Gül Yüzün Gülsün

Sayı : 37 / Mart 2015, Konu Başlığı : Goncagül

Münevver Hanım memleketten oğlunun evine misafir gelmişti. Torunlarının hasretiyle yanıp tutuştuğu hasretle geçen aylardan sonra çok şükür onları doya doya bağrına basmıştı. Gelini Gülsüm de kayınvalidesini güler yüzle misafir etmişti. Gelirken hediye olarak getirdiği dut pekmezini, tereyağını, her gün kahvaltıya getiriyor,

- Allah razı olsun anneciğim, sayende memleket hasretini gideriyoruz, diyordu.

Gelininin bu tatlı sözleri münevver hanımı çok memnun ediyordu. Ona her zaman dua ediyor;

- Allah bin kere razı olsun, kendisinden de, yetiştirenlerden de… Ne iyi bir kız yetiştirmişler. Oğluma da, torunlarıma da güzel bakıyor, gözüm arkada değil. Bana da güzler yüz gösteriyor, daha ne isterim, diyordu.

Kayınvalide gelin, gün boyunca sohbet ettiler. Elbirliğiyle akşama güzel bir yemek hazırladılar. Mehmet Ali Bey de işten gelince sofraya oturmak için bir engel kalmamıştı.

Fakat bu akşam Mehmet Ali Bey’in canı biraz sıkkın gibiydi. Kapıdan girerken dikkati dağınıktı, sanki etrafını görmüyor gibiydi. Elindeki ekmek poşetini hanımına soğuk bir edayla uzatıp, “Tut şunu” demişti. Elini yüzünü yıkayıp sofraya geldiğinde de annesine hal hatır sormamıştı. Hatta çocuklarının “Babacığım, babacığım” diye etrafında dolaşmasına bile pek ilgi göstermemiş, dalgın ve düşünceli bir şekilde sofraya oturmuştu.

Hanımı onu biraz olsun konuşturabilmek için,

- Bak annem tarhana getirmiş. Asma yaprağı da… Birlikte zeytinyağlı sarma yaptık, dedi.

Mehmet Ali ise “Eee, n’olmuş yani?” dercesine baktı, hiçbir şey söylemedi. Münevver hanım biraz kırılmıştı ama belli etmedi.

Sonra Gülsüm yine kocasını neşelendirmek için,

- Babası, bugün Emre Sübhaneke duasını ezberledi. Babaannesine okudu. Sofradan sonra sana da okusun mu? Dedi. Mehmet Ali Bey,

- Hııı, olur olur, demekle yetindi.

Kocasının kafasının karışık olduğunu gören Gülsüm başka bir şey söylemedi. Sofrada sadece çatal kaşık sesleri duyuluyordu. Biraz sonra Mehmet Ali beyin cep telefonu çalınca sofradaki sessizlik bozuldu.

Mehmet Ali Bey, o neşesiz halinden beklenmeyecek bir enerjiyle hemen yerinden fırlamıştı. Telefonu açtıktan sonra da az önceki halinin tam aksine pek istekli bir şekilde konuşup sohbet etmeye başlamıştı. Konuştuğu kişi kimdi acaba?

Gülsüm merak etmiş, kocasının arkasından gitmişti ama Mehmet Ali arkasını dönerek ondan uzaklaşmaya çalışmıştı. Yine de Gülsüm telefondaki sesin bir kadın sesi olduğunu duymuştu. O andan itibaren de yüz ifadesi allak bullak olmuştu.

Hışımla sofraya gelen Gülsüm, adeta her şeyi kırıp dökmek istercesine sertçe hareketlerle tabakları toplamaya başladı. Münevver hanım gelininin bu halini görünce sebebini bilmediği için alındı ve üzüldü. Sofranın neşesi kaçmıştı. Herkes bir kenara çekildi.

Sofradan sonra ailecek televizyon karşısına geçtiler. Ama Gülsüm’ün suratı asıktı. Mehmet Ali ise aldırmaz görünüyordu. Münevver hanım ne yapacağını bilemez halde, bu fırtına öncesi sessizliği izliyordu. Bir kavga çıkmadan bu durumu çözmek lazımdı ama nasıl?

Gülsüm çayını verirken kocasının yüzüne hiç bakmadı. Mehmet Ali Bey nihayet aklı başına gelmiş gibi, annesine bakıp “Ne oluyor buna?” manasında göz kırptı. Annesi iki elini yana açarak “Ne bileyim,” hareketi yaptı. Sonra gelinine,

- Kızım, sana zahmet olacak ama benimki açık olsun, dedi. Gülsüm çayı açmak için çıktığı zaman da arkasından giderek;

- Gülsüm, ne oldu? Canın bir şeye mi sıkıldı? Diye sordu. Gülsüm;

- Gömüyor musun anne? Bütün gün uğraştık, ‘elinize sağlık’ demedi. İki kelime konuşmadı.

