Gariplere Müjdeler Olsun!

Sayı : 42 / Ağustos 2015, Konu Başlığı : Ariflerden Hikmetler

Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor: “Eğer yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Zira onlar, zandan başka bir şeye uymuyorlar ve dolayısıyla onlar ancak yalan söylerler” (En’am; 116)

Bu ayet-i kerime bizi, dünya üzerinde yaygın olan, insanların çoğunun uyduğu akımların ekseriyetle batıl ve sapkın yollar olduğu yönünde ikaz etmektedir. Gerçekten de dünyaya baktığımız zaman Allah'ın sevmediği, razı olmadığı itikat, amel ve ahlakların insanlar arasında yaygınlaştığını görüyoruz. Bunun sebebi de insanların çoğunun nefislerinin heva ve heveslerine uymasından kaynaklanmaktadır.

Nefsin, daima kötülüğü emrettiğini hepimiz açıkça görüyoruz. Nefis, kendi haline bırakıldığı zaman daima bayağı duyguların tesiriyle hareket eder. Ancak Allah'a hesap verme inancıyla nurlanmış bir kalp ve Allah’ın hükümlerini öğrenerek aydınlanmış bir akıl ile nefsine hüküm altına almış insanlar doğruyu yanlıştan ayırt edebilirler. Cenabı Hakkın bize bu ayette bildirdiği üzere, böyle selim akılla hareket edenler genellikle azınlıkta kalırlar.

Allah-u Zülcelâl bu gerçeğe çeşitli ayetlerde şöyle işaret etmiştir: “İşte! Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf; 40) “İnsanların çoğu akletmezler.” (Ankebut; 63) “Onların çoğu haktan hoşnut değildir.” (Mü’minun; 70)

Bu ayet-i kerimelerin dikkat çektiği gibi gerçekten de insanların çoğu bir tercihte bulunurken, akıllarını kullanarak, iyice ölçüp biçerek, doğruyu yanlıştan ayırt ederek seçim yapmazlar. Aksine etraflarına bakar, çevrede gördükleri ve nefislerine hoş gelen şeyleri taklit ederler. Bu sırada onlara Allah'ın indirdiği hakikatleri hatırlatanları dinlemek istemez, nefislerine hoş gelmeyen şeyleri duymazdan gelirler. Bu sebeple Müslümanlar hiçbir zaman dünyada yaygın olmasına bakarak bir şeyi benimsemez ve takipçisi olmazlar. Çünkü bir şeyin yaygınlaşması doğru olduğunu göstermez, aksine çoğu zaman batıla uyanların sayısı daha çok olacaktır.

Allah'ın indirdiği dosdoğru dine uyanlar ise ekseriyetle, İslam’ın başlangıcında imana koşan ilk sahabeler gibi, insanlar arasında azınlık ve garip durumda olacaklardır. Bilhassa ahir zamanda Peygamberimizin getirdiği dine, tam ve tavizsiz bir şekilde iman edip tabi olanlar toplumun dışlanan, garip kesimi olacaktır.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu hakikate şu hadis-i şerifiyle işaret etmiştir: “Bu din garip olarak başladı, Başladığı gibi yine garip olarak dönecektir. Öyleyse ne mutlu o gariplere!” (Müslim, İman, 232)

Günümüzde birçok hüküm gibi tesettür konusunda da İslam’ın hükümlerinin Peygamberimizin bildirdiği gibi, tam olarak yaşanmadığını görüyoruz. Ne yazık ki kadın ve kızlarımızın birçoğu tesettür emrini hayata geçirirken, ilimle değil heva ve hevesle, başkalarını taklitle, önlerine konulan modalara uymakla hareket etmektedir. Belki birçok kızımız, ahiret gününde, hesaba çekildikleri vakit, “Ama herkes böyle giyiniyordu, böyle örtünüyordu. Ben de böyle tesettür oluyor zannetmiştim,” demekle kurtulabileceğini sanmaktadır. Halbuki Allah-u Zülcelal kullarını “insanların çoğunluğuna uymanın çoğu zaman insanı saptıracağı” yönünde ikaz etmiştir. Ancak ne yazık ki çoğumuz bu ayetleri de okuyup öğrenmiyoruz.

