Gördüğümüz Her Şeyden İbret Alalım

Sayı : 61 / Mart 2017, Konu Başlığı : Gönül Sohbeti

Şunu bilmemiz lazımdır ki, Allah-u Zülcelâl bütün kâinatın sahibidir. Kalbimizi kendine karşı ıslah etmek için tasarruf etmek de yine onun elindedir. Onun için elimizden geldiği kadar kalbimizi ıslah etmesi için gayret etmemiz lazımdır. Allah-u Zülcelâl kalbimize baktığı zaman onun rızasına sebep olacak niyetleri oraya yerleştirmek lazımdır.

Allah-u Zülcelâl bu konuda bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:

“Rab’biniz sizin kalplerinizdekini çok iyi bilir. Eğer siz iyi olursanız, şunu bilin ki Allah, kötülükten yüz çevirerek tevbeye yönelenleri son derece bağışlayıcıdır.” (İsra, 25)

Rabbiniz ruhunuzdaki şeyleri en iyi bilendir. Allah-u Zülcelâl insanın elbisesine, suretine bakmaz, daima insanın kalbine bakıyor. Onun için daima kalbimizi Allah-u Zülcelâl’e bırakalım, daima kalbimizde Allah-u Zülcelâl’in muhabbeti ve arzusu bulunsun, daima O’nun razı olacağı şekilde orayı O’na karşı ıslah edelim, elimizden geldiği kadar…

Kalbimizi elimizden geldiği kadar çok temiz tutmamız lazımdır. Ve daima Allah'ın razı olacağı şekilde niyetleri orada bulundurmamız lazımdır.

Allah-u Zülcelâl’in rızası bizim için çok mühimdir. Sanki bu dünyada lazım değil gibi görünüyor. Bu dünyada sorgu yok, sual yok ama bir gün olacak o bize çok lazım olacak.

Bir hadis-i şerife göre Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

“Allah katında amellerin en makbulü az da olsa devam üzere yapılanıdır.” (Buhârî, İman 32; Müslim, Müsafirîn 215-218, Münafıkın, 78)

Allah-u Zülcelâl’den rızasını isteyelim, Allah da verecektir inşaallah. Allah-u Zülcelâl kalbimize baktığı zaman kalbimizde daima ahiret isteği, Allah'ın razı olduğu hallerin gayretini görürse onları verecektir inşaallah.

Nasıl ki, bir eve giren üç dört kişi düşünelim, bunların her biri neye meraklıysa o evde kendi meraklı olduğu şeylere bakar. Mesela biri marangozdur, kapılara pencerelere bakar, “Bunları nasıl yapmışlar?” diye. Halıcı halılara bakar. Böylelikle herkes kendi sanatı neyse, kalbinde onun sevgisi, merakı olduğu için onlara bakıyor. Biz de Allah-u Zülcelâl’in rızasını kazandıracak şeylere bakalım.

Bu dünyada herkes bir şeye düşkündür biz ise, “Allah hangi ameli yaparsam razı olur?” diye onlara bakalım, onlara meraklı olalım. Cennet-i âlâya meraklı olalım. Allah-u Zülcelâl cenneti mümin kulları için yaratmıştır. Eğer talip olursak onu bize verecektir.

Öyleyse biz de cennet-i âlâya girmeye vesile olacak amellere talip olalım.

Bakışımız İbret Olsun

Daima dünyadaki şeylere baktığımız zaman ibret almamız lazımdır. Dünyada neye bakarsak ahiret hatırımıza gelmesi lazımdır. Mesela siyah şeylere baktığımız zaman cehennemin karanlığı aklımıza gelmesi lazımdır. Ateş gördüğümüz zaman cehennemin ateşini hatırlamamız lazımdır.

Güzel şeyleri gördüğümüz zaman da cenneti hatırlamamız lazımdır. Beyaz ve güzel şeyleri gördüğümüz zaman cenneti hatırımıza getirmemiz lazımdır. Böylelikle gördüğümüz her şeyde, dünyadaki şeylere baktığımız zaman hep ondan ibret almamız lazımdır.

Kime sorsan herkes der ki, “Ben Allah’ı seviyorum. Allah benim Rabbimdir. Benim rızkımı verendir. Benim kaderim O’nun hükmü altındadır, ben O’nu seviyorum.” Ama hakiki olarak öğrenmek istiyorsan, kim Allah'ı seviyor sevmiyor, o kişinin ne konuştuğuna bak.

