Fedakârlığın Öncüsü: Hz. Muhammed Mustafa -s.a.v-

Sayı : 50 / Nisan 2016, Konu Başlığı : Tefekkür

İnsanlığın önderi Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem, Allah-u Zülcelâl’in şahitliğiyle yüce bir ahlaka sahipti.

Allah-u Zülcelâl, Onun sallallahu aleyhi vesellem ahlakı hakkında şöyle buyururlar:

“Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin.” (Kalem; 4)

Resulullah aleyhissalatu vesselam, henüz peygamberlik vazifesi almadan, Mekke’de bir çocuk ve bir genç iken yüce bir ahlak üzerindeydi. Başka çocuklara benzemez, başka gençlere benzemezdi. Bambaşka bir çocuk, bambaşka bir gençti. Herkes ona saygı duyuyordu; insanlar onu “Muhammedü’l Emin” yani “Güvenilir Muhammed” diye anıyorlardı.

Yalandan nefret ederdi, yalancılarla dost olmazdı. Verdiği her sözü yerine getirirdi; sözünde durmayanlara yakın durmazdı.

Daima güler yüzlüydü, kimsenin kalbini kırmazdı. İnsanların yanlışlarını yüzlerine vurmazdı. Kasıtlı yapılmayan yanlışları (hataları) affederdi. Arkadaşlarına çok değer verir, onlara bağırmaz, onları aşağılamazdı.

Temizliğe çok önem verirdi; elleri, yüzü ve bütün bedeni, kalbi gibi tertemizdi. Kendisine bakar, saçlarını özenle tarardı.

Biri konuştuğunda onu dikkatlice dinlerdi. Kimsenin sözünü kesmezdi. Gerektiği kadar konuşurdu. Sözünü bağırmadan ve açık şekilde söylerdi. Karşısındakinin kendisini anlamasına çok önem verirdi.

Çalışkandı, kendi başına yapabileceği bir iş için başkasından yardım istemez; yardıma ihtiyacı olanlara mutlaka yardım ederdi. İşlerini zamanında ve eksiksiz yapardı. Düzenli çalışmasıyla insanları kendine hayran bırakırdı.

İnsanları zengin fakir diye ayırmazdı, hastaları ziyaret ederdi. Kimsesizlere sahip çıkardı. Komşularını asla rahatsız etmezdi. Akrabalarını sorar, onlarla doğru bir yakınlık kurardı.

Babası ve annesinden sonra dedesi de vefat ettiğinden amcası Ebu Talib’in evinde kalıyordu. Ebu Talib’in ailesi kalabalıktı, geliri azdı. Amcasına yük olmamak için çalışmaya karar verdi. Mekke’nin etrafında çobanlık yapmaya başladı.

Bir hadiste aktarıldığına göre Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, bir gün “Allah’ın gönderdiği bütün Peygamberler çobanlık yapmıştır. Musa Peygamber de Davud Peygamber de çobanlık yapmıştır” dedi, bunun üzerine sahabeler:
- Sen de mi ya Resulullah? demişler. O da:

- Evet, ben de ücret karşılığında Mekke’nin civarındaki dağlarda çobanlık yaptım. demiştir.

Cömertlik Ummanı

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, bu yoksul hâl içinde bile cömertti, elindekini başkasıyla paylaşmakta tereddüt etmezdi. Bir gün pazara gidip kendisine bir elbise almıştı. Eski elbisenin yerine onu giyecekti. Aldığı elbise çok pahalı değil; onun ihtiyacını karşılayacak kadar kıymetliydi.

Elbisesi elinde olduğu halde eve dönüyordu. Yolda yoksul biriyle karşılaştı. Yoksulun elbisesi kendisininkinden daha eskiydi, giyilmeyecek kadar yıpranmıştı. Ona yaklaştı, etraftakilerin fark etmeyecekleri bir şekilde elbiseyi verdi. Yoksul, elbiseyi orada giydi ve büyük bir mutlulukla evine gitti.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, pazara geri döndü; kendisi için bir elbise almak zorundaydı. Ancak pazara geldiğinde ağlayan bir çocukla karşılaştı. Çocuk:

- Ben, paramı kaybettim; eve dönersem bana kızacaklar, şimdi ne yapacağım? deyip gözyaşı döküyordu. Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, onun yanına gitti ve cebinden bir elbiseye yetecek kadar parayı verip ona:

“Ağlama, bu parayla senden istenenleri alırsın!” dedi.

