İffet ve Teslimiyet Timsali Hz. Meryem

Sayı : 43 / Eylül 2015, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Hz. Meryem, Kur’ân’da ismiyle zikredilen tek kadın ve iman edenlere misal gösterilen saliha hanımlardan biridir. Allah-u Zülcelal Hz. Meryem Hakkında: “Allah iman edenlere namusunu koruyan, İmran’ın kızı Meryem’i de misal gösterir.” (Tahrîm, 12) buyurmuştur.

Hz. Meryem’in hayatı müminler ve mümine hanımlar için ibretlerle dolu, fevkalade bir hayattır. Hz. Meryem’in babası İmran, Hz. Davud aleyhisselamın soyundan gelen, salih bir zat idi. İmran da Hanımı da Hanne de, zamanın Peygamberi Hz. Zekeriyya aleyhisselama tabi olmuş müminlerdendi. İmran ise hanımı Hanne’nin o zamana kadar çocuğu olmamıştı. İleri yaşında hamile kalınca bu çocuğu Beytül-Makdis’e hizmet etmesi için adakta bulundu ve şöyle dua etti:

“Bir zamanlar İmran’ın karısı şöyle demişti: Rabbim, karnımda taşıdığım çocuğu sadece Sana hizmet etmek üzere adadım. Bunu benden kabul et” (Âl-i İmrân, 35)

Hanne bu adakta bulunurken çocuğunun kız olma ihtimalini hesaba katmamıştı. Museviler kadınların mescide girmesine bile izin vermezlerdi. Orada kalıp devamlı hizmet etmesi ise hiç uygun görünmüyordu. O kadar erkeğin arasında bir kızın kalması düşünülemeyecek bir şeydi. Bu sebeple kızı dünyaya geldiği zaman Hanne ne yapacağını bilemedi. Allah-u Zülcelal’e yakararak: “… Rabbim! Ben onu kız doğurdum; hâlbuki Allah onun ne doğurduğunu çok iyi biliyordu. Erkek, kız gibi değildir. Ben onun adını Meryem koydum. Onu ve neslini kovulmuş şeytanın şerrinden sana emânet ediyorum” (Âl-i İmran, 30)

Hz. Hanne Allah'a teslim olmuş temiz kalpli bir hanımdı. Çocuğunu ne yapması gerektiğini zamanın peygamberi Hz. Zekeriyya aleyhisselama bıraktı. Hz. Zekeriyya, Allah'ın dilemesiyle Hz. Meryem’in talim ve terbiyesini üzerine aldı. Böylece Hz. Hanne’nin adağını Allah kabul etmişti. Hz. Meryem Allah yoluna adanan ilk kız çocuğu oluyordu.

“Rabbı onu, güzel bir şekilde kabul etti. Ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi ve Zekeriyyâ’yı onun bakımına memur etti…” (Âl-i İmrân, 37)

Fevkalâde Bir Şekilde Rızıklandırılması

Zekeriyyâ aleyhisselam aynı zamanda Hz. Meryem’in eniştesi oluyordu. Beytül-Makdis’te Meryem’e erkeklerin arasına karışmadan ibadet edeceği bir oda yaptı. Hz. Meryem bu odada ibadet ve zikirle meşgul olurdu. Onun yanına sadece Hz. Zekeriyya gelir ve azık, su gibi ihtiyaçlarını getirirdi. Bir keresinde Hz. Zekeriya Meryem’in kaldığı mihraba gelince onun yanında henüz mevsimi gelmemiş olan bazı mahsüller gördü. Bunları ona kimin getirdiğini sordu. Ayette şöyle bildirilir:

“…Zekeriyyâ, Meryem’in bulunduğu mihraba her girdiğinde onun yanında yiyecek rızık buldu. ‘Bu, sana nereden geldi ey Meryem?” dedi. Meryem; ‘O, Allah tarafındandır. Şüphesiz Allah dilediğini hesapsız bir şekilde rızıklandırır’ dedi” (Âl-i İmrân, 37)