Bir yerde oturduğu zaman neden bahsediyorsa o onun en sevdiği şeydir. Bu bir kuraldır. Onun için nerede olursak olalım daima Allah’tan bahsedelim, Allah'ın sevdiği şeylerden bahsedelim. O zaman onu seviyoruz demektir.

Kıyamet gününde de Allah-u Zülcelâl bu şekilde bizi sorguya çekecek. “Ya kulum, sen dünyadayken kimi seviyordun?” Kul diyecek ki:

“Ya Rabbi, seni seviyordum,” Allah-u Zülcelal ise,

“Ya kulum yalan söylüyorsun, sen hiç Ben’den bahsetmiyordun.” Diyecek.

Bu şekilde yalanımız ortaya çıkacak. Onun için elimizden geldiği kadar daima Allah azze ve celleden ve Allah'ın sevdiği amellerden konuşalım, Allah'ın sevmediği malayani yani bize faydası olmayan şeylerden konuşmayalım. Bilhassa gıybet etmeyelim elimizden geldiği kadar.

İnsanın yaptığı herhangi bir şeyin doğru olması için o şeyi yapan kişinin doğru, dürüst olması lazımdır ki doğru iş yapsın. Bahusus Allah'a karşı doğru ve dürüst olalım ki, o zaman Allah'ı razı edecek şeyleri dosdoğru yapabilelim.

Tabi dünyanın manzarası insanı aldatıyor, bu bir gerçek. Eğer ahireti görseydik böyle rahat olmazdık ama bu dünya manzarasıyla müptelayız, daima o gözümüzün önündedir. Bir de insan en zaman öleceğini de bilmiyor ya, bilseydi o zaman hazırlıklı olacaktı.

Ne zaman öleceğini bilmeyince sanki hiç ölmeyecek gibi yaşıyor.

Arapların bir hükümdarı vardı. İhtiyarlamıştı, bir gün hastalandı, hemen hemen sekerat halindeydi. Fakat onun askerleri geldiler:

“Hükümdarım, biz seferden zaferle döndük, bir sürü ganimetle, kölelerle, cariyelerle döndük,” diye müjde verdiler.

O dedi ki: “Siz diyorsunuz ki, insanlara sana köle oldu, malları da senin oldu diyorsunuz ama bak ben ölüyorum. Artık onlar benim değil, benden sonraki insanlara kaldı o mallar. Benim için şu anda tek müjde, salih ameldir.”

İşte bizim halimiz de böyledir. İstersen bin sene, milyon sene yaşa, bir gün dünya bitecektir. Dünya malının seninle alakası yoktur. Dünyanın malı senin olsa, bütün insanlar sana köle olsa onlar bu dünyada kalacaktır.

Bak Allah-u Zülcelâl insana akıl gibi bir cevher vermiş, akıl bunu görüyor. Çünkü kimse kalmıyor bu dünyada. Herkes ölüyor, bunu görüyorum. Bir gün ben de misafirim burada.

Misafir, ister uzun kalsın, ister kısa kalsın, bir gün olup gidecektir. İşte böyledir halimiz. Bu padişah nasıl ki dünyadan ayrıldı, işte biz de öyle ayrılacağız. İşte o zaman pişman olacağız ama pişmanlık fayda vermez o zaman. Şu an pişmanlık fayda veriyor.

İşte şimdi buraya geldiğiniz, Allah razı olsun, işte bu fayda verir. İş işten geçmeden önce tevbe ettiyseniz işte o fayda verir. O zaman ferahlanırsınız, çok memnun olursunuz.

Nasıl ki o hükümdar diyordu ki, “Yalnız amel-i salih benimdir, bu gelen ganimetler benim değildir. Eğer müjde veriyorsanız, bir amel-i salih yapmışsam onu haber verin, o benim için müjdedir.” İşte böyledir.

Melekler Bize Ne Diyecek?

Vehb bin Münebbih diyor ki,

“Her insan ölmeden önce mutlaka kendi omzundaki melekleri görecek. Sağ ve sol omzumuzdaki melekler, yani bizim hata ve sevaplarımızı yazan melekler var ya, işte onları dünyadan ayrılmadan önce göreceğiz.

