Gonca Gülsel Şenler İle Söyleşi: “Yeniden İslami Bir Uyanış Var…”

Sayı : 4 / Haziran 2012, Konu Başlığı : Röportaj

Şule Yüksel Şenler’i bilmeyenimiz yoktur. Ama onun kız kardeşi Gonca Gülsel Şenler’i belki birçok kişi tanımaz. Çünkü kendisi evlendikten sonra eşiyle birlikte Danimarka’ya yerleşti ve otuz yıldır orada yaşıyor. Tesettürüyle bir devlet okulunda kızlara el sanatları dersleri veren Gonca Hanım, ülkesindeki gündemi her zaman takip ediyor. O da tıpkı ablası Şule Hanım gibi İslami hayatın yılmaz savunucusu olan bir hanım.

Şule Hanımla sohbet etmek için başvurduğumuzda Gonca Hanımı birden telefonun diğer ucunda buluverince çok şaşırdım ve sevindim. Çünkü ben onun yazdığı hikâyeden senaryolaştırılan Danimarkalı Gelin filmini çok duygulanarak izlemiştim.

Doğrusu Gonca Hanımı İstanbul’ da bulmuşken fırsatı kaçırmak istemedim. Madem Şule Hanımla hastalığı sebebiyle konuşamıyorduk, o halde abla- kardeşin çileli hayat hikâyesini Gonca Hanım’dan dinleyelim dedik ve sizin için söyleştik.

İslamî Hayat: Gonca hanım, sizler şimdi bizim kuşağın hiç bilmediği bir zamanda yaşadınız. Cumhuriyetin ilk yıllarında, artık İslamî hayat tarzının devrinin geçtiğine inanılan bir dönemde… Ve modern bir hanımken tesettüre giren ablanız Şule Yüksel Şenler, İslamî şuurlanmanın sembol isimlerinden oldu. Bize o günleri biraz anlatır mısınız? Nasıl bir ailede yetiştiniz? İslami yönden şuurlanmanız nasıl oldu?

Gonca Gülsel Şenler: Biz o dönemde batılılaşmanın etkisinde bir aileydik. Annem çok moderndi, makyajsız sokağa çıkmazdı. O sırada ağabeyim Özer Şenler, Risale i Nurlardan etkilenerek namazını kılmaya başladı. Bize de İslam’ ı telkin etti. İlk önce annemle babam ağabeyime şiddetle karşı çıktılar. Bize tesir etmesine de izin vermediler. Hatta ağabeyim çok üzüldü, evi terk etti. Ben o zaman ufaktım. Ağabeyimin anlattıkları da ilk önce ilgimi çekmemişti. Çünkü o zamana kadar ben namaz kılan bir insan görmemiştim.

İslamî Hayat: Siz dört kardeşsiniz. Bir de Çiğdem diye kardeşiniz varmış. Rahmetli de imanlı bir insanmış. Aileniz modern olmasına rağmen hepinizin böyle imanlı olmanızı neye bağlıyorsunuz? Helal lokma mı? Nedir bunun sırrı?

Gonca Gülsel Şenler: Onu bilemem. Yalnız şunu söyleyeyim; biz her ne kadar modernleşsek de yine Osmanlı terbiyesine göre yetiştirildik. Mesela ailemiz bize büyüklere hürmet etmeyi öğretirdi. Bir büyüğümüzün yanında oturuşumuz, edebimiz, terbiyemiz... Annem bize bir göz işareti yapsa yeterdi, öyle bir terbiye anlayışı vardı. Sonra başımız açık olsa bile bir edep çizgimiz vardı. Eteğimizin boyu ne kadar olacak, yakamızın açıklığı ne kadar olacak… Hatta bir erkek karşısında otururken elimizdeki çantayı dizlerimize tutarak otururduk.

İslamî Hayat: Yani hayânız ve belli ölçüleriniz hep vardı. Peki, örtünmeniz nasıl oldu?

