Geçimsiz misiniz?

Sayı : 16 / Haziran 2013, Konu Başlığı : Kendimizi Tanıyalım

İnsanoğlu yaşadığı hadiselere genellikle kendi durduğu noktadan bakar, kendi konumunu haklı görür, kendi duruşunu savunur. Çok az insan vardır ki kendisini karşısındakinin yerine koyabilsin ve onun bakış açısından bakarak, onun haklı olduğu noktaları itiraf ederek onun haklarını da aynı derecede savunabilsin. Bu şekilde davranabilen insan herhalde nefsin en zor yenilen huyunu yenebilmiş insanıdır. Çünkü nefis kendini haklı görmekten kolay kolay vazgeçmez.

Bu yüzden çoğumuz insanlarla yaşadığımız geçimsizliklerden de hep karşı tarafı sorumlu tutarız. Biz aslında yanlış bir şey yapmamışızdır, hata hep karşı taraftadır. Biz güzel ahlaklı, hoş geçimli bir insanızdır ama hep karşımıza huysuz kişiler çıkmaktadır.

Herhalde insanoğlunun kendisi hakkında dürüst olmakta en çok zorlandığı konu budur: “Neden insanî münasebetlerde bu kadar çok sorun yaşıyorum. Yoksa ben geçimsiz biri miyim?” sorusuna dürüstçe cevap verebilen insan büyük ihtimalle artık sorunları kökten çözebilecek olgunluğa erişmiş demektir.

Gelin bugün bu zor işe teşebbüs edelim. Tarafsız soruların aynasında kendimizi sınayalım. Acaba biz hoş geçimli bir insan mıyız, yoksa geçimsizin biri miyiz?

1- Küçükken kardeşlerinizle ilişkiniz nasıldı? Halen nasıl? Onların birbiriyle, diğer akrabalarıyla ve sizinle ilişkilerini mukayese edebilir misiniz?

a-
Ben küçükken kardeşlerimle hiç anlaşamazdık. Annem babam ve akrabalarım da hep onların tarafını tutardı. Halen aynı şekilde dışlanıyorum nedense. Kimse benim haklı olduğum noktaları kabul etmiyor.

b- Küçükken tabi olarak geçimsizlikler yaşardık. Anne babamız arabuluculuk yapardı, adil olmamızı öğütlerdi. Tabi ki o günler geride kaldı. Artık kardeşler arasında olması gereken samimi münasebetlerimize devam ediyoruz. Bunun için gerekirse hakkım olandan da fedakarlık yaparım.

Cevap: Kardeşlerimizle olan ilişkilerimiz, bizim insanî ilişkilerde takındığımız tutuma iyi bir örnektir. Çünkü kardeş demek, aynı evi, aynı sofrayı, hatta anne babanın o paha biçilmez sevgisini paylaştığın kişi demektir. Elbette kardeşin aynı zamanda paylaşmakla kıskanmanın, affetmekle kin gütmenin, fedakârlıkla bencilliğin farkını, küçük yaştan itibaren tecrübeler yaşayarak öğrendiğin kişidir.

Dünyaya gözümüzü açtığımız anda başlayan bu ilişki bazen çok zor olabilir. Bizim kendi tercihimizle seçmediğimiz, Allah'ın bize kardeş yaptığı bu insan, bizim ilk hayat tecrübemizdir. Kur’an-ı Kerim’de zikredilen Habil ile Kabil’in hikâyesinde olduğu gibi bazen kardeşiniz gerçekten de büyük bir imtihandır. Ama dürüst olmalısınız, acaba kardeşiniz Kabil gibi mi, yoksa nefsiniz mi size öyle gösteriyor?

Bu noktada anne babanızın hakemliği önemlidir. Anne babalar adil olur ve her iki tarafa da öğüt verirlerse çocuklar insani ilişkilerde dürüstlüğü öğrenir. Ama öğüt dinlememekte ısrar eden, karşısındakinin hakkını kabul etmeyenlere karşı anne baba ve akrabalar tavır alabilirler. Bu sebeple hem kardeşleriyle hem diğer yakınlarıyla münasebetleri kötü olan bir insanın kendini haklı görmesi pek dürüst bir tavır değildir.

