Ey Gönül Kendini Neye Kaptırdın?

Sayı : 69 / Kasım 2017, Konu Başlığı : Hasbihal

Rahman Ve Rahim olan Allah'ın adıyla...

Selamun aleykum değerli mümin kardeşlerim. Hidayet Allah'tan elbette… Bu dünya geçici bir oyundan ibaret...

Gelin sizler ile biraz hasbıhal edelim. Rabbim öğrendiklerimiz ile kabir kapısına kadar amel etmeyi nasip etsin (Amin) Çünkü bizler biliriz ki insan bildiği ilim ile amel etmezse fayda vermez din kardeşim.

Diyelim ki yanımda bir torba var, ben bu torbaya her gün bir patates attım. Tabi ne olur, zamanla bu torba doldu. Peki ben bu torbadaki patatesleri sürekli yanımda taşısam bu ancak bana eziyet verir. İşte ilim de böyledir. Ben öğrendiğim ilim ile kitap yüklü merkep olursam ne yazık bana. Ama velakin tam tersi olursa işte ne mutlu bana...

Evet din kardeşlerim unutmayalım ki yalnız ve yalnızca dünyada yaptığımız ameller fayda verecek, amel etmezsek fayda yok...

Evet, çok zor bir dönemde yaşıyoruz küçük alametler bitti, sıra büyüklerde, Rabbim o alametlerin azabından bizleri korusun.

Hiç kuşkusuz kıyamet yalnız Allah'ın bildiği ve kendi yaratıklarından hiçbirisine bilgisini vermediği gayb konularından birisidir. Fakat buna rağmen bazı kişiler Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme kıyameti soruyorlar. Bu ya deneme ve sınama sorusudur, yahut da hafife alan, küçümseyen bir sorudur.

Halbuki Peygamber Efendimiz de bir insan idi. Gaybı bildiğini iddia etmiyordu. Kendisinin de bir insan olduğunu, bu sınırları aşamadığını bildirmiştir. Gaybı yalnızca Allah bilir.

Dikkat edin, kıyamet günü büyük bir olaydır. Dikkat edin, o günün yükü çok ağırdır. Dikkat edin, kıyametin ağırlığını gökler ve yerler taşıyamazlar. Bütün bunların yanında kıyamet gelip çatar...

Kendisinden habersiz olanı birden yakalayıverir. Peki, soruyorum şimdi bu umursamazlığımız, vurdumduymazlığımız niye? Yoksa bizim garantimiz mi var? Neden az kalmışken zamanımızı değerlendirmiyoruz?

Bakın Allah dostlarından biri her şeyden vazgeçmiş, oturmuş kıbleye karşı. Biri gelmiş “Selamun Aleykum,” Hiç duymuyor. Tekrar selam veriyor, veliden cevap yok.

“Kardeş niye duymuyorsun?” Diye soruyor. Veli çeviriyor kafasını diyor ki,

“Ya Rabbi ne boş şeylerle uğraşıyorlar hâlbuki Selam Allah'ın selamı alınmaz mı..! Ama ne demek istiyor ya anla işte. “Aldım selamını alıkoyma beni Mevlânın huzurundan”

Şu edebe bakınız. Subhanallah, ne kadar beraber Rabbiyle… Biz bir de kendimizi düşünelim din kardeşlerim.

Bu kadar az kalmışken o güne, bizler neden telaşlanmıyoruz, neden azığımızı hazırlamıyoruz? Nasıl ki bir genç kız “Evleneceğim,” diye çeyiz hazırlıyor, bizler de ahiretlik çeyizlerimizi hazırlamalıyız.

Tabii ki kim hazırlayacak beşeri şeyler dururken!

Ey gönül kendini neye ve kime kaptırdın? Ey insan gönlünü sahibine vermen gerekmez mi? Fakat ne acıdır ki kimin gönlü topçuda, popçuda, modada, hangi vitrinde... Bunları iyi dinliyorsun, iyi biliyorsun da ya seni yaratan Rabbini ne zaman dinleyeceksin? Yüzünü süslediğin aynaya baktın da kalbini süsleyen Allah'a ne zaman bakacaksın?

Sevgili kardeşim zamanın azaldı. Hangimizin yarına çıkacağı kesin değil. Yarını bırak bir dakikaya bile garantimiz yok. Peki hâla bir daha söylüyorum bu vurdumduymazlığımız niye?

Yoksa sen ahirette perişan olmak mı istiyorsun!

Şeyh Nuri Efendi isminde biri cemaate “İnsan öldüğü vakit şöyle sual sorarlar, böyle sual sorarlar, ilmi nasıl kullandın, paranı nerede kullandın, ibadet ettin mi, hayır hasenat yaptın mı? ” Diye vaaz veriyormuş.

Şeyh Şibli (kuddise Sırruhu) oradan geçerken durup vaazı dinlemiş sonrada şöyle demiş:

“Şeyh efendi! Allah kullarına o kadar sual sormaz. Yalnızca iki şey sorar; ‘Ben seninle idim, peki ya sen kiminle idin?’”

Şeyh Nuri Efendi bu sözü işitince düşünüp bayılır. Rabbim bize bu iki soruyu soracak ya biz ne yapacağız ne cevap vereceğiz?

Bunları diyebilecek misin; “TV izledim, kötü arkadaşlık ettim, dünyalık işlere daldım vb.”

Öyle ki kardeşim insan nerede ve ne zaman çağrılacağını bilmiyor insan...

Genç, yaşlı, kadın, erkek sıralaması yapılmıyor o yolculuk için… O yolculuk için büyük davetler oluyor “Gel sıra sende” diye kapıyı çalıyor ölüm meleği, gidiyorsun. Gitmemek olmuyor. Her an hazırlıklı mısın değil misin? O yolculuk için yüz ağartıcı azığın çeyizin var mı? Utanmamak için...

“Kaçış nereye?” paniği yaşamamak için en yakınlarından bile kaçmamak için... Rabbimin sürekli uyardığı o günde, ısrarlı çağrıları, ikazları kadar önemsendin mi?

“O gün’ü” içinde, hep bir ikaz ışığı gibi yanıp söndü mü mahşer aydınlığından hesap verme gerçeği? Bakın işte değerli din kardeşim, öyle bir imtihanda, sınavdayız ki bizlere soruların cevapları bile veriliyor. Rabbim bize “O günün” ikazlarıyla bizi uyarıyor.

İslam bir yolda, biz bir yolda eğleniyoruz. Evet, biz dünyayı seviyoruz ahireti bırakıyoruz. Bizler o kadar dünyayı seviyoruz ki ahiretimizi feda edecek kadar. Ne yazık ki...

Şu çok sevdiğimiz makamımız, malımız, ailemiz hiçbir şey fayda vermeyecek. Kişi en yakın arkadaşını görecek fakat kendisini düşünmekten onunla hiç ilgilenmeyecek, karısından çocuklarından kaçacak. Orada mal çokluğu da işe yaramıyor evlad çokluğu da...

Kurân neredeyse insana bir ebedi hayat ikazı yapmak için gelmiş, Allah'a iman, Ahirete iman... İslam amentüsünün omurgası neredeyse bu iki iman…

Mal mülkten, evlad-u ıyalden, güç niteliğinde görülen her şeyden soyutlaşır, hayatı sonlandırılır. kabirden geçip “o gün’e”ulaşırlar...

Allah'ın huzuruna hastalıksız, selim bir kalp götürene ne mutlu!


Sayı : 69
Büyük Kapak