Gonca Gülsel Şenler: Kolay olmadı aslında. (Gülüyor.) Tabi o zaman bizim yaşımızda hiç örtülü genç kız yok. Ablam örtünmeye karar verince ben kızdım “Ne yapıyorsun?” diye. O, “Karışma bana” dedi ve örtündü. Ben de namaz kılıyordum ama örtülü değildim. Şöyle ufak bir eşarp taşıyordum. Bir gün Almanya’ dan yeni Müslüman olmuş bir hanım gelmişti. Birlikte İstanbul’ u geziyoruz. Öğle namazı için Sultanahmet camiinin önüne geldik. Erkek kardeşime dedim ki “Tuncer, hadi canım, gel, sen de bizimle namaz kıl.” O da dedi ki “O zaman sen de başını ört.” Ben öyle bir sinirlendim ki “Hiçbir kuvvet beni örtünmeye ikna edemez” dedim. İkindi namazı vakti, Yıldızda bir mescit var, oradayız. Bir emaneti almak için o caminin imamına uğradık. Bize saçı sakalı ağarmış bir imam efendi kapıyı açtı. Ama ben onu sanki baştan ayağı nur gibi gördüm. Çarpıldım. Onun karşısında o kadar hayâ duygusu hissettim ki, namaz kılmak için bağladığım o ufak eşarbı çekiştirdim ki, saçlarım iyice örtünsün diye. Ama bir yandan da iç âlemimde bir kavga başladı. Kendime diyorum ki, “Seni riyakâr. Allah (c.c.) seni her an görüyor, ondan utanmıyorsun da kulundan mı utanıyorsun?” Kendi kendime böyle mücadele ederken o yeni Müslüman olan Alman Hanım aldı o ufacık başörtüsünü açtı, kaydırdı, büyükleştirdi ve başımı öyle bir örttü ki… O anda bana bir Alman kadının “Ben Alman Müslüman, örtülüyüm. Sen nasıl Müslümansın?” dercesine böyle hareket etmesi bana dokundu.

İslamî Hayat: Sizin Danimarkalı Gelin diye, filmi de çekilen bir hikâyeniz var. Onun yazılması nasıl oldu?

Gonca Gülsel Şenler: Seksenli yıllardı, ben evlenmiştim ve eşimle birlikte Danimarka’da yaşıyordum. Devlet okulunda ders veriyorum. Öğrencilerim beni bir gece aradılar; “Duymadın mı, Kenan Evren başörtüsü hakkında ne diyor?” dediler. Meğerse demiş ki; “Bu başörtüsü Arap örfüdür. Arap erkekleri kadınların saçları yemeğe düşmesin diye örtmelerini istemiş, zaman içinde bize de geçmiş.” Öğrencilerim o kadar üzülüyorlar ki, “Ne olur şu adama bir cevap ver,” diyorlar. Ben de cevap vermek istiyorum. Orada bir radyomuz var, öğleden sonra birkaç saatlik bir program yapılıyor. Oradaki Türklerin istek şarkıları gibi şeyler çalınıyor. İşte ben de o radyodan cevap vermek istedim. Ama radyo idaresi bana izin vermedi. Ben de sabaha kadar düşündüm, “Nasıl bir cevap vereyim?” diye. Gözümün önünde bu Danimarkalı gelin filminin senaryosu canlandı. Ertesi gün yirmi dakikalık bir yayında bunu hikâye olarak anlattım. Sonra bu gazetelerde de yayınlandı. Bir de duydum ki filmi çekilmiş.

İslamî Hayat: Neden başörtüsü bu kadar büyük bir sorun oldu?

