Gençlik ve Sorumluluk

Sayı : 72 / Şubat 2018, Konu Başlığı : Tefekkür

İnsan, hayatı çocuklukla tanımaya başlar; çocukluk, insana verilmiş, izleme, deneme, öğrenme fırsatıdır. Yaşamın o evresi imtihansızdır; insan o evrede hesaba çekilmeden kendini ve tabiatı kendisine verilen eğitimle tanımaya çalışır.

Bu imtihansız evrenin ardında insan için ilk imtihan evresi olarak gençlik vardır.

"Kıyamet günü, beş şeyden hesaba çekilmedikçe kişi Rabbinin huzurundan ayrılamaz:

1- Ömrünü nasıl tükettiğinden,

2- Gençliğini nerede harcadığından,

3- Malını ne yolla kazandığından,

4- Malını nereye harcadığından,

5- İlmiyle ne derece amel ettiğinden?" (Tirmizî, Kıyâme, 1)

Hadis-i Şerifi gençliğin imtihan kapsamında olduğunu açıkça beyan eder.

İlk imtihan, kişisel bir deneyime dayanmadığı için zor ve bir o kadar da heyecanlıdır.

Nefis, imtihandan kaçmak, o heyecanı tatmadan yaşamak ister. Oysa hayat imtihandır ve o imtihana bir yerden başlamaktan başka yol yoktur.

İslam’a göre “sorumlu tutulma”, buluğla başlar; akil baliğ olan herkes yaptıklarından ve yapmadıklarından hesaba çekilir. Sorumluluk yüklenmek ise rüşt ile olur. Rüştüne eren sorumluluk yüklenir, kendisini ilgilendiren işlerin sorumluluğunu üzerine alır. Dolayısıyla buluğla birlikte kişi için hesap verme evresi başlar; rüşt ile ise bu hesap verme evresinin kapsamı genişler.

Genç, imtihanı kaldırır mı? Genç sorumlu tutulur mu? Bu sorunun cevabı, arandığı kaynağa göre değişir.

Biz, insan hayatıyla ilgili bu mühim sorunun cevabını Batı’nın heva ve heves doğrultusunda oluşturulmuş ve gençliğin tükenmesine yol açmış kaynaklarında mı arayacağız yoksa kendi kaynaklarımıza ve ümmet tecrübemize mi bakacağız?

Bizim söz konusu Hadis-i Şerif’te ifade edildiği üzere kaynaklarımız gibi ümmet tecrübemiz de gençlerin yaptıklarından sorumlu tutulduğunu ve gence sorumluluk yüklendiğini ortaya koyar.

İslam, eşref-i mahlûkat olarak insanı önemsemiş ve onun sorumlu tutulma yaşını bedensel olarak dönüşüm yaşadığı, fizikî/biyolojik olarak insanlığa katkıda bulunmasının mümkün hâle geldiği andan itibaren başlatmıştır.

İslam, fizikî/biyolojik değişimi yok saymaz, ona rağmen genci sorumsuz tutma zulmünde bulunmaz. Olgun bir insan için haram olan hiçbir şey, buluğa ermiş insan için helal değildir. Başka bir ifadeyle Batı’nın genci sorumsuz genç tasavvuruna karşıt olarak İslam’da gençlik evresine has olarak helal kılınmış bir fiil yoktur. Olgun kişilere neler haramsa gençlere de onlar haramdır.

Sorumluluk yüklenme konusunda da durum aynıdır. Olgun bir insan, hangi sorumlulukları yüklenecekse rüşte ermiş bir genç de o sorumlulukları yüklenir.

Bunun için Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem’in ashabı genç yaşta sorumluluklar yüklenmişlerdir.

Rivayete göre bir sabah namazından sonra Peygamberimiz, ashabına dönerek “İçinizden kim Yemen’e vali olarak gitmek ister?” diye sormuş. Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh, “Ben giderim.” diye cevap vermiştir. Peygamber bir kez daha sormuş; bunun üzerine Hz. Ömer radıyallahu anh, kendisinin gidebileceğini belirtmiştir. Peygamber Efendimiz ashabına bir kez daha Yemen’e vali olarak kimin gitmek istediğini sormuş; üçüncü soruya henüz 21 yaşında olan Muaz b. Cebel radıyallahu anh: “Ben giderim ey Allah’ın resulü!” diye cevap verince Efendimiz, Yemen gibi yönetilmesi zor bir ülkenin yönetilmesi görevini Hz. Muaz b. Cebel radıyallahu anh’a vermiştir. Hz. Muaz, yüce Peygamberin ahirete irtihalini dahi orada haber almıştır.

Aynı şekilde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, dünya hayatının son günlerinde iken Bizans’a karşı gönderdiği ve içinde Hz. Ömer radıyallahu anh gibi büyük sahabilerin bulunduğu ordunun komutanlığını 19 yaşındaki Hz. Usame bin Zeyd’e vermiş;

mübarek sancağı Hz. Usame’nin kapısı önüne dikerek ashabının sefere çıkmak için onun etrafında toplanması emrini vermiştir.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem, ahirete irtihal ettiğinde Hz. Ebû Bekir efendimiz itirazlara rağmen Hz. Usame’ye aynı görevi vermiş; Hz. Ömer efendimizi bile ancak onun izniyle kendi yanında bırakabilmiştir.

Bir devlet başkanının danışman ve veziri konumundaki bir şahsı on dokuz yaşındaki bir gençten izin alarak yanında bırakabilmesi…

Bu, insanlık tarihinin benzeri olmayan vakaları arasınadır. Bizi hayretler içinde bırakabilir ki insana, onu hayretler içinde bırakacak haklar vermesi İslam’ın özgünlüklerindendir.

Genç, İslam’ın gençliğe verdiği bu önemi nimet bilir; sorumluluk yüklenmek için hayırda yarışır. Takvalı bir yaşamı, kimilerinin dikte ettiği gibi yaşlılık günleri ile ilişkilendirmez. Aksine gençliğinin ona yaşlı bir insanın yüklenmesi gereken sorumluluklardan fazlasını yüklediğini bilir.

İslam âlimleri, “Farz haccı eda etmek için acele ediniz. Çünkü başınıza ne geleceğini bilemezsiniz” (İbn-i Mace) hadis-i şerifine dayanarak hacca genç iken gitmenin öneminden söz ederler.

İslam yaşlı bir insana, gücünün yetmemesi durumunda, doğrudan yaşlılığı ile ilişkilendirerek oruç tutmama ruhsatı verir ama genç bir insan içini onun gençliğini merkeze alarak bu tür ayrıcalık tanımaz.

Öyleyse çağın genci İslamî sorumluluklardan uzak, kimi hususlarda hukukî yükümlülüklerden uzak bırakan tasavvuru yersizdir; kaynağını İslam’dan almamaktadır, aksine İslam’a karşıt olarak geliştirilmiştir.

Gençlik bir eğlence, heva ve havasına çağı değil; bir yandan ahiret için azık hazırlama, diğer yandan yaşamının gelecek yılları için çabalama dönemidir. Genç mü’min, bugün yaptıklarının hasene defterine yazarken aynı zamanda büyük geleceği için tohumlar atmış olur. Onun geleceği, bu tohumlarla şekillenir.


Sayı : 72
Büyük Kapak