Fatma Gültekin: “Çocuklarımızın Arkadaşları ve Aileleriyle Tanışmalıyız”

Sayı : 43 / Eylül 2015, Konu Başlığı : Röportaj

Çocuk yetiştirmek bilhassa annelerin dünya ve ahiret açısından en faydalı ameli ve en önemli görevi. Ancak günümüzde çocuklarımızı ideallerimize uygun bir şekilde yetiştirmek her geçen gün zorlaşıyor. Çocuklarımız okula başlayınca artık bizim etki alanımızdan çıkıyorlar, okulda, kantinde, arkadaşlarıyla etkileşime giriyorlar. Bu sayımızda çocuklar için arkadaşın önemi konusu üzerine İlahiyatçı ve din psikolojisi araştırmacısı Fatma Gültekin hanımefendiyle sizin için konuştuk.

Fatma Gültekin, 1974 İskenderun doğumlu. Ankara Üniversitesi İşletmecilik MYO’nu bitirdi. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden, Okul Öncesi Çocuğun Psikososyal Gelişiminde Anne Baba Tutumlarının Rolü” konulu bitirme teziyle mezun oldu. MEB Eğitici annelik sertifikası alarak okul öncesi çocukların gelişimine dönük çalışmalar yapmaktadır. “Okul öncesi ve ilkokulda Manevi değerler eğitimi” isimli yayına hazır bir çalışması bulunmaktadır. 8 yıldan beri okul öncesi alanda eğitimci ve koordinatör olarak çalışıyor. New Port Üniversitesi'nde psikoloji yüksek lisans eğitimine devam ediyor. Aile akademisi derneğinde eğitim çalışmaları yürütüyor ve yazıları yayınlanıyor. Evli, bir çocuk annesi.

Öncelikle bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederim Fatma Hanım. Çocuk için arkadaşın önemi ve etkisi hakkında, neler söylemek istersiniz?

Fatma Gültekin:
Can canın yoldaşıdır, demiş atalarımız. İnsan doğduğu andan itibaren etrafıyla iletişim kurar. Yalnız yaşamaya programlanmamıştır, insan. Arkadaşlık, oldukça önemli, fıtri, insani bir ihtiyaçtır. Arkadaşlık kurma ihtiyacını bebeklik dönemine kadar indirebiliriz.

Dinimiz de, Müslüman olarak bizlere bir çok bireysel ve sosyal sorumluluklar yükler. Bu sorumlulukların algılanabilmesi ve yerine getirilmesi için çocuklarımızda sosyal ve duygusal gelişim, en az bilişsel gelişim kadar önemlidir. Bu yüzden arkadaşlığın, çocuklarda sosyal ve duygusal gelişimin sağlıklı yürüyebilmesinin en önemli etkeni olduğunu söyleyebiliriz. Arkadaşlık, çocuğumuzun sadece dil ve kendini ifade etme becerilerini geliştirmez aynı zamanda empati kurabilmeyi, kendisinin ve karşısındakinin sınırlılıklarını görebilmeyi, adap ve görgü kurallarına göre hareket edebilmeyi, kuralları kavramayı öğretir.

Çocuklarımızın okulöncesinden başlayarak arkadaşlık gelişim seyri nasıldır?

Fatma Gültekin:
Bebek ağlarken yanına bir yetişkin yaklaştığında genelde susar ve 12 aylık bebekler yan yana konduklarında birbirlerine bakarlar, birbirlerini keşfetmeye çalışırlar, birbirlerine oyuncaklarını verirler. Bebeklerdeki bu arkadaşlık türü bir iki dakikayı geçmez. İki yaşını geçtikten sonra çocuklar daha karmaşık bir ilişki ağına girer. Özellikle arkadaşlık ihtiyacı, üç yaşından sonra bir psikolojik ihtiyaç olarak varlığını hissettirmeye başlar ve okulöncesi dönemde arkadaşlık, yavaş yavaş anlam kazanır.
Çocuklar dört yaşına kadar beraber oldukları herkesi oyun arkadaşı olarak görür. Herhangi bir yaş ayırımına gitmez. Ancak dört yaşından sonra kendi cinsleriyle ve grup halinde oyun oynama eğilimi artar. Aynı zamanda oyun esnasında birbirleriyle konuşmaya da başlarlar. İşbirliği ve paylaşımın az olduğu oyun arkadaşlığında, bu dönemde genelde birbirlerine isteklerini yaptırmaya çalışırlar.