Gonca Gülsel Şenler: Onlar cumhuriyeti kurdular, kadınları tesettürden çıkardılar. Tesettürü geriye dönüş olarak yorumladılar. Biz ise gerçeği gördük, kadının örtüden çıkarılmasıyla başlayan süreci gördük. Ablam bir yerlerden başlamak gerektiğini görünce küçük küçük yazılarla, İslam’da kadının nasıl olması gerektiğini, iffeti, hayâyı anlatmaya başladı. Sonra kendisine köşe yazarlığı teklifi geldi. Ablam Yeni İstiklal gazetesinde, Mehmet Şevket Eygi’nin isteğiyle köşe yazısı yazıyordu. Onun yazdığı yazının yan tarafında bir fotoğraf konulmuş, Pakistan’ da çarşafla, peçeyle üniversiteye giden kızların resmi konulmuş. Aslında ablamın yazısında kanuna aykırı bir şey yok. Kadının İslam’ da nasıl olması gerektiğine dair bir yazı… Fakat Türk Kadınlar Birliği ablamı mahkemeye veriyor. Hâkim soruyor, “Bu yazıyı o fotoğrafın yanına ne maksatla yazdın? ” diyor. Ablam da “Yazıyı ben yazdım ama fotoğrafı ben koymadım” dedi. Hâkim de yazıda suç unsuru bulamadı, davayı reddetti. Zaten ablamın hali ve tavrı çok güzeldi. Gayet nezih, temiz, tertipli bir Müslüman hanımefendi. Tabi, o mahkemeden berat etti ama hiçbir zaman peşini bırakmadılar.

İslamî Hayat: Daha sonra cumhurbaşkanının kendisini hedef alarak söylediği söze karşı bir mektup yazdı ve bu yüzden hapse girdi. Öyle değil mi? Peki hapishanede kötü muamele gördü mü?

Gonca Gülsel Şenler: Asla! Savcı da, hapishane müdürü de ona karşı çok saygılıydı. Hatta savcı Deniz Gezmiş’ in arkadaşıydı ama ablama çok saygısı vardı.

İslamî Hayat: Şule Hanımı hedef tahtası yapan neydi? Ona bir bedel ödettirilmiş gibi görünüyor. Neden? İslam’ ı yaşamak isteyenlere cesaret kaynağı olduğu için mi?

Gonca Gülsel Şenler: Tabi ki. O zaman şehirli bir kadının örtünmesi düşünülemezdi. Sadece köylü kadınların geleneksel örtüleri vardı. Hatta birçoğu da saç örgüleri sarkar arka tarafından… Ablam şehirli kadının örtünebileceğine bir örnek oldu. Şuurlu bir şekilde örtünen Müslüman kadın modelini ortaya koymaya çalıştı. Şehir şehir dolaşıp konferanslar veriyordu. Kısa zamanda da Türkiye sathına yayıldı. Onun konferanslarına gelen kızlar, “Ben buradan bu şekilde çıkamam. Hemen bana bir eşarp bulun” diyorlardı. Daha salondan çıkmadan örtünmeye karar veriyorlardı. Ablam Türkiye’yi üç buçuk defa dolaştı. Zaten bu hastalığına yollarda yakalandı.

İslamî Hayat: Neden laik kesim kadınların başörtüsünü bu kadar problem ediyor? Halen başörtülü milletvekilini konuşamıyoruz bile. Acaba toplumu dönüştürmek için kadının modernleştirilmesi gibi bir plan vardı da, o planın bozulması mı onları rahatsız ediyor?

Gonca Gülsel Şenler: Şimdi İslami hayat yaygınlaşırsa, onlar istedikleri gibi yaşayamayacaklarından korkuyorlar. Yaşantılarının değişmesini istemiyorlar.

İslamî Hayat: O zaman Şule ablanın kıyafeti şuurlu Müslüman kadının kıyafetiydi. Ama şimdi o da yozlaştı mı? Siz ne düşünüyorsunuz?

Gonca Gülsel Şenler: Aman Allahım! Ne türlü eşarplar, ne türlü eşarplılar görüyoruz. Daracık kıyafetler, tunikler, pantolonlar… Başörtüsünü neden taktıklarının şuurunda değiller mi acaba?

İslamî Hayat: Hâlbuki Şule abla hep, şuurlu tesettürlülerin çoğalmasını hayal edermiş. Peki, böyle olmasını ister miydi?

