“Giyecek Bir Şeyim Yok!”

Sayı : 13 / Mart 2013, Konu Başlığı : Goncagül

Merve gardırobun kapısını açmış, ümitsiz gözlerle bakıyordu. Annesi : “Haydi, Merve hala ne giyeceğine karar veremedin mi?” Diye seslenmese böyle bakmaya devam edecekti. Annesinin sitemkâr ses tonu karşısında hemen alınganlıkla kendini savunmaya geçti:

“Ne yapayım giyecek hiçbir şeyim yok ki!”

Cemile hanım kızının böyle sesini yükseltmesinden hoşlanmazdı. Onun uyumlu, geçimli ve nazik bir kız olması için uğraşıp duruyordu. Ama nafile. Bu yaşlarda gençler çok çabuk sinirleniyorlar, en ufak bir ikaza tahammül edemiyorlardı.

Başka zaman olsa, “Kızım yarın, öbürgün evlendiğin zaman da böyle yaparsan işin zor! Kocanı her kapıdan çıkışınızda böyle bekletirsen adam seni bir yere götürmek istemez. Hem daha bebeğin olacak, onu hazırlayacaksın. Bebek çantanı hazırlayacaksın. Böyle olur mu?” derdi. Ama bu sefer demedi. Çünkü gerçekten çok geç kalmışlardı, münakaşaya zaman yoktu. Hem de kızının asıl problemini çözmenin zamanı gelmişti artık.

Cemile hanım, ani bir kararla kızının çekmecelerindeki, raflarındaki bütün giysileri toparlayıp yatağın üstüne yığmaya başladı. Birkaç dakika geçmemişti ki yatağın üstünde rengârenk bir giysi tepeciği meydana gelmişti. Ardından ellerini beline koyup kızının karşısına dikildi.

“Giyecek bir şeyin yok öyle mi kızım”

Merve annesine cevap vermek yerine annesinin diplerden çıkarıp fırlattığı bir giyeceğinin üstüne atladı:

“Aaa! Ben de ne zamandır bu hırkayı arıyorum. Burada mıymış?” diyerek hemen üstüne tutarak aynaya bakmaya başladı.

“Gördün mü kızım. O kadar çok kıyafetin var ki, tıka basa dolu dolapların diplerine kaçıyor da onları unutuyorsun bile… “

Merve bu sefer fena yakalanmıştı. Bu yüzden annesine cevap yetiştirmedi.

Zaten bir yandan da hırkasını hangi eteğiyle giyeceğine karar vermekle meşguldü. Gardıroptan çıkardığı etekleri yatağın üstüne atıp hırkayı üstüne koyuyor sonra ‘Yok bu da olmadı’ manasında başını sallıyordu.

Annesi bu konuya da el atması gerektiğini anlamıştı. Eteklerden birini gösterip:

“Neden bu etekle giymiyorsun? “

“Olur mu hiç? Renkleri uymuyor ki!”

Annesi bir profesyonel edasında giysi yığının bir kenarından sarkan penye badiyi yakaladığı gibi çekti. Ardından da başörtü çekmecesindeki şallardan birini çıkardı. Penyenin rengi ile şalın çizgileri eteğin rengine çok güzel uymuştu. Hırkadaki renklerle şalın diğer renkleri de birbirine uyunca…. Farklı bir havası olan bir takım gibi olmuştu. Merve:

“Anneciğim sen bir dahisin!” diyerek annesinin boynuna sarıldı. Cemile hanım:

“ Dahi olmak da pek kolaymış,” diyerek gülümsedi. Aslında kızı haklıydı. İnsanın elindekileri değerlendirmeyi bilmesi belki zekâların en üstünüydü. Hatta geleceğin ekonomik modeli bu olmalıydı aslında. Yoksa bugünkü tüketim alışkanlıkları devam ederse dünya kaynakları ve çevre kirliliğinin önüne geçilemezdi.

“Kızım eski kadınlar çocuklarının kazakları küçülünce söker, yeniden örerlerdi. Şimdi ki gibi çarşıya mı koşarlardı? O zamanlar bugünkü gibi sorunlar da yoktu. Akıllı bir kadın elindekileri değerlendirmeyi bilirse hem kocasının bütçesini hem memleketin kaynaklarını israf etmez. Sen de buna biraz dikkat etsen iyi olur.”

Merve giyinmesini bitirmişti ama yatağın üstündeki giysi tepeciğini yerine yerleştirmeye zaman kalmamıştı. Cemile hanım da bunun farkındaydı:

“Dönüşte yerleştiririz. Yalnız senden bir şey rica ediyorum, kıyafetlerinin arasında seçim yap. Bazılarını bohçalayıp dolabın üst kısmına kaldıralım. Seneye tekrar çıkarırız. Onları biraz özlersen yeni almış gibi sevinirsin.

Merve yüzüne yalvarır bir eda vererek:

“Şeyyy, anne, onları bir fakire versek, olmaz mı? Çünkü modası geçti. Her halde artık giymem.”

Cemile hanımın yüzü birden asıldı:

“Ne demekmiş modası geçti!? Ben sana her zaman demiyor muyum, ‘modaya tabi olma. Modası geçmeyecek, her zaman giyilebilecek şeyler al’ diye… Onları verince ne olacak; yerine yeni moda olan kıyafet isteyeceksin değil mi? Kusura bakma. Vereceksen, yeni kıyafet için harcayacağın parayı ver de fakirin bir işine yarasın. Senin istemediğin kıyafeti fakir ne yapacak? Onunla faturasını mı ödeyecek, çocuğunun beslenmesine yiyecek mi alacak? Hayır yapmak bu değildir, bu nefsini kandırmaktır. Hayır yapacaksan, sevdiğin, istediğin şeyi vermen gerekir.”
Merve annesinin böyle diyeceğini tahmin ediyordu aslında. Pardösüsünü giyerken annesinin gönlünü almak için:

“Ay anne, iyi ki seni dinledim de o büyük yakalı pardösüyü almadım. Hemen modası geçti.”

“ Tabi ki geçer kızım. Çünkü çok çirkindi. Uçuk kaçık şeyleri moda diye satıyorlar. Ne o öyle bir ucu yandan sarkar, modaymış. Yırtık, yamalı, modaymış… “

Cemile hanımın son sözlerini söylerken sesine verdiği tonlama Merve’ye çok komik gelmişti. Annesinin sözüne güleceğim derken kamburunu çıkarırcasına garip bir şekle girdi.

Cemile hanım kızının ve yaşıtı genç kızların bu tuhaf mimik ve jestlerini biraz yadırgıyordu. “Gençler de hep acayiplik peşinde, “ diye geçirdi içinden. “Herhalde hayatın acemisi oldukları için yeni ve değişik şeyler deneyeceğiz derken ne kadar tuhaflaştıklarını fark edemiyorlar. Anlaşılan modacılar bu yüzden genç modası diye en acayip şeyleri piyasaya sürüyorlar.” Sonra teselliyi buldu: “Neyse ki bizim kızlarımızın tuhaflıkları masum ve basit konularla sınırlı. Allah daha beterinden korusun!”


Sayı : 13
Büyük Kapak