Farkında Olmadığımız Nimet: Hava

Sayı : 40 / Haziran 2015, Konu Başlığı : Bunları Biliyor musunuz ?

Etrafımızda bol bulunduğu için değerini bilmediğimiz birçok nimet vardır. Bunlardan biri de hava nimetidir. Allah-u Zülcelâl, “Allah'ın nimetini sayacak olsanız sayıp bitiremezsiniz. Doğrusu insan pek zalim ve çok nankördür.” (İbrahim 34) buyuruyor.

Gerçekten de nimetleri saymaya kalksak havanın bir nimet olduğunu bile düşünmeyiz. Oysa dünyamızı saran atmosfer tabakası bizi adeta bir merhamet kucağı gibi sarıp sarmalar.

Atmosfer, yerkürenin etrafında adeta düzenleyici ve koruyucu bir örtü şeklindedir. Hava tabakasının kalınlığı 150 km'dir. Bunun sadece 12 km'si canlıların yaşamasına elverişlidir. Yeryüzünden uzaklaştıkça hava tabakasının yoğunluğu ve sıcaklık azalır.

İlk bakışta “Atmosferin bu kadar kalın olmasına ne gerek var?” diye akla gelebilir. Oysa atmosferin gereksiz gibi görünen üst tabakaları da çok önemlidir. Atmosferin dış katmanlarından mezosfer, gök taşlarının (meteor) gazlarla sürtünme etkisiyle yanar, kül olur. Bu durum yeryüzünden bakıldığında yıldız kayması olarak görünür. Dünyadan bakılınca hoş bir manzara arz eden bu durum aslında yeryüzündeki hayatın devamı için çok önemlidir.

Atmosfer, Dünya'da, canlıların hayatını sürdürmeye uygun şekilde, ısı ve ışığı ulaştıracak şekilde şeffaf yaratılmıştır. Uzaydaki birçok gezegenin atmosferi kalın bulut tabakalarıyla sarılı olduğu için ışığı engellerken dünyanın atmosferi genellikle şeffaftır. Bu sayede ışık ve ses dalgaları rahatlıkla iletilebilmektedir.

Hava tabakasını oluşturan gazların şeffaflığı, iletkenlik oranları, kısaca bütün hususiyetleri dünyadaki hayatın devamı için çok önemlidir. Atmosfer güneş ışığının gerekli miktarını yeryüzüne ulaştırır. Bu ışıkla, toprak ve su katmanlarında yansıyarak ısıya dönüşür ve atmosferin alt tabaklarını ısıtırlar. Allah'ın rahmet ve kereminin bir tecellisi olan bu özellik sayesinde hava katmanı içinde insanlar, uzaydaki kavurucu sıcaklıklar, dondurucu soğuklardan korunur. Atmosferin kendisi güneş ışığından dolayı pek fazla ısınmaz, ısının fazlasını yansıtarak sadece bizi yaşatacak olan miktarı yeryüzüne ulaştırır. Böylece yeryüzündeki ısıyı belli bir aralıkta tutar.

Canlıların hayatını sürdürmesi için karbon, ozon ve su döngüsü, mikroorganizmaların açığa çıkardığı mineraller, fotosentez gibi pek çok önemli olayın sürdürülebilmesi gereklidir. Atmosfer bu şartların tümünü bir arada tutacak şekilde yaratılmıştır. Atmosferde meydana gelen yağışlar ve rüzgarlar da yine canlıların hayatta kalmasına elverişli işlevlere sahiptir.

Koruyucu Bir Tavan

Atmosfer, çoğunluğu azot ve oksijen gazlarından oluşan, renksiz ve kokusuz gaz kütlesidir. Hava tabakasının özellikleri, tüm canlıların hayatını sürdürmesi için çok önemlidir. Çünkü bu gaz tabakası içinde bulunan oksijen, canlı vücutlarındaki enerjinin kullanılması için gereklidir.

Canlıların vücutlarının büyük bir kısmı oksijenden oluşur. Bütün organik moleküllerin yapısında oksijen bulunur. Ayrıca hayvanlar, gıdaların yakılması ve enerjinin açığa çıkması için oksijenle solunum yaparlar.

Oksijen yanmayı mümkün kılan gazdır, aynı zamanda saf oksijen çok tehlikelidir. Saf oksijene, bir alev ya da kıvılcım dokunursa, çok büyük bir yanma ve hasara neden olabilir.

Oksijen normal sıcaklıkta pasiftir; yüksek sıcaklıkta aktif bir gazdır. Yani yanma olayının meydana gelmesi için sıcaklığın kritik bir değere ulaşması gerekir. Böyle olması da mucizevî bir özelliktir. Eğer oksijen düşük sıcaklıklarda da aktif olsaydı, etrafımızdaki yanıcı her cisim, en ufak bir sıcaklık artışından tutuşabilirdi.

Atmosfer tabakası yüzde yirmi bir oranında oksijenden oluşur. Oksijenin oranı da yine canlıların hayatını sürdürmesi için mükemmeldir. Eğer oksijenin oranı yüksek olsaydı, canlıların ciğerleri tahriş olurdu, çünkü saf oksijen çok hızlı tepkimeye girerek yanma ve oksitlenmeye sebep olur.

Oksijen, atmosferde yüzde yetmiş sekiz oranda bulunan Azot (nitrojen) gazıyla seyreltilmiştir. Azot renksiz, normal sıcaklıkta ve basınçta kimyasal olarak reaksiyona girmeyen, etkisiz bir gazdır. Bu sebeple oksijenin azotla seyreltilmesi canlı vücutları için daha emniyetlidir.

Azot elementi, organik bileşiklerde önemli yere sahiptir. Karbon elementiyle birlikte, bilhassa proteini oluşturan amino asitler gibi önemli bileşikleri oluşturur.

Oksijenin atmosfer tabakalarında bulunma formu da yine canlılar için büyük bir rahmet kaynağıdır. Oksijen havanın alt tabakalarında, solunuma elverişli olan O2 formunda bulunur. Oksijenin başka bir formu olan O3, yani ozon gazı ise, yeryüzündeki hayatı, güneşin ultraviyole ışınlarından koruyan bir tabaka oluşturur.

Güneş'te meydana gelen tek bir patlamanın açığa çıkardığı enerji, milyarlarca ton atom bombasının gücüne eşittir. Bu patlamalar sırasında açığa çıkan mor ötesi ışınlardan Dünya yüzeyine, şu an ulaşandan biraz daha fazla miktarda kızıl ve mor ötesi ışın, gama ve mikro dalga ışın ulaşsa, tüm canlılar yok olacaktı. Bu sebeple ozon tabakasının bir ayna gibi bu ışınları yansıtarak süzmesi büyük bir rahmettir.

Normalde ozon gazının solunması canlılar için zararlıdır. Bu sebeple yeryüzüne yakın değil; yüksek tabakalarda olması da büyük bir rahmettir.

Kısacası, Dünya'daki hayatı bir kundak gibi sarıp sarmalayarak her türlü tehlikeden koruyan hava tabakası, Allah'ın bize en büyük nimetlerinden biridir. Allah-u Zülcelâl bu nimeti takdir etmemiz için bir ayette bizlere şu şekilde hatırlatmaktadır:

"Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yüz çeviriyorlar." (Enbiya, 32)


Sayı : 40
Büyük Kapak