Hz. Zekeriyya, Hz. Meryem’in Allah katında yüksek bir dereceye ulaştığını, Allah'ın onu kendi katından rızıklandırdığını anlamıştı. Bu hadise aynı zamanda Allah'ın sebeplere muhtaç olmadığını, sebepler olmadan da dilediğine kendi katından nimetler verebileceğini gösteriyordu. Bu manzara Hz. Meryem’in daha sonraki hayatında mazhar olacağı fevkalade hadiselerin başlangıcını gösteriyordu.

Hz. Meryem, Allah Teâlâ’nın koruması altında her türlü günahtan uzak bir şekilde kendisini Allah'a ibadete adamıştı. İnsanların çoğunun uzak kalamadığı dünyevi arzulardan, dedikodulardan, malayaniden uzak, tertemiz ve iffetli bir şekilde yaşıyordu.

Bu şekilde yüksek derecelere erişen Hz. Meryem’e melekler gelip Allah indindeki makamını ve Allah’ın onu diğer kadınlar arasından bir peygamber annesi yapmak için seçtiğini müjdeliyorlardı.

“Bir zaman melekler şöyle demişti: ‘Ey Meryem! Allah seni kendi tarafından bir emirle meydana gelecek olan bir çocukla müjdeler ki, onun adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünya ve âhirette şeref sahibi ve Allah’a yaklaştırılanlardan olacaktır. İnsanlara, beşikte iken de konuşacaktır. O, sâlih kimselerden olacaktır” (Âl-i İmrân, 45-46)

Hz. Meryem, kendisine verilen bu haber karşısında hayretler içerisinde kalmıştı. Onun bu durumunu Allah-u Zülcelal Kur’an’da şöyle bildirir: “Meryem; ‘Rabbim! Bana hiç bir insan dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?’ dedi. Allah da şöyle dedi: Bu böyledir. Allah dilediğini yaratır. O, bir şeyin olmasına hükmedince ona sadece ‘ol’ der ve o da hemen oluverir” (Âl-i İmran, 47)

Allah-u Zülcelal Hz. Adem’i topraktan yarattığı gibi, Hz. İsa aleyhisselamı da babası olmadan, annesinin rahminde yaratacaktı. Böylece Hz. İsa’yı insanların alışmadığı bir şekilde yaratarak Allah'ın kudretini ispat eden bir ayet yapacaktı.

“Allah katında İsa’nın durumu da Adem’in durumu gibidir. Allah Âdem’i topraktan yarattı. Sonra ona ‘ol’ dedi ve o oluverdi” (Âl-i İmran, 59).

Bir Müslüman için Hz. Âdem aleyhisselamı topraktan yaratmanın Allah'ın kudretine zor gelmeyeceğine inanmak nasıl ki zor değilse Hz. İsa’yı, Hz. Meryem’in rahminde babasız olarak yaratmanın da zor gelmeyeceğine inanmak zor gelmez. İşte Allah-u Teala kalpleri katılaşmış olan Yahudileri bir iman imtihanından geçirmek istiyordu. Bu imtihan, Allah'a teslim olmuş saliha bir hanımın iffetine güvenme imtihanıydı.

Ayrıca Allah-u Zülcelâl adeta hep dünyevi makamlara yükselmek ve insanlar arasında şöhret sahibi olmak için ilim öğrenen, ibadetlerini riyakârca yapan zamanın hahamlarına da güzel bir ders veriyordu. Bir saliha hanımın hiçbir makama yükselme maksadı olmaksızın ihlâsla kulluk etme neticesinde böyle büyük bir mucizeye mazhar olabileceğini onlara gösteriyordu.

Mucize ile İmtihan

Bir gün Hz. Meryem ailesini ziyarete gitti. İbadete çekilmek için bir perdenin arkasına girdi. O sırada Allah-u Zülcelâl’in emriyle Cebrâil aleyhisselam insan sûretinde ona göründü.