Çocuklarımızın, kendini ifade edebilme, işbirliği, paylaşım, empati kurabilme, sosyal kuralları kavrama gibi becerileri, kısaca sosyal ve duygusal becerileri kazanmasında arkadaşlığın oldukça önemli bir etken olduğunu söylediniz. Okullarımızda, çevremizde çocuklarımızın arkadaşlık kurmakta zorlandıklarını, kuramadıklarını ve hatta birbirlerine karşı oldukça rekabetçi, acımasız davrandıklarını görüyoruz. Bunun nedeni ne olabilir?

Fatma Gültekin:
Yetişkinlerin tutumu, çocuğun arkadaşlık seyrinin doğal yollardan şekillenmesinde önemlidir. Eskiden, çocuk mahalleye çıktığında, okulda arkadaşıyla oynarken onların arkadaşlık ilişkilerini denetleyen, adab-ı muaşaret çerçevesinde düzene koyan toplumsal bir mekanizma vardı. Bu mekanizma bozuldu. Kimse kimsenin çocuğuna karışamıyor. Öğretmen öğrencisine müdahale edemiyor. Yaptırım gücü ve otoritesi zayıflatılmış bir vaziyette…

Toplum olarak bizler İslami değerlerimizden uzaklaştıkça başka ideolojik akımların, politikaların etkisi altına girdik. Neoliberalist politikalar gibi… Bu etkiyi okullarımızda, çevremizde, ailemizde rahatlıkla görebiliyoruz. Özellikle büyük şehirlerde çocuklarımızı şu felsefeyle göre yetiştirmeye başladık: “Dünya acımasız bir yer, çocuk bu dünyaya iyi hazırlanmalı!”

Bu mantık, anne babaları daha temkinli ve çocuk merkezli yapıyor. “Çocuk merkezli yaklaşım” okuldaki eğitim anlayışında da var. Öğretmen, inisiyatif kullanmakta zorlanıyor. Öğrencilerine karşı eğitim aşamasında yetki alanı oldukça daraltılmış bir vaziyette…

Hal böyle olunca çocuk kendi haklarına odaklı büyüyor. Arkadaşlık ilişkilerinde, arkadaşını geçmesi gereken bir hasım gibi algılıyor.

İnternet, tv çocuklarımızı tamamıyla pasifleştiren araçlar. Sahte arkadaşlıklar kurmasına neden oluyor. Çocukları gerçeklikten koparıyor, hayal dünyasında yaşamasına neden oluyor. Çocuk sahte arkadaşlıklarla duygusal doyum sağlıyor, oyun ihtiyacını gideriyor. Gerçek dünyada arkadaşlık kurmaya ihtiyaç hissetmiyor. Ya da sorunlu ilişkiler geliştiriyor. Sanal ortamda beş yüz arkadaşı olduğunu gururla söyleyen çocuk, gerçek dünyada bir tane sağlam arkadaşlık kuramıyor. Arkadaşını sanal ortamda seçerken onu nitelik olarak tanıyamayan çocuk, arkadaşına da kendisini tanıtırken istediği hayali kimlikle tanıtıyor. Yalan üzerine kurulan bu arkadaşlık biçiminde oldukça özgüvenli hareket ediyor. Canını sıktığı zaman arkadaşını “bir tıkla” gönderiyor. Ama gerçek hayata geçtiğinde arkadaşlık ilişkilerinin yalan üzerine bina edilemeyeceğini ve kimseyi “Bir tıkla” gönderemediğini fark ediyor.

Peki, çocukları okul çağında olan annelere neler tavsiye edersiniz? Çocukla nasıl bir iletişim sağlanmalı? Bir anne çocuğun hayatında etkili olan ilişkileri nasıl kontrol edebilir? Nasıl olumlu yönde yönlendirebilir?
Fatma Gültekin:
Anne babalara oldukça önemli roller düşüyor. Burada hepsini zikretmek zor. Ancak belli başlı çözüm önerileri verebilirim.

Cenab-ı Allah Tahrim suresinde “Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun” (Tahrim,6) buyuruyor. Önleyici, koruyucu tedbirler almak hayati önem taşıyor. Biz, genelde sorun çıktıktan sonra sorunu fark ediyoruz. Bu da lokal tedbirlerin alınmasına neden oluyor. Yarayı pansuman ederek durumu kurtarmaya çalışıyoruz.


