Güngörmüş İhtiyar ve Oğlu

Sayı : 44 / Ekim 2015, Konu Başlığı : Masal Annesi

Eski zamanlarda zalim bir hükümdar varmış. Ülkesindeki yaşlıları “Artık bir işe yaramıyorlar,” diye öldürtürmüş. Bir delikanlının yaşlı bir babası varmış. Hükümdarın adamları öldürmesinler diye evin tavan arasında saklarmış.

Delikanlı her gün işten eve gelince babasının yanına gider, yemeğini götürür, gün boyunca olup biteni anlatıp sohbet edermiş. Yine bir gün delikanlı babasının yanına gelince o gün gördüğü tuhaf bir hadiseyi anlatmış:

- Baba, bugün hükümdar, adamlarıyla birlikte su kenarına inmiş. İçlerinden biri, suyun dibinde parıldayan bir mücevher görmüş. Ama bütün adamlar suya girip aradığı halde mücevheri bulamamışlar. İhtiyar adam:

- Oğlum, o su kıyısında bir ağaç var mıydı? Diye sordu. Oğlu:

- Evet, var. deyince, babası şöyle dedi:

- Öyleyse o ağacın tepesine bir kuş yuva yapmış olmalı. Mücevher de su dibinde değil, kuş yuvasında olsa gerektir. Kuşlar parlak cisimleri bulunca yuvalarına götürürler. Gördükleri ışıltı onun sudaki yansımasıdır.

Oğlan ertesi sabah suyun başına gitti. Baktı ki hükümdar adamlarına mücevheri arattırıyor ama bir türlü bulamıyorlar, doğruca hükümdarın yanına varıp şöyle dedi:

- Hükümdarım, bu mücevher su dibinde değildir. Su kıyısındaki ağacın üzerinde kuş yuvası var. O mücevher kuş yuvasında olmalı. İzniniz olursa çıkıp bir bakayım, demiş.

Hükümdar gence izin verince genç hemen tırmanıp yuvadaki kocaman mücevheri bulup getirmiş. Hükümdar bunu görünce adamlarına çok öfkelenmiş:

- Şu oğlan kadar aklınız yok mu? Demiş ve genci önemli bir göreve getirmiş.

Hükümdarın adamları bu durum karşısında genci kıskanmışlar ve delikanlıyı padişaha kötülemeye başlamışlar.

- Efendim, bu delikanlı hep ‘Ben her şeyi bilirim,’diyor, böbürleniyor. İzin verirseniz onu bir imtihandan geçirelim, demiş. Hükümdar da:

- Pekala, demiş.

Ertesi gün adamlar gencin karşısında iki at getirmişler. Bu atların görünüşü, rengi, şekli tamamen aynıymış. Ama aslında bunlardan biri diğerinin anasıymış.

- Bil bakalım bu iki kısraktan hangisi anası, hangisi kızıdır? Demişler.

- Delikanlı bakmış bakmış, bilememiş.

Hükümdar:

- Yarına kadar vaktin var, bilirsen ne âlâ! Bilemezsen kellen gider! Demiş.

Delikanlı düşünceli bir halde eve dönmüş. Babasının yanına varmış. Olup biteni anlatmış. Babası:

- Oğlum, hiç endişelenme. Yarın bir bak, yürüdükleri zaman hangisi önde yürüyor, hangisi takip ediyor. Kızlar daima analarını takip eder, demiş.

Delikanlı ertesi gün kısrakları gözlemiş, bakmış ki, içlerinden biri yürüyünce diğeri onu takip ediyor; hemen;

-İşte bu öndeki anası, arkadaki onun kızıdır, demiş.

Hükümdarın adamları bunu da bildiğini görünce son bir soru sormuşlar. Bu sefer dümdüz yontulmuş bir ağaç gövdesi getirmişler.

- Bu ağacın ucu hangi taraf, kökü hangi taraf? Diye sormuşlar.

Ağacın iki ucu da aynı görünüyormuş. Delikanlı cevap verememiş. Akşam babasının yanına varıp durumu anlatmış. Babası:

- Oğlum, endişelenme. Sen o ağaç gövdesini suya at. Suya girince ağacın başı yukarı kalkar, kök tarafı dibe doğru batar, demiş.

Ertesi sabah delikanlı ağacı suya atmış, suya batan tarafı gösterip;

- İşte bu taraf kökü, diğeri de ucudur, demiş.

Delikanlı yine bilince hükümdar da adamları da çok şaşırmışlar.

- Bunları sana kim öğretti? Sen bu genç yaşında bunları bilemezsin. Demişler. Delikanlı:

- Kendim bildim, dediyse de inanmamışlar. Sonunda delikanlı gerçeği açıklamış:

- Benim yetmiş yaşında bir babam var. Ben onu evimde saklıyorum. İşte bu bilgileri bana o öğretti, demiş. Bunun üzerine Hükümdar:

- Demek ki ben hata etmişim. Yaşlılar işe yaramaz zannediyordum ama onların tecrübeleri olmadan olmazmış. Bundan sonra ihtiyarlara asla dokunmayacağım, demiş.


Sayı : 44
Büyük Kapak