“Ailesi ile kendisi arasına bir perde koymuştu. Biz ona meleğimiz Cebrâil’i gönderdik de ona tam bir insan sûretinde göründü” (Meryem, 16)

Hz. Meryem, onu bir insan zannettiği için iffeti konusunda endişe etti. Hz. Meryem meleğe; “Ben senden, Rahman olan Allah’a sığınırım. Eğer Allah’tan korkuyorsan bana dokunma’ dedi” (Meryem, 18)

Cebrâil aleyhisselam ona şöyle dedi: “Ben, sana nezih ve kabiliyetli bir erkek çocuk bağışlamak için Rabbinin gönderdiği bir elçiden başkası değilim.” (Meryem, 19)

Elbette bu Hz. Meryem için de zor bir imtihandı. Belki en yakın ailesi bile mucizevî olarak babasız bir çocuk dünyaya getirdiğine inanmayacaktı. Bunu düşündükçe çok korkuyordu.

“Meryem: ‘Benim nasıl çocuğum olabilir? Bana hiç bir beşer dokunmamıştır. Ben iffetsiz de değilim’ dedi.” (Meryem, 20)

Cebrâil aleyhisselam ise vazifesini yerine getirecekti, çünkü Allah-u Zülcelâl böyle buyurmuştu: “Bu iş dediğim gibi olacaktır. Çünkü Rabbin buyurdu ki, ‘Babasız çocuk vermek bana pek kolaydır. Hem Biz onu nezdimizden insanlara bir mûcize ve rahmet kılacağız. Ezelde böyle takdir ettik.” (Meryem, 21)

Allah-u Zülcelâl içinde yaşadığımız şu âlemde bazı eserlerini, bazı sebeplere bağlamıştı. Hz. İsa aleyhisselamın doğuşunu ise diğer insanlardan farklı olarak Cebrail aleyhisselamın Hz. Meryem’e nefh etmesi şartına bağlamıştı.

Allah-u Zülcelâl dilediğini yapar ve buna dilediği sebebi vesile kılarak yapar. İşte Hz. Meryem’in, Hz. İsa’ya hamile kalması için Allah'ın takdir ettiği sebep, Cebrail aleyhisselamın ruh üflemesiydi. “İffetini koruyan Meryem’i de hatırla. Biz ona ruhumuzdan üfledik. Onu da oğlunu da âlemlere bir mûcize kıldık” (Enbiyâ, 91)

Hz. Meryem insanlardan uzaklaşıp tenha bir yere çekildi. Doğum sancıları başlayınca tek başına bir hurma ağacının altına sığındı. Başına gelecekleri düşündükçe içi sıkıntıyla doluyordu. İnsanlar onu iffetsizlikle suçlayacaktı. Bu iffetli bir hanım için ölümden beter bir imtihandı. Ayet-i kerîmede onun hali şöyle anlatılır: “Doğum sancısı onu hurma dalına yaslanmaya zorladı. Haline üzülerek: ‘Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim’ dedi” (19/Meryem, 23).

Hz. Meryem böyle buhran içindeyken Allah'ın izniyle Cebrail aleyhisselam ona şöyle seslendi: “Sakın üzülme! Rabbin alt tarafından bir ırmak akıttı. Hurma dalını kendine doğru silkele, üzerine taze ve olgun hurmalar dökülsün. Ye, iç; gönlünü hoş tut. Eğer birini görürsen, ‘Rahman olan Allah’a konuşma orucu adadım, bu gün, kimseyle konuşmayacağım’ de.” (Meryem, 24-25-26)

Hz. Meryem bir baktı, bulunduğu yerin aşağısında bulunan kurumuş su arkından bir ırmak akmaya başlamıştı. Yaslandığı kuru hurma kütüğünün dalını silkeleyince üzerine mucize eseri hurmalar döküldü. Bunların görünce Hz. Meryem’in kalbi yatıştı. Bu yaşadığı hadiselerin, sabretmesini gerektiren bir imtihan olduğunu anlamıştı. Öyleyse muhakkak ki Allah-u Zülcelâl ona yardım edecekti.