Eğer biz daima Allah'ın rızasına uygun şeyler yapmışsak o zaman diyecekler ki, “Allah razı olsun senden, sen ne iyi bir insandın. Bizi hep sohbetlere, ilim meclislerine, zikir meclislerine götürüyordun. Orada bize ne güzel manevi kokular geliyordu,” diye dua edecekler.

Neuzubillah eğer kötü yerlere gitmişse o zaman da diyecekler ki, “Allah seni kahretsin, bizi ne kadar kötü yerlere götürüyordun, orada bize ne kadar kötü kokular geliyordu.”

İşte bir gün hepimiz meleklerimizi göreceğiz ve bize böyle konuşacaklar. Öyleyse biz şimdi onu düşünüp, ona göre davranalım.

Ben bakıyorum, her insan da öyledir, Allah azze ve celle insana kuvvet verdiği zaman, nasip ettiği zaman salih amel yapmak kolay olur. Ama insan nefsiyle baş başa kaldığı zaman zor oluyor. Öyleyse çaremiz yine Allah'a dua etmek, Allah'tan yardım istemektir.

Allah'a yalvaralım, Allah-u Zülcelâl bize kuvvet verdiği zaman amel-i salih yapmak kolay oluyor. O zaman hatta haberin de olmuyor. Diyorsun ki, “Allah-u Zülcelâl beni ibadetlerde kullanıyor.”

Böyle bilelim. Ne yaparsak yapalım, “Ya Rabbi sen yaptırıyorsun bunu bana. Ben bir kuru odun gibiyim, sen beni hayırda kullanıyorsun. Bende bir şey yoktur,” diye düşünelim. Kendimizden bilmeyelim. Eğer böyle olursak Allah-u Zülcelâl daha çok salih ameller nasip edecek.

Hadis-i şerifte Peygamber aleyhisselatu vesselam buyuruyor ki: “Herkim Allah’a dua etmezse, Allah o kimseye gazap eder!” (İbni Mace, 3827)

İnsanların tam tersidir bakın, Allah-u Zülcelâl kendisinden isteyeni seviyor, istemeyene gazab ediyor. Bir ayet-i kerimede Allah-u Zülcelâl buyuruyor ki:

“Bana dua edin ki size karşılık vereyim. Bana kulluk etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler, alçalmış olarak Cehenneme gireceklerdir.” (Mümin, 60)

Bir kul dua ettiği zaman Allah-u Zülcelâl seviyor o kulunu, çünkü “Kulum benim keremimi, cömertliğimi bildi, benden istedi,” diye razı oluyor. Allah-u Zülcelâl buyuruyor ki:

“Ey Rasulüm! Kullarım Ben’i senden sordukları zaman deki: Ben onlara yakınım. Bana dua edenlerin dualarını kabul ederim. Onlarda benim davetime uysunlar ve imanda sebat etsinler ki, o sayede doğru yola ilerleyebilsinler.” (Bakara; 186)

Allah-u Zülcelâl Ganidir, Kerimdir

İnsanlar ise kendilerinden bir şeyler istenmesinden hoşlanmıyorlar. İstemiyorlar bu insan ondan istesin, o insan istesin, o insan ondan istesin… Çünkü insan fakirdir, bitecek diye korkar ama Allah-u Zülcelal ganidir, zengindir, hazineleri çoktur.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bildirdiğine göre, Allah-u Zülcelâl bir hadis-i kudside buyuruyor ki:

“Ey Kullarım! Ben zulmü nefsime haram kıldım ve sizin aranızda da haram kıldım, birbirinize zulmetmeyeniz.

Ey kullarım! Hepiniz dalalettesiniz, ancak Ben’im hidayet ettiğim müstesna, Ben’den hidayet isteyiniz, sizi hidayet edeyim.

Ey kullarım! Hepiniz açsınız, ancak Ben’im yedirdiğim müstesna, Ben’den yemek isteyiniz, sizi yedireyim.

Ey kullarım! Hepiniz çıplaksınız, ancak Ben’im giydirdiğim müstesna, Ben’den elbise giydirmemi isteyiniz, sizi giydireyim.

Ey kullarım! Siz gece gündüz hata ediyorsunuz ve Ben günahların hepsini bağışlıyorum, Ben’den bağışlanma isteyiniz sizi bağışlayayım.

Ey kullarım! Siz Bana zarar veremezsiniz ve Bana fayda da veremezsiniz.

Ey kullarım! Eğer sizin önceleriniz, sonralarınız, insanlarınız, cinleriniz sizden en takva sahