Gönül Tahtında Kim Var?

Sayı : 41 / Temmuz 2015, Konu Başlığı : Goncagül

İmam Gazali rahmetullahi aleyh buyuruyor ki, “Bilmiş ol ki, ahirette en çok mesut olanlar (dünyadayken) Allah’ı en çok sevenlerdir. Çünkü ahiret demek, Allah Teâlâ’nın huzuruna dönmek, O’na kavuşma saadetine erişmek demektir. Uzun bir bekleyişten sonra gelen ebedî vuslattan daha güzel ne olabilir? Ancak bu nimetler, sevginin derecesiyle ölçülür. Sevgi ne kadar kuvvetli olursa, saadet de o nispette artar. Kul, Allah sevgisini ancak dünyada kazanır.” (el-İhya-u Ulum’id-Din)

Bir kısım âlimler demişlerdir ki, insan kelimesi üns kökünden türemiştir. Üns, sevgi, yakınlık, kaynaşma demektir. İnsanın yaratılış gayesi de ünsiyet ve muhabbettir. Yani insan, Rabbini sevsin, onun rızasına yakınlaşma arzusu ile yanıp tutuşsun, iç âlemine konulan bütün manevi cihazlarını hep Allah'ı tanımak ve sevmek için kullansın diye yaratılmıştır.

Allah-u Zülcelâl “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 56) buyuruyor. İbadet, Cenab-ı Hakk’ın emir ve yasaklarına itaat etmektir. Allah Teâlâ’nın azabından emin olup rızasına ermenin bundan başka imkânı da yoktur. Ancak insana bir yandan da itaati sevmeyen, her canının istediğini yapmaktan hoşlanan bir nefis konulmuştur.

Allah'a itaat etmek, tabi olarak nefsin isyan ve özgürlük isteğini ayakaltına almayı gerektirmektedir. Bu da ancak Allah'a karşı çok muhabbet etmekle mümkündür. Çünkü insan ancak kendi nefsinden daha çok sevdiği Zat için nefsini ayakaltına alabilir.

Sevene İbadet Zor Gelmez

Kalbi Allah sevgisiyle dolu olan insana Cenab-ı Hakk’a itaat etmek zor gelmez; çünkü sevgi sevilenin rızasını aramayı gerektirir. Ancak kalbinde sevgi olmayanların nefsine itaat etmek ve boyun eğmek çok zor gelir. Böyle bir kişi nefsi adına sevdiği faaliyetlere ara verip namaza kalkmaktan yüksünür, zekât ve sadaka vermekte çok zorlanır, Allah'ı zikretmekten sıkılır.

Allah-u Zülcelâl bazen Kuran-ı Kerimde kâfir ve münafıkların üzerinden müminlere sevmediği hal ve hareketleri bildirmiştir. Bunlardan biri de, namazı isteksizce, üşene üşene kılmak ve Allah'ı çok zikretmeyi sevmemektir. Ayette buyrulur:

'Şüphesiz münafıklar, Allah'a oyun etmeye kalkışıyorlar; hâlbuki Allah onların oyunlarını başlarına çevirmektedir. Onlar, namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah'ı da pek az zikrederler.' (Nisa,142)"

Esasen Allah'ı sevme kabiliyeti her insanın gönlüne konulmuştur. Fakat insan Rabbini tanımadığı, onun nimetleri, ayetleri, vaad ettiği mükâfatları ve kulu üzerindeki hakkı üzerinde tefekkür etmediği için bu sevgi yeşermemektedir. Bunun yerine nefsin peşin dünya nimetlerine karşı olan sevgisi insanı tutsak etmekte, o nimetleri vereni unutturmaktadır.

Bir kişi “Ben dünyayı sevmem,” dese yalan olur, Allah bildiriyor, nefse dünya sevgisi konulmuştur. Ancak bunun bir imtihan olduğu da haber verilmiştir. Allah-u Zülcelâl buyuruyor; “Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Ancak bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Hâlbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır.” (Al-i İmran; 14)

Demek ki insanın nefsine konulmuş olan arzular insan için bir imtihandır; bakalım kul nefis gözüyle bu nimetlere tutkun olup bütün sevgisini bunlara mı verecek; yoksa aklıyla ve gönlüyle bu nimetleri vereni mi arzulayacak? İşte insanın bu dünyada geçirdiği sevgi imtihanı budur.

Allah-u Zülcelâl, hiçbir şeyin sevgisini gönlümüzde büyütmemizi, Allah'ı sever gibi sevmemizi istemiyor. Gönül tahtında yalnız Allah'ın sevgisi olsun, Allah'tan başka hiçbir şeye layık olduğundan fazla ehemmiyet verilmesin istiyor. Bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor;

“İnsanlardan bazıları Allah'tan başkasını O’na denk kabul eder de onu Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah'a olan sevgileri onlarınkinden çok daha fazladır.” (Bakara; 165)

Burada putperestlerin put sevgisi üzerinden, insanların nefsinin arzularını putlaştırmasına da işaret edilmektedir. Esasen putperestler de o timsalleri, “Ticaretleri bereketli olsun, karıları oğlan doğursun,” gibi dünyevi arzular için seviyorlar, onlara adaklar adıyorlardı.

Müminin Allah'a karşı sevgisi ise putperestlerin sevgisi gibi değildir. Mümin Rabbini, kendisine dünyada nimet versin diye pazarlıklı sevmez, onun takdirine rıza göstererek, iradesine teslim olarak sever.

Tasavvuf Büyüklerinin Muhabbeti

Ebu Bekir Kettânî radıyallahu aleyh naklediyor:

Tasavvuf ehli Mekke-i Mükerreme şehrinde hacc mevsiminde toplandıkları zaman sohbet ediyorlardı. Muhabbetullah bahsi üzerine sohbet ederlerken, aralarında en gençleri olan Cüneyd-i Bağdâdi rahmetullahi aleyhiye sordular:
-“Ey Gözümüzün Nûru; ilahi marifetten nasibinle söyle bize, Muhabbetullah hakkında ne dersin?
Mübarek, başını yere eğdi gözleri yaşardı, sonra dedi ki:
“Nefsini terk eden bir kul, onun devamlı Rabbini zikreden lisanı, Rabbinin hukukunu eda edip yerine getiren kalbi…
Rabbinin rızasını gözeten, O’nun heybetinin nurları kalbini yakan, sevgi bardağında sefâsını içen ve Cebbar’ın gaybiyet perdesini açan…
Söylerse dili Allah rızası için hikmet incileri saçan, O’nunla hareket edip onunla sukûna eren, varlığını Allah yoluna seren, Allah için mü’minleri seven ve umduğuna eren...”
Bu sözleri dinleyen şeyhler ağladılar ve dediler ki:
“Ey Âriflerin Tacı! Allah mükâfatını versin... Bundan ziyadesi olmaz.”

Allah-u Zülcelâl muhabbetinin nuruyla kalplerimizdeki bütün faydasız sevgileri yaksın. Gönlümüzde lüzumsuz bir yük bırakmasın. Sevdiğimiz her şeyi yalnız Onun rızasına uygun olarak ve razı olacağı kadar sevmeyi nasip etsin. Âmin.


Sayı : 41
Büyük Kapak