Çocuk, sevinç içinde parayı aldı, ailesinin “Git, pazardan al!” dediği eşyaları satın almaya başladı.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, eve eli boş döndü. Kendisi sallallahu aleyhi vesellem elbisesiz kalmış ama bir yoksul Onun sayesinde bir elbise sahibi olmuş, bir çocuğun yüzü Onun sayesinde gülmüştü.

Gün gelecek, O büyüyecek, dünyanın bütün yoksulları O’nun sayesinde giyinecek, bütün açları O’nun sayesinde doyacak, bütün çocuklarının yüzü O’nun sayesinde gülecekti.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, insanî tutumun, iyiliğin, fedakârlığın öncüsüydü. Öncüsünü arayan insanlık için en güzel örnekti.

“And olsun ki, Allah'ın elçisinde sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmaya inanan ve Allah'ı çok anan kimseler için en güzel bir örnek vardır." (Ahzab; 21)

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, yoksuldu;Hz. Hatice annemiz radıyallahu anhâ ile evlenmesiyle Allah-u Zülcelâl, Ona zenginlik verdi. O bu zenginliğini insanlara iyilik için kullandı.

İlk vahiyden sonra Hira’dan döndüğünde Hz. Hatice annemiz radıyallahu anhâ büyük olgunluğuyla, Ona sükûnet vermek için hitap ederken şöyle demişti: “Sen muhtaca yardım eder, zayıfı ağırlar; musibete uğrayan, darda kalan kimseye destek olur, imdadına koşarsın.”

Mekke’deki eziyet günleri, O’nun elindeki bütün varlığı aldı. O’nun yanında ne Hz. Hatice annemiz radıyallahu anhâ, ne ekonomik bir varlık kaldı.

Eşsiz Fedakârlık

Medine’ye hicret ettiğinde Hz. Hatice radıyallahu anha minha annemizle evlenmeden önce olduğu gibi yoksuldu hatta daha da yoksuldu. Her şeyini Rabbine adamış hâlde Mescid’in yanı başında “hıcre” denen küçücük evlerde hayatını idame ederdi. Bazen evinde yenecek bir hurma dahi bulunmazdı. Ama evde fazlalık olduğunda onu başkalarına ikram ederdi; kendileri aç kalırlar, etrafındakileri doyururlardı.

Hz. Ebû Hüreyre’nin Allah-u Zülcelâl ondan ve bütün ashab-ı kiramdan razı olsun, rivayetine göre, fakirliğe duçar olmuş bir adam, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’e gelerek,

"Ey Allah'ın Resulü! Ben açım" dedi.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, hanımlarından birine haber göndererek yiyecek bir şeyler göndermesini istedi ama müminlerin annesi Âişe radıyallahu anhâ:

“Seni peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki evde sudan başka bir şey yok.” dedi.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, Medine İslam devletinin başkanıydı. Ama evinde yiyecek bir şey yoktu. Zira o evde ne varsa hepsi Allah-u Zülcelâl yolunda harcanmıştı. Ona her ne düşerse asgari ihtiyacı kadarını alır, geriye kalanı feda ederdi.

Sadece malını değil, rahatını da Allah-u Zülcelâl yolunda feda ederdi. Gündüzlerini Allah-u Zülcelâl’in dinini duyurmak için harcar, gecelerini zikirle geçirirdi.

Allah-u Zülcelâl buyuruyor:

“Gecenin bir kısmında da sadece sana mahsus (bir farz) olmak üzere uykudan kalk, Kur’ân ile teheccüd namazı kıl.” (İsrâ; 79)

“Ey elbisesine örtünüp bürünen peygamber! Bir kısmı hâriç, geceleyin (namaz için) kalk!(Gecenin) yarısı kadar (namaz kıl) veya bundan (yarısından) biraz eksilt yâhut onu artır (Kur’ân’ı da tâne tâne oku! Çünkü biz, senin üzerine (kıymeti pek) ağır bir söz (Kur’ân) bırakacağız (vahyedeceğiz). Şübhesiz ki gece kalkışı, (Kur’ân’ı anlamada kalbe) alabildiğine uygun ve kırâate daha elverişlidir. Çünkü senin için gündüz vaktinde, uzun bir meşgûliyet vardır.” (Müzzemmil; 1-7)

O, bu emri yerine getirmek için fedakârlığın en üst sınırına çıkardı. Gündüzleri gibi gecelerini de Allah-u Zülcelâl’in emrinde bitirirdi.