Hz. Meryem Allah'a teslim olup huzur buldu. Çocuğunu dünyaya getirince kundakladı. Bundan sonra Allah-u Zülcelâl’in ona yardım edeceğine tamamen inanıp güvenmişti.

Gerçekten de Hz. Meryem kucağında bir bebekle çıkıp gelince kavmi bu duruma çok şaşırdı. Kur’ân-ı Kerim’de şöyle haber verilir: “Meryem, İsa’yı yüklenerek kavmine getirdi. Kavmi, hayretler içinde şöyle dediler: Ey Meryem! Doğrusu sen görülmemiş bir iş yaptın. Ey Hârun’un kız kardeşi Meryem! Senin ne baban ahlâksız, ne de annen iffetsizdi” (Meryem, 27-28)

Hz. Meryem etrafını sarıp ona laf sayanlara hiç cevap vermeyip susma orucu tuttuğunu, çocuğa sormaları gerektiğini işaret etti. “Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi: “Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz’ dediler” (Meryem, 29)

Beşikte Konuşan Çocuk

İşte bu sırada Hz. Meryem’in temizliğini ispatlayan İlâhî mûcize gerçekleşti ve İsâ aleyhisselam bebek olduğu halde konuşmaya başladı: “Çocuk ‘Ben şüphesiz Allah’ın kuluyum. Bana kitap verildi ve beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım, beni mübârek kıldı. Yaşadığım müddetçe de namaz kılmamı ve zekât vermemi emretti. Bir de anneme hürmetkâr kıldı. Beni asla zâlim ve isyankâr yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve dirileceğim gün Allah bana selâm ve emniyet vermiştir’ dedi.” (Meryem, 30-33)

Hz. Meryem Allah'a teslim olmanın mükâfatına kavuşmuştu. Bu manzaraya şahit olan herkes şaşırıp kaldı, diyecek hiçbir söz bulamadı. Ortada apaçık bir mucize vardı.

Bu hadise Allah'ın kudretini ispat eden büyük bir mucizeydi ama ne yazık ki Peygamberlere tabi olmayı nefsine yediremeyen kibirli ve azgın kimseler Hz. Meryem’e iftira attılar. Allah-u Zülcelal onlar hakkında; “İnkâr edip Meryem’e büyük bir iftira attıkları ve ‘Allah’ın Rasûlü Meryem oğlu Mesih İsa’yı biz öldürdük’ dedikleri için Allah onlara lânet etmiştir…” (Nisâ, 156-157) buyurmaktadır.

Yahudi toplumunun azgınları, Hz. Meryem’e iftira atarak halkın zihnini bulandırırken kendileri de bu mucizevî bebeği öldürmeye çalıştılar. Ancak Allah-u Zülcelâl onları muhafaza etti. Hz. İsa büyüyüp kavmini Allah'a teslimiyetle kulluk etmeye davet etti. Ona iman edenler selamete kavuştular.

Allah-u Zülcelâl Hz. Meryem’i iman edenlere bir misal yaparak, Allah'a teslim olan kullarını nasıl selamete çıkaracağını göstermiştir. Hz. Meryem, Allah'ın bir mucizesine mazhar olmak için bir saliha hanıma en zor gelecek imtihanlara sabretmiştir.
Peygamber efendimiz Hz Meryem hakkında şöyle buyurmuştur:

“Kendi devrindeki kadınların en hayırlısı İmran kızı Meryem’dir ve bu ümmetin kadınlarının en hayırlısı Huveylid kızı Hatice’dir.” (Buhârî, Enbiyâ 45)

Allah-u Zülcelâl şefaatlerine nail eylesin. Amin.


Sayı : 43
Büyük Kapak