Fare’nin İyiliği

Sayı : 25 / Mart 2014, Konu Başlığı : Masal Annesi

Bir zamanlar büyük bir ormanda heybetli bir aslan yaşarmış. Aslan bu ormanın kralı gibiymiş. Her sabah kalkar ormanı dolaşır, hayvanları denetlermiş. Zebraların otladığı çayırlara uğrar, ağaç yapraklarıyla karnını doyuran zürafaların arasında dolaşırmış. Sonra bu sürülerden yaşlı, sakat veya hastalıklı birini yakalar, karnını bir güzel doyururmuş.

Hayvanlar aslandan çok korkarmış. Onu görünce hemen uzaklaşmaya çalışırlarmış. Fakat küçük bir fare aslandan pek korkmazmış. Onun yanına kadar sokulur, halini hatırını sorarmış.

Aslan bu küçük yaramazın eti dişinin kovuğuna bile yetmeyeceğinden, ona pek aldırış etmezmiş. Sadece böyle yanıbaşına sokulmasına kızar, pençesini kaldırıp onu korkutmak istermiş.

Ama farecik korkmaz,

- Beni öldürmeyeceğini biliyorum. Çünkü beni öldürmekle eline hiçbir şey geçmez. Aksine benimle dost olursan belki benim sana iyiliğim dokunur, dermiş.

Fareciğin bu boyundan büyük sözlerine kahkahalarla gülen aslan:

- Sen hiç boyuna posuna bakmıyor musun? Bir lokmacık bir faresin. Bana ne faydan dokunur ne de zararın, diye cevap verirmiş.

Ama bir yandan da fareciğin şirinlikleri hoşuna gittiği için onunla ara sıra sohbet etmekten kendini alamazmış.

Böylece koca aslanla küçücük fare dost olmuşlar. Aslan akşamları mağarasına çekildiği zaman fare de yanına gelirmiş. Aslan ona yemek artıklarını verir, farenin iştahla yiyişini seyredermiş. Sonra:

- Kalanları da evine, yavrularına götür, dermiş.

Fare de bu iyilikleri karşısında aslana teşekkür eder ve sonra eklermiş:

- Benim de senin için yapabileceğim bir şey olursa çekinme, söyle. Ben de sana iyilik yapmak isterim!

Aslan bu sözler karşısında alaylı bir şekilde:

- Küçücük boyuna bakmayıp bana söylediği lafa bak! Sen bana ne iyilik yapabilirsin ki? Ben karşılık beklediğim için değil sadece sana acıdığım için yardım ediyorum! Dermiş.

Böylece günler geçerken bir gün ormana avcılar gelmiş. Bu avcılar tuzak hazırlamakta çok maharetliymişler. Yüksek bir ağacın dalından ip sarkıtıp, bir tuzak hazırlamışlar.

Avlanmak için oralardan geçmekte olan Aslan, fark edemeyip avcıların kurduğu tuzağa yakalanıvermiş. Bir anda üstüne başına ipler dolanan Aslan çırpınmaya başlamış. Ama bu tuzağa yakalanan hayvanların çırpınmasının hiç faydası yokmuş. Çünkü kurtulmak için ayaklarını hareket ettirdikçe ipler daha da dolaşıyormuş. Sonunda aslanın dört ayağı da iplere dolaşmış ve kıpırdayamaz hale gelmiş.

Artık kurtulmaktan ümidini kesen aslan çaresizce başına gelecekleri beklemeye başlamış. Avcılar geldiği zaman kendisini öldüreceklerinden hiç şüphesi yokmuş.

Oradan geçmekte olan hayvanlar aslanın bu çaresiz halini görünce alaycı bir şekilde gülümseyerek uzaklaşmışlar. Aslanın en çok zoruna giden de buymuş.

Şimdiye kadar hiç dost edinmediği için kimse ona yardıma gelmiyormuş. Aksine herkesin canını yaktığı ve korkuttuğu için başına gelenlere seviniyorlarmış. Aslan kendi kendine düşünüp:

- Bütün bunların başıma neden geldiğini biliyorum. Kendime çok güvendiğim, dosta ihtiyacım olmaz zannettiğim için şimdi dostsuz kaldım. Artık başıma gelene katlanacağım, demiş.

Tam o sırada ormanın öte yanında koşa koşa küçük fare gelmez mi? Farecik:

- Dostum, ağa yakalandığını duydum, çok koşup geldim. Merak etme şimdi seni kurtaracağım, demiş.

Aslan fareciğin sözlerine çok şaşmış.

- Sen beni bu sağlam iplerden nasıl kurtarabilirsin ki? Demiş.

Ama farecik cevap vermekle zaman kaybetmeyip hemen dişleri ile tuzağın iplerini kemirmeye başlamış. Kendisi çok küçük olduğu için iplerin aralarından kolayca geçiyormuş. Kısa zamanda aslanın ayaklarına dolaşan ipler bir bir gevşemeye başlamış. Aslan kolayca tuzaktan çıkmış. Farecik fırsatı bulunca aslana:

- Bak, beni küçük diye beğenmiyordun ama küçüklüğüm işe yaradı. Demek ki herkesin bir yeteneği vardır, demiş.

Aslan, böylece kimseyi küçük görmemesi gerektiğini öğrenmiş ve bundan sonra dost edinmeye önem vermiş.


Sayı : 25
Büyük Kapak