Bizler yeryüzüne Allah'a kulluk etmek ve bu uğurda bazı imtihanlardan geçirilmek için gönderildik. Bu imtihandan yüzümüz ak olarak çıkmamız için, Rabbimizin bütün ikazlarına kulak vermemiz gerekmektedir. Çünkü bizim kurtuluş yolumuz ilim öğrenmektir.
İlim ile hareket eden insan, Rabbinin garantisi altındadır. Halbuki nefsinin heveslerine uyan ve başkalarını taklit eden kişilerin hiçbir garantisi yoktur. Mahşer günü takipçisi olduğumuz veya bizi yanlış yönde etkileyen, “Bu sana çok yakıştı, bunu al” diyerek nefsimize uymaya teşvik eden kişilerin yakasına yapışmanın hiçbir faydası yoktur. Onlar ne bizim vebalimizi yüklenebilirler ne de bizi savunabilirler. O gün herkes Rabbinin huzurunda tek başına hesap verecektir. İnsanların ana baba ve evlatlarından bile kaçtığı bir günde kimsenin bize faydası olmaz.

Bu sebeple başkalarına uymak değil tam aksine biz ilimle hareket edip başkalarını da ilme uydurmaya çalışmalıyız. Doğruları öğrenip uygulamak ve başkalarına da doğruları tavsiye etmek hepimizin üzerine kulluk borcudur.

İlim öğrenmek kadın erkek her Müslümana farzdır.” (İbn Mâce, Mukaddime, 17) Eğer bizler doğruyu yanlıştan ayıran ölçüleri öğrenip hayata geçirmezsek, üzerimize farz olan bir vazifeyi yapmamış oluruz.

Günümüzde ilim öğrenmek kolaylaşmıştır. Artık dini bilgiler veren kitaplar her yerde satılmaktadır. İnternette de çok çeşitli konulara dair bilgiler bulunmaktadır. Fakat ilim vesilelerinin bu kadar çoğaldığı bir zamanda ilmin insanlar üzerinde tesiri kalmamıştır.

İnsanlar bir tercih yapacakları zaman ilimle değil heveslerle hareket etmektedir. Bunun sebebi de ilmin sırf satırlarda kalması, sinelere tesir etmemesidir.

Eski zamanlarda bir özlü sözde, “İlim sadırlardadır (kalptedir) satırlarda değildir,” denilirdi. İlim sinelerdeki tesirini kaybettiği için, davranışlarda etkisi görülmemektedir. Sahabeden bir zat şöyle anlatır: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte bulunuyorduk. Gözleri semaya kaldırdı ve şöyle buyurdu: “İlim insanlardan alınıp kaybolacağı zaman ilim adına hiçbir şeye güçleri yetmeyecektir.”

Ziyâd b. Lebîd el Ensarî dedi ki: “Kur’ân-ı devamlı okuduğumuz halde ilim bizden nasıl alınıp yok edilecektir? Allah’a yemin ederim ki Kur’ân-ı mutlaka okuyacağız kadınlarımıza ve çocuklarımıza da okutacağız.” Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Ey Ziyâd annen senin hasretinle yansın, Ben de seni Medîne halkının fakihlerinden saymakta idim. İşte Tevrat ve İncil Yahudî ve Hıristiyanların elindedir. Onlara ne faydası oluyor?” (Müslim, İlim: 5)

İlmi ve ilimle ameli terk eden evvelki ümmetler gibi olmamak için, onları taklit etmekten sakınmamız çok önemlidir. Bunun için Peygamberimizin müjdelediği “Allah'a garip (yakın) olan” azınlıklardan olmayı tercih etmemiz gerekir.

Sayı : 42
Büyük Kapak