Aile kurulduktan sonra uygulanacak önleyici tedbirlerin ilki; anne baba tutumlarının sağlıklı olması, çocukla iletişiminde dengeli ve mutedil bir yol belirlemesidir. Bunun için; tutum birlikteliği çok önemlidir. Annenin evet dediğine baba hayır, babanın hayır dediğine anne evet dememelidir. ‘Evet’ler zamanla ‘hayır’a, ‘hayır’larda zamanla ‘evet’e dönüşmemelidir. İstikrar şarttır. Uygulanan kurallarda süreklilik önemlidir. Baba evde otoriteyi temsil etmelidir. Çocuk babasından çekinmelidir. Baba, annenin rolünü üstlenerek ilişkisini yıpratmamalıdır.

Cezayı gerektiren ve tekrar eden bir durumda, çocuğa uygulanan yaptırımın şekli sürekli değişmemelidir. Elbette çocuğa, özellikle okulöncesinde kendini değersiz hissettirecek tarzda bir fiziksel ya da psikolojik cezalardan kaçınmak gerekir. Peygamber efendimiz “Henüz tıfl (temyiz yaşına ulaşmamış) olan çocuklarınızı dövmeyin” buyuruyor. Bu yaşı, tıfl olma sınırını 7 olarak belirleyen de var. Sınırı, daha öncesine indiren de var. Benim önerim en azından dört, beş yaşlarına kadar anne ve babaların çocuklarına şiddetli ceza vermekten özellikle darb etmekten uzak durmalarıdır.

Çocuğun gelişim basamakları ve dönemsel özellikleri mutlaka takip edilmelidir. Bu dönemsel özelliklere göre aile tutumunu ayarlamalıdır. Örneğin çocuk gelişiminde 2, 4, 6, 9 yaşlar sıkıntılı dönemlerdir. Çocuk daha agresif ve inatçıdır. Bu dönemlerde gereksiz inatlaşmalara gitmemek ve daha yumuşak davranmak gerekir. Kurallarda ise daha esnek davranmak gerekir.

Anne ve baba çocuğuna iyi birer model olmalıdır. Aralarında saygıya dayalı bir iletişim kuran anne ve baba, ileriki zamanlarda çocuğunun arkadaşlarıyla kurduğu iletişim şeklini de etkiler. Aynı zamanda çocuk, anne ve babanın hassasiyetleri çerçevesinde arkadaşlık ilişkileri kuracaktır. Yeter ki çocuk sevgiye ve saygıya dayalı, İslamî bir ortamda büyüsün.

Anne baba çocuğa üç yaşından başlayarak nezaket kurallarını öğretmelidir. Okulöncesinde arkadaşlıklar paylaşma ve yardımlaşma ekseninde kurulur. Çocuklar bu dönemde genelde oyuncaklarını paylaşır. Ya da oyun esnasında arkadaşına yardım eder. Çocuk çok sık arkadaş değiştirir. Bu dönemde arkadaşlık ilişkilerinin gelişmesi için çocuğun oyuncaklarını arkadaşlarıyla paylaşması, arkadaşlarına şeker dağıtması için teşvik edilmesidir. Bu dönemde çocuğa “verme davranışı” aşılanmalıdır. Yardım talebinde bulunan arkadaşına ya da ebeveynine yardım etmesi için teşvik edilmelidir.

Orta okul, lise çağında çocukları olan anne babalar nelere dikkat etmeli?

Fatma Gültekin:
İlkokul döneminde kız erkek gruplaşmalarının fazla olduğu gözlemlenir. Özellikle 10-15 yaşlarında karşı cinsin dikkatini çekmek için çatışmalar fazlaca yaşanır. Arkadaş ilişkilerinde bu dönemde karşı tarafın dikkatini çekmek için alay, sözel sataşma, hakaret ya da iltifat, yağ çekme gibi davranışlar vardır. Arkadaşlık ilişkilerinde bu çatışmaları en aza indirmenin yolları aranmalıdır.

Sözel sataşmalara karşı çocuğun psikolojik dünyasını güçlendirmek gerekir. Çocuğa alay, hakaret gibi durumlarda tepkisel davranmak yerine akılcı davranması yönünde yönlendirmeler yapmak gerekir. Bu yaş arasında da çocuğun katılabileceği grup arkadaşlıkları sağlanmalıdır. Ayrıca mahremiyet konusunda bilinçlendirilmelidir. İslam’a göre kız-erkek münasebetlerinin sınırı iyi açıklanmalı, bu konuda gerekli takipler yapılmalıdır.