Gonca Gülsel Şenler: Ablam kız resimlerini keser, üstlerine başörtüsü resmi yapardı. Böyle herkesin örtünmesini hayal ederdi. Ama tabi böyle şuursuzlaşmasını istemezdi.

İslamî Hayat: Danimarka’da yaşayan Müslümanlarla aranız nasıl?

Gonca Gülsel Şenler: Ben orada yaşayan Müslümanların çoğuyla pek anlaşamıyorum. Çünkü orada İslamî kimlikten uzaklaşmışlar. Mesela ben haremlik selamlık uyguluyorum, yadırgıyorlar. Ben domuz eti satılan yerlerden alışveriş yapmıyorum. Ama gençlerle, yani bu ailelerin kızlarıyla daha iyi anlaşıyorum. Tabi bana sorular soruyorlar. Sordukları zaman ben de anlatıyorum.

İslamî Hayat: Siz el sanatları öğretmenisiniz, öyle değil mi?

Gonca Gülsel Şenler: Evet. Ben böyle hat levhalarının kopyasını hazırlıyorum. Onu kumaşa çizip, yaldızlı boyalarla boyuyoruz. Kızların çok hoşlarına gidiyor. Yaptıkları levhaları evlerine asıyorlar, bir yere giderken hediye götürüyorlar. O hediyeler kıtalar ötesine hediye gönderilmiştir.

İslamî Hayat: Siz Danimarka’ da başörtülü olarak öğretmenlik yaptınız. İslami hassasiyetlerinizi devam ettirebildiniz mi?

Gonca Gülsel Şenler: Elbette. Şöyle; tabi ki ben öğretmenlik yaparken toplantı oluyor mesela. Orada haremlik selamlık uygulamam mümkün değil. Ama ben kapalı kıyafetimle bir kenarda oturuyorum. Söz sırası bana gelince edep dairesi içinde söyleyeceğimi söylüyorum. Ondan sonra da susuyorum. Bir gün Kopenhag Üniversitesinden İslam araştırmacısı okulumuza davet edilmiş. Göçmenlerle ilgili bir konuşma yapmak için geldi. Bizim oraya küçük İstanbul diyorlar; çok sayıda Türk, Pakistanlı, Arap göçmen yaşıyor. Onlar da dinleyici olarak geldiler. O müsteşrik konuşmasında Danimarka’da yaşayan Müslümanların sorunlarından bahsediyor. Bir ara dedi ki; “Ben burada Küçük İstanbul’ da birçok Türk, Arap, Pakistanlı olduğunu biliyorum. Ama bunların çoğu benim gözümde Müslüman değil. Bir kişi hariç; o da şu hanımefendi ” diye beni göstermez mi? Ben de şöyle bir kenarda oturmuşum. Utandım, herkes bana bakıyor… Meğerse benim oğlumu tanıyormuş, onunla konuşurken sormuş; “Nasıl bir hayatınız var?” diye. Ondan duymuş, hayat tarzımızı.

İslamî Hayat: Batıda yaşayan Müslümanlar arasında İslamî kültür ortadan kalktı mı?

Gonca Gülsel Şenler: Bir dönemde neredeyse hiç yoktu, son zamanlarda yeni bir uyanış var. Gittikçe yozlaşan, kendi kültürünü tamamen unutan da var, yeniden İslamî bir diriliş de var.

İslamî Hayat: Danimarka’ da bir karikatür krizi oldu. Ona nasıl bir tepki gösterildi?

Gonca Gülsel Şenler: Orada yaşayan Müslüman göçmenler arasında pek tepki gösteren olmadı. Ama Danimarka halkı bu karikatürler için mahcup oluyordu bize karşı. Onlar genelde yabancılara saygılılar. Bir tek ırkçı bir parti vardı, onlar Müslümanlar aleyhine kanunlar koymak istiyorlardı. Ama halk onlar gibi değil.

İslamî Hayat: Çok teşekkür ederiz bize zaman ayırdığınız için.

Gonca Gülsel Şenler: Ben teşekkür ederim.


Sayı : 4
Büyük Kapak