- Ah kızım buna mı üzülüyorsun? Bunun babası da böyleydi. Bazen özene bezene yemek yapardım, ‘Neden bir şey söylemiyorsun? Güzel olmamış mı?’ Derdim. ‘Güzel olmuş ki, bir şey demiyorum,’derdi. Eğer güzel olmasa hemen söyler, ama güzel oldu mu hiç takdir etmezdi. Mehmet Ali de babasından böyle gördü, ne yapsın. Pek kibar değildir ama yine de iyidir, ailesine bakar, sizi sever.

Münevver hanım gelininin gönlünü almak için bir sürü dil dökmüştü ama nafile. Gülsüm ağlamaklı bir şekilde;

-Kibarlığı bilmediğinden değil anne, o isteyince kibarlığı da gayet iyi bilir. Telefonda nasıl konuştuğunu duymandın mı? Başka kadınlar kibarlığa layık ama karısı layık değil! dedi.

Münevver hanım, gelinini üzen meseleyi öğrenince oğluna çok kızmıştı. Daha kötü bir haber duymaktan korktuğu için fazla soru sormadı. Onun yerine içeriye, oğlunun yanına gitti. Gelini gibi o da suratını asıp oturdu. Çocuklar bir annelerine bir babaannelerine baktılar. Onların neşesiz halini görünce onların da neşesi kaçtı.

Mehmet Ali Bey çok geçmeden evde herkesin yüzünden düşenin bin parça olduğunu fark etmişti. Bu tavır alışın nedenini anlamak için, hanımının çayları tazelemek için çıkmasını fırsat bilerek sordu:

- Anne, ne oldu yoksa Gülsüm bir şey mi yaptı? Annesi ise,

- Hayır, ben gelinimden gayet memnunum. Güler yüzlü, hanım hanımcık bir kızcağız. Sana o telefon gelene kadar da cıvıl cıvıldı. Ama şimdi yüzü gülmüyor. Herhalde sebebini sen biliyorsundur.

- Amaan, mesele bu mu yani? Ya o konuştuğum kız, bizim müdürün sekreteri. Bir sıkıntısı varmış da… Gülsüm kıskançlık yapmasın diye yanında konuşmak istemedim ama…

Münevver hanım kızgınlıkla;

- Senin hanımının hiç mi sıkıntısı yok? Ondan gönül alıcı iki kelimeyi esirgiyorsun da namahrem kadınlarla lüzumsuz konuşuyorsun! Hem ayıp, hem günah! Kıskanıyorsa sevdiği için kıskanıyor, ayıp mı? Sevmesin mi kocasını yani? Vallahi bu torunlarımın annesini üzersen hakkımı helal etmem sana! Sana ne elâlemin kadınından?! Sana lazım olan kendi evinin huzuru…

Mehmet Ali annesinin bu parlayışı karşısında biraz şaşırmış, biraz da mahcup olmuştu. Aslında günahı, sevabı bilmeyen biri değildi ama son zamanlarda pek dikkat etmez olmuştu.

- Haklısın anneciğim. Şehir hayatı, çalışma şartları bizi biraz bozuyor. Yaptığım doğru bir şey değil, biliyorum, dedi.

Gülsüm elinde çaylarla geldiği zaman onların konuşmalarını duymuştu. Kapı önünde biraz oyalanıp konuşmaları bitince içeri girdi. Duyduğu şeyler hoşuna gitmiş, biraz olsun içi rahatlamıştı. Ama kırgınlığı tam olarak geçmemişti. Ciddi bir edayla çayları verdi ve sonra bir kenara oturdu.

Mehmet Ali Bey hanımına takılmak için,

- Kız, sen ne yaptın da kayınvalidene kendini bu kadar sevdirdin? Hiç toz kondurmuyor sana! Dedi.

Gülsüm gülmemek için kendini tutuyordu. Zoraki de olsa surat asmaya devam ediyordu. Küçük oğlu annesinin böyle üzüntülü olmasından dolayı huzursuzlaşmış, orta yerde mızıldanıp duruyordu. Annesi ise ona sevgi gösterme isteği duymuyordu.

Münevver hanım,

- Güler yüz, hanımın en büyük ziynetidir. Bir kadını güler yüz kadar güzelleştiren bir şey yoktur., dedi. Sonra mahzun bir şekilde oturan torununu kendine doğru çekip, bağrına bastı. Sözlerine devam etti;

- Annenin yüzü gülerse çocukların da yüzü güler. Evin hanımının yüzü gülünce ev aydınlanır, saadet yuvası olur. Bir erkeğin yapacağı en akıllıca iş, hanımının yüzünden gülücükleri eksik etmemektir. Bir kadının da yapacağı en akıllıca hareket, ne olursa olsun güler yüz gibi bir ziynetten kendisini mahrum etmemektir.

Genç karı koca kendi hisselerine düşen nasihati almışlardı. Birbirlerine bakıp gülümsediler.


Sayı : 37
Büyük Kapak