Şükürde de Zirve

Hazreti Âişe radıyallahu anhâ annemizden haber verilmiştir, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, geceleri mübarek ayakları şişinceye kadar uzun müddet teheccüde devam ederlerdi. Durumdan müteessir olan muhterem zevcesi:

- Ey Allah'ın Resûlü, geçmiş ve gelecek günahların bağışlandığı halde niçin böyle yapıyorsun? diye sorunca;

- Ey Âişe! Rabbime çok şükreden bir kul olmayayım mı? karşılığını vermiştir.” (Buhari, Teheccüd, 6)

Ashabı radıyallahu anhum da Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’i fedakârlıkta örnek alırdı.

“Onlar, korkarak ve ümid ederek Rablerine ibadet etmek için yataklarından kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar. Hiç kimse, yapmakta olduklarına karşılık olarak, onlar için saklanan göz aydınlıklarını bilemez.” (Secde; 16, 17)

Sahabeden Ebu Ukayl radıyallahu anh bir gün iki avuç hurma karşılığında akşamdan sabaha kadar sırtında yük taşıdı. O iki avuç hurmayı aldığında bunların bir avucunu aile efradına yemeleri ve ihtiyaçlarını karşılamak üzere götürüp diğerini de Allah yolunda infak için Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e getirmişti.

Hz. Ömer radıyallahu anh’ın evinde bulunan Nâfi’den rivayet edilmiştir:

“Abdullah b. Ömer hasta olduğu bir sırada canı üzüm istedi. Çarşıya gidip, bir dirheme bir salkım üzüm alıp ona götürdüm. Ben eve girdikten hemen sonra, kapıya bir dilenci geldi. Bir şeyler isteyince, Abdullah b. Ömer bana:

- Getirdiğin üzümü ona ver.

- Hepsini mi? Bari biraz tat.

- Hepsini ver.

Üzümü dilenciye verdikten sonra tekrar çarşıya gittim. Yeni bir salkım üzüm aldım. Onu da tatmadan aynı şekilde fakire verdi. Bu üçüncü kez tekrarlanınca ben fakire çıkıştım. Fakir bir daha gelmeyince aldığım üzümü yedi.”

Ashab radıyallahu anhum, infakta onu örnek aldıkları gibi canlarını Allah-u Zülcelâl yolunda verir, gecelerinin bir bölümünü Allah-u Zülcelâl’i zikrederek ve teheccüd namazı kılarak geçirirlerdi.

Peygamberimiz, sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor:

“Eğer kişi geceleyin uyanıp karısını da uyandırarak birlikte iki rekât namaz kılarlarsa, Allah her ikisini de Rabbi çok çok zikredenlerden yazar.”

Ashab radıyallahu anhum Rablerinin şahitliğiyle bu emre uyarlardı:

“Korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak üzere (ibadet ettikleri için), vücutları yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.” (Secde; 16)

Ayet-i kerimede ifade edilenler, mü’minlerin özellikleridir ve Ashab radıyallahu anhum örnek mü’minlerdi.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem gelmeseydi onlar böyle mi olurdu? Acaba Efendimiz aleyhisselatu vesselam yeryüzüne gelmeseydi, dünya nasıl olurdu?

Levlâke Ya Muhammed

Ali Ulvi Kurucu, Allah rahmet eylesin; ne güzel diyor:

Doğmazdı kalbe iman, inmezdi arza Kur'an,
Meçhul olurdu esmâ, Levlâke yâ Muhammed!
(Sen olmasaydın ya Muhammed)

Mâtem tutardı gökler, gülmezdi hiç melekler,
Mahzûndur Arş-i alâ, levlâke yâ Muhammed!

Feyzinle güldü âlem, gufrâna erdi âdem,
Ağlardı belki hâla, Levlâke yâ Muhammed!..

Sayende erdi insan Tevhîde, yoksa putlar,
Mâbûd olurdu -hâşâ- Levlâke yâ Muhammed!..

Şefkatli annesinden öksüz kalan yetîme,
Benzerdi sanki eşyâ, Levlâke yâ Muhammed!..

Gün görmeden baharlar, sislerle örtülürdü,
Zindan olurdu dünyâ, Levlâke yâ Muhammed!..

İnler dururdu sesler, her nağme hıçkırıkdı;
Tutmuştu Arşı şevkâ, Levlâke yâ Muhammed!..

Dünyâda tek hakîkat uğrunda can verenler,
Bulmazdı derde kimyâ, Levlâke yâ Muhammed!..

Al kan, figan içinde te'yîd ederdi zulmû;
Binlerle kanlı sehpâ, Levlâke yâ Muhammed!.


Sayı : 50
Büyük Kapak