.

Öfkeyi şuna benzetebiliriz, hani çamaşır çekmecesinin en üstünde hangi çamaşır varsa açınca hemen onu alma eğiliminde oluruz ya, erkekler için de böyle bir durum var. Hissettiği duygu ne olursa olsun gösterdiği duygu hep öfke oluyor. Bu sebeple erkeklerin öfkesinin altında ne yattığını anlamak faydalı olur.

İslamî Hayat: Peki erkeklerin duygusal ihtiyaçları nelerdir? Hangi duyguları baskındır?

Psikolog Reyhan Özyağlı:Erkeklerin duygusal ihtiyaçları başta kabul edilme, takdir görme, beğenilme, onaylanma, teşvik edilme gibi özgüvenlerini besleyecek türde duygusal ihtiyaçlardır.

Beğenilme arzusu kadınların aşikâr olarak belli ettikleri bir ihtiyaçtır. Aslında erkekler de eşleri tarafından beğenildiklerini duymak ve hissetmek isterler. “Bugün çok yakışıklı olmuşsun, bu gömlek sana çok yakışmış.” Buna benzer cümleler eşinizin duygusal ihtiyaçlarını karşılamak adına önemlidir. Erkek de eşi tarafından önemsendiğini, çabalarının takdir edildiğini duymak ister. Kendisine güvenildiğini ve yaptıklarının onaylandığını hissetmek ister.

Erkekler, karşınızda dağ gibi dursalar bile aslında çok duygusallar ve onların da duygusal ihtiyaçları var. Kadın erkeğini bu konularda besleyebilmiş olursa erkek hem işine, hem eşine kuvvetle sarılır. Kadının duygusal manada eşine karşı yapabileceği hatalar; eşinin davranışlarını değiştirmeye çalışması, ona öğüt vermeye çalışması, çabalarını görmezden gelmesi, yapamadıklarından yakınması, çocuk yerine koyması ve olduğu gibi kabul etmemesi, sayılabilir.

Kendisine güvenildiğini hissetmesi, erkeği duygusal olarak çok rahatlatır, duygusal olarak çok motive eder ve böylece çok zor şeyleri başarabilecek kudreti daha kendisinde bulur.

Kadınlar sevildiklerini hep işitmek isterler, sürekli bunu duymaya ihtiyaçları vardır. Kadının o sevgi kelimesini duymaya ihtiyacı olur. Erkekler sevgi kelimesini duymaya bizim kadar çok ihtiyaç duymaz ancak hissetmek isterler. Erkeğin sevgiyi hissettiği iki şey vardır; biri mahrem ihtiyaçlar konusu, buna birazdan geleceğim, diğeri de kendisine saygı duyulması, kendisine güvenilmesi, yapabileceğine inanılması. Siz yola çıktığınızda “Hadi yolu birine soralım” demeniz bile, “Acaba bana güvenmiyor mu beni sevmiyor mu?” diye düşünmesine sebep olur. Bu konuyla ilgili bir beyaz atlı prens hikayesi var.

Beyaz atlı Prens bir gün ormana gezintiye çıkıyor ve kadın çığlıyı duyuyor. Sesin geldiği yöne gidiyor bakıyor ki ejderha bir prensesi yakalamış. Prens hemen kılıcını çıkarıyor ejderhayı öldürüp prensesi kurtarıyor sonra prensesle evleniyorlar. Köy halkı çok seviniyor, prensi herkes takdir ediyor prensesimizi kurtardı, diye. Sonra başka bir gün yine ormanda yürürken karısının yani prensesin sesini duyuyor, bakıyor ki ejderha yine prensesi yakalamış. Prens elinde kılıcıyla prensesi ejderhanın elinden kurtarmaya gidiyor ama prenses “Bu sefer kılıç işe yaramaz, kement at” diyor. Prens kement ile ejderhanın elinden prensesi yine kurtarıyor. Halk yine çok seviniyor kutlamalar yapıyor fakat halkın dilinde “Prensin, Prensesi ancak onun verdiği akıl sayesinde kurtardığı,” dedikodusu dolaşıyor. Prens bu sefer onu “Ben kurtaramadım mı, başaramadım mı?” diye üzülmeye başlıyor.

Prens bir başka gün tekrar ormana çıktığında ejderhanın bu sefer başka bir kadını yakaladığını görüyor. Atıyla dörtnala ejderhanın yanına gidiyor, bakıyor ki bu kadın kendisine herhangi bir komut vermiyor. Kendi bildiği gibi kılıcını çıkarıyor ve ejderhayı öldürüp kadını kurtarıyor. Hikayenin sonu biraz kötü, prens bu kadınla evlenip prensesi terk ediyor. Kadınların erkeklere bir şey öğretme çabası erkekteki kabiliyeti öldürüyor. Yani farkına varmadan erkeğin erkeklik özelliğini kaybettirmiş oluyorsunuz. Bu da erkeği kadından uzaklaştırıyor.

Mahrem ihtiyaçlar da erkeklerin sevildiklerini hissetmeleri için çok önemli. Bu konuda kadınlara mahsus seminerlerimizde daha rahat konuşabiliyoruz. Şu kadarını söyleyebilirim, bazen erkeklerin davranışları kadınlara çok tuhaf gelebiliyor. Mesela bir kavga sonrasında kadın, kocasının yakınlaşma istemesini çok garip buluyor. Hâlbuki bu erkek için sevgisinin devamlı olduğunun bir ifadesi… Yani “Kavga etsek de, bak, ben seni seviyorum” demek. Bunları seminerlerimizde konuşmamız kadınlara çok faydalı oluyor, böylece bunun anormal olmadığını, bunun hemen hemen bütün evliliklerde geçerli olduğunu görüyorlar.