Anne ilkokul döneminde çocuğunun kurduğu arkadaşlıkları takip etmelidir. Çocuğunun arkadaşlarını bir ev partisine çağırıp fark ettirmeden gözlemleyebilir.

Arkadaşlarını karakter yapılarına göre seçmesi sağlanmalıdır. Çocuğa arkadaşlarının kişilik özellikleri sorulmalıdır. Bu şekilde çocukları kişiliklerine göre tanımlamayı öğrenir. En somurtkan, en sessiz, en cana yakın, en yardımsever gibi. Çocuğun sevdiği arkadaşı olumsuz özellikler taşıyorsa ve çocuk bundan ciddi derecede etkileniyorsa, misal, küfür kullanmaya başladıysa, ani tepkiler vermemek gerekir. İlkokul döneminde sert ve ani karşı çıkışlar çocuğu tepkiselleştirebilir. Öncelikle aile çocuğun sorunlu arkadaşını değiştirmeye ve kazanmaya dönük bir politika izlemelidir. Bu mümkün olmuyorsa eğer, ailenin yavaş yavaş kademeli olarak görüşmelerini engellemesi gerekir.

Anne babanın çocuğunun arkadaşlarının ailelerini, nerede oturduklarını, kültür yapılarını tanımaya çalışması gerekir. Çocuğunuzun görüşmek istediği arkadaşlarının aileleriyle tanışıp görüşmeler yapmak ve işbirliği halinde hareket etmek gerekir. Olumsuz bir davranışı, arkadaşın ailesiyle anlaşıp söndürebilirsiniz. Bir örnek vereyim. Bir anne, okula başladıktan sonra altı yaşındaki çocuğu hakkında şikâyet alır. Bir grup arkadaşıyla birbirlerinin pantolonlarını indirdiklerini bunu şakalaşmak için yaptıklarını öğrenir.

Anne bu duruma çok üzülür ve veli toplantısında diğer velilere vicdanlara dönük bir konuşma yaparak aktarır, onlardan yardım ister. Bu davranışı sergileyen çocukların anne babalarının evlerinde çocuklarıyla konuşmalarını ve yaptırım uygulamalarını sağlar. Sınıf öğretmeni de çocukları yakın takibe alır. Ve bu olay bir daha yaşanmaz.

Çocuklar küçükken annenin bakım ve korumasına daha fazla ihtiyaç duyuyor. Ancak büyüdükçe babanın örnekliği ve denetimi de önem kazanıyor sanırım. Babaların çocukla ilişkisi nasıl olmalı? Bilhassa çocuğun manevi terbiyesindeki vazifeleri nelerdir?

Fatma Gültekin:
Çocuk eğitiminde annenin rolü daha büyük dersek abartmış olmayız sanırım. Baba günün çoğunu işte geçiriyor ve çocuğuna akşamları bir iki saatlik vakit ayırabiliyor. Bu modern hayatın bir handikabı… Aslında imparatorluklar döneminde baba, günün önemli bir kısmını ailesiyle geçiriyordu. Fabrikalar, şirketler olmadığı için tarlaya ya da kendi dükkanına çocuğuyla gidiyordu.

Peygamberimiz (sav) zamanına baktığımızda da çocukların sohbet halkalarına, camiye, çarşıya babalarıyla birlikte gittikleri onların yanı başında cemaat adabını öğrendiklerini ve İslamî ilimlere daha erken yaşlarda vakıf olduklarını görüyoruz.
Modern hayat, çocukları babalarından koparıyor maalesef… ve yükün çoğu annenin omuzlarına kalıyor. Bu şartlarda elbette çocuk eğitiminde babaya düşen roller var. Ancak babanın çocuk eğitiminde, anne kadar önde olması zordur. Bu yüzden anne, aynı zamanda babayla-çocuğun ilişkisini de düzene koyan kişi konumunda olmalıdır.

Günümüzde ailelerin imkanları arttı. Çocukların sahip oldukları eşya, oyuncak ve iletişim araçları hızla çeşitleniyor. Bu nesle hayatı gayeli yaşamak, sabır, şükür ve benzeri manevi değerleri nasıl kazandıracağız? Çocuğun manevi terbiyesinde nasıl bir yöntem izlemeliyiz?