Bir yetişkin, kardeşiyle olan ilişkisine nefsani duygulardan sıyrılarak tarafsız gözle bakabilmeli ve gerçeği kabul etme olgunluğunu gösterebilmelidir. Hatta gerekirse kardeşçe ilişkileri sürdürebilmek için fedakarlık da yapabilmelidir.

2- İnsanlarla konuşurken sık sık fikir ayrılığına düşer misiniz? Düşerseniz tutumunuz genellikle nasıl olur?

a-
Evet bir çok zaman fikir ayrılığına düşerim. Karşımdaki insanın fikrinin yanlışlığını göstermeye gayret ederim. Ama ne yazık ki insanlar farklı fikirlere tahammül edemiyorlar, bu yüzden ilişkilerim kısa sürüyor.

b- Herkesle aynı görüşlere sahip olmak zorunda değiliz. Ancak genel olarak anlaştığım, dünya görüşünü paylaştığım arkadaşlarımla aramdaki ufak tefek fikir farklılıklarını pek kurcalamam. İnsani ilişkileri sürdürmeye daha çok önem veririm. Ancak çok önemli, imani bir meselede anlaşamıyorsak o zaman fikrimi savunurum veya arkadaşlığımı keserim.

Cevap: İnsanlar fikirlere taraftar olma noktasında çoğu zaman nefsin kuvve-i akliyyesinin oyununa gelirler. Bir fikri savunmak adına başkalarıyla tartışmayı, haklı çıkmayı ve galip gelmeyi severler. Ancak çoğu zaman bu huyları yüzünden insanları kendilerinden kaçırırlar.

Üstünlüğünü kabul ettirme meraklısı insanlar kimseyle geçinemez. Çünkü onlara dalkavukluk edip her dediğine haklısın diyenlerden hoşlanmazlar. İsterler ki münakaşa çıksın ve onların iddialarını ne kadar zekice ispat ettikleri görülsün. Sırf bu yüzden karşılarındaki ne derse zıddını söyleyip tartışma çıkarırlar. Böyle kişiler kronik geçimsizdir, kimseyle derin dostluk kuramazlar.

3- Davranış kurallarına ne kadar önem verirsiniz? Mesela hastalığınız sırasında bir arkadaşınız size “Geçmiş olsun” ziyaretine gelmedi. Nasıl tutum takınırsınız?

a-
Kurallar insanların nasıl davranması gerektiğini düzenlemek için vardır. Ben nasıl kurallara uyuyorsam herkes de uymalı. Herkes keyfince davranacaksa öyleyse ben ne diye uyuyorum? Öyle şey olmaz. Çok darılırım ve yüzüne vururum.

b- Kurallara uymaya gayret ederim ama uyulmadığı zaman bunda art niyet aramam. “Arkadaşımın mutlaka önemli bir manisi çıkmış olmalı,” diye düşünürüm. Karşılaştığımız zaman şakayla karışık “Hiç görünmedin” filan derim. Özrünü kabul eder, hoş görürüm.

Cevap: Kurallar, nazik ve düşünceli davranmak isteyenler için geliştirilmiş davranış kalıplarıdır. Maksadı bir usul ve adab öğretmektir. Ama asıl olan kalpteki samimi hislerdir.

Bazı insanlar gerek kişilikleri gerekse yetiştirilme biçimleri sebebiyle zarfa mazruftan, yani kurallara, duygulardan daha çok önem verirler. Kuralcılık ve mükemmeliyetçilikleri sebebiyle herkese kolayca kızabilirler ve özür de kabul etmezler. Bu tip insanlar genellikle hoşgörüsüz ve geçimsizdir.


Sayı : 16
Büyük Kapak