İslamî Hayat: Anlıyorum. İnşaallah okurlarımız için de istifadeli olur.

Psikolog Reyhan Özyağlı:Son olarak erkeklerin “ailenin geçimi” konusundaki farklılıkları. İngilizcede bir tabir var, Türkçe tam karşılığı “Eve ekmek getiren” demek. Bizde de hemen hemen aynı manaya geliyor, evin geçimini asıl yüklenen kişi demek.

Allah-u Teala Nisa suresi, 34. ayet-i kerimede “Erkekler kadınlar üzerine kavvamdırlar, yani hakimdirler, koruyucu, gözeticidirler.”buyuruyor. Özellikle “kavvam” kelimesi; devamlı, sürekli olarak koruyucu, yönlendirici, lider olan anlamlarına gelir. Devamında da, “Çünkü mallarından harcarlar…” buyuruyor.

Geçim erkek üzerine vaciptir, kadın üzerine değil. Allah geçim için erkeği tayin etmiş. Allah bunu emrettiyse demek ki geçimi sağlamak erkeğin fıtratına uygundur. Geçimi sağlayınca, para kazanınca yani finansal olarak ailesini güvende tutunca, kendisini erkek olarak hissedecektir. Bunun için erkeğe fırsat vermek lazım.

Evlilikte “sağ el kuralı” vardır. Sağ elimiz neden bu kadar becerikli, neden her şeyi onunla yapabiliyorum fakat diğer elimle yapamıyorum? Çünkü sağ elimle çok egzersiz yapmışım, geliştirmişim. Peki, sol elim neden bu kadar beceriksiz? Çünkü sağ elim her şeyi yapıyor, sol elin yapmasına ihtiyaç yok. Sağ eli olmayan insanlara baktığınız zaman o kişiler, sol elleriyle, sağ elimizle yaptığımız her şeyi yapabiliyordur, çünkü sol elini eğitmiştir. Ben de hanımlara “Seçin,” diyorum; “Sağ el mi olmak istiyorsunuz, sol el mi? Siz sağ el olursanız erkek sol el olacak, siz sol el olursanız erkek sağ el olacak.”

Mesela bir danışanım “Eşim parayı yönetemiyor savuruyor. Paranın idaresini ben sağlıyorum” diyor. Farkında değil, eşi ve kendisi için çok kötü bir şey yaptığının. Bu adam yıllara vurduğumuz zaman hiçbir zaman para kontrol etmeyi öğrenemeyecek. Ben de diyorum ki bırak, birkaç yıl acı çekeceksin, iki yıl, üç yıl kontrol edemeyecek ama sonra öğrenecek.

Mesela Kanada’da bir doktor arkadaşım var, İngilizcesi çok iyi. “Çocukların okuluyla, faturalarla hep ben ilgileniyorum, İngilizcem iyi olduğu için, kocam pek dil bilmiyor,” diyor. 18 yıldır karısı sorumluluğu üstlenmeseydi, sağ el olmasaydı, kocası öğrenirdi…
Danışanlarımdan ben bunu çok duyuyorum. Mesela; “Eşim çok tembel bir adam, çalışmıyor, işe gitmiyor, bir yerde işe başlıyor sıkılıp bırakıyor.” “Evlendiğinizde nasıldı?” “Düzenli bir işi vardı, kendisi de çalışkandı.” “Peki ne oldu bu adama?” Bu adam bir şeyleri kaybetmiş. Kim bilir bu süreçte hangi yanlışlar yapıldı.

Herkes kendi rolünü bilmeli. Bırakın eşiniz sağ el olsun, geçimi üstlensin. İslam da bunu emrediyor. “Ben de kazanayım, ben de bir şeyler yapayım,” dediğiniz anda fıtratınıza aykırı hareket ediyorsunuz. Ve bu sefer erkek, gücü hissetmiyor. Bir erkeğin erkeklik özelliklerini kazanmasına fırsat vermek gerekir.

İş hayatına atıldığımız zaman ister istemez üzerimize ekstra yükler yüklüyoruz. Ev işlerinin sorumluluğuyla beraber bir de iş stresi üzerimize biniyor. O zaman biz daha çok yoruluyoruz. Aslında kadın kendini çekmeli ve sadece kendi sorumluluk sahasında vazifesini bilmeli. Kadın ortaya çıkarsa erkek bu sefer beceriksizleşecek, sol el olacak.

Dünyanın dengesi o kadar değişti ki. Hz Ali ile Hz. Fatıma’nın evliliğine baktığımız zaman evleri bugün bizlerinki gibi miydi? Çiftler evliliğe öyle bir düğün masrafıyla giriyor ki, yıllarca borç ödemek zorunda kalıyorlar. Çok materyalist bir toplum haline geldiğimiz için görevler allak bullak, sistem allak bullak. Avrupa ülkelerinde ya da Amerika’da en büyük sıkıntı budur. Geçenlerde Amerikalı bir psikologun bir makalesini okudum. Amerika’daki boşanma oranı yüzle elli iki. Şu anda bunun üzerinde araştırmalar yapılıyor.

İslamî Hayat: Ne yazık ki, batılılaşmayla beraber bizde de hızla yükseliyor. İnşaallah bu gibi çalışmalar sayesinde bunun önüne geçebiliriz. Çok teşekkür ediyoruz katkılarınız için. Yazılarınızı her zaman okumak istiyoruz.

Psikolog Reyhan Özyağlı:İnşaallah. Ben de isterim. Derginize de çalışmalarında başarılar dilerim.


Sayı : 34
Büyük Kapak