Fatma Gültekin:
Günümüzde Müslümanlar arasında müthiş bir konfor ve rahat yaşam isteği var. Şu ana kadar onlarca baba, anne, çocuk sorunlarıyla Aile Akademisi Derneği olarak ilgilendik. Çoğunda ortak olan nokta çocukların kendilerine ait bir odalarının, masalarının, bilgisayarlarının ve en az üç dört sepet oyuncaklarının, hatta odanın içine sığmadığı için bodruma kaldırılmış oyuncaklarının olduğunu gördük. Çocuklardaki sorunların temelinde ise sabırsızlık, sorumsuzluk, saygısızlık, öfke gibi ahlak ve karakter zafiyetleri bulunmaktaydı.

Ben günümüz çocuklarına çok acıyorum. Aslında bu kadar maddi zenginliğin içinde bizim çocukken yaşadığımız manevi zenginlikleri yaşayamadan büyüyorlar. Maddi alemde, maddi değerlere kıymet vererek büyüyen çocuk, haliyle ruhu olan varlıkları algılamakta zorlanıyor. Arkadaşına, annesine, babasına davranışlarında, oyuncağıyla, bilgisayarıyla kurduğu ilişki biçimini yansıtıyor. Vermeden hep almak istiyor. Çünkü cep telefonu, bilgisayar, TV ondan bir şey talep etmiyor ve oldukça hızlı bir şekilde isteklerini oralardan karşılıyor. Bir de buna “çocuğunun her istediğini yapan anne baba” eklenince empati kuramayan, bencil bir nesil ile karşılaşıyoruz.

Okulöncesinde ve ilkokulda çocuk, hala ailesinin etkisinde olduğundan dolayı, ahlaki zafiyetleri çok ciddiye alınmıyor. Keskin sirke küpüne zarar misali ancak ortaokul ve lise dönemlerinde çocuk, bu zafiyetlerinin üzerine bireysel güç kazandığında ve aileden uzaklaştığında, aileler uzman arayışlarına başlıyorlar. Uzmanlar ise tıpkı bir doktor gibi yapılacakları listeleyip reçeteyle bu anne ve babaları evlerine yolluyor. Anne baba yine kendi sorunlarını aşmak için ellerinde tavsiye listesi, kendileri uğraşıyor. Öyle anneler babalar tanıyorum, ömrü çocuğunun peşinde koşturmakla geçmiş. Ömrünü Allah’a adamak yerine çocuğuna adamış… Halbuki aile de İslam için var.

Anne babalar, manevi değerler eğitiminde ilk iş olarak çocuğun cansızlar değil, canlılar aleminde büyümesini sağlamalıdır. TV kaldırın. Odasına bilgisayar almayın, tablet almayın. Çocukların ısrarına dayanamayan anne babalar bunun bedelini daha ağır bir şekilde ödüyorlar. Yapılan araştırmalar TV programlarının, reklamlarının, bilgisayarın çocukları, şiddete, hazza yönlendirdiği, duyarsızlaştırdığı, konsantrasyon ve algılamada zayıflatıp körelttiği yönündedir. Bu büyük bir tehlikedir.

Çocuk, en azından üç dört yaşına kadar evde, TV ve Bilgisayarla tanışmamalıdır. Bu dönemi anne, baba ve yakın çevresiyle sürekli iletişim halinde, oyun oynayarak geçirmelidir. Daha sonra ise kullanımı yasaklamak yerine sınırlandırılmalıdır. Kullanım amaç ve kuralları iyi oturtulursa zararları büyük oranda bertaraf edilir. Günlük bir saati geçmemesi gibi…

Manevi değerlerin en temelinde sağlıklı bir duygusal dünya ile sosyal gelişim yatar. Özellikle okulöncesinde din eğitimi, duygu eğitimi merkeze alınarak yapılmalıdır.

Peygamberimizin kimi sevdiği, kime kızdığı, kiminle savaştığı, kimi teselli ettiği, kimi affettiği, sadece Allah’tan korktuğu, anlatılmalı ve onların da Peygamberimizi model alması sağlanmalıdır. Bu noktada bizler özellikle okulöncesinde çocuğa örneklik teşkil edecek şekilde davranmamız gerekiyor. Peygamber gibi kızan, Peygamber gibi affeden, Peygamber gibi seven olmalıyız. Çocuklar hangi duyguyu nerede göstereceğini de anne babadan ve çevreden öğreniyor.

Çok teşekkür ederiz Fatma hanım.

Fatma Gültekin:
Böylesi bir imkân sağladığı için ben İslami Hayat Dergisine teşekkür ediyorum. Allah yardımcınız olsun…


Sayı : 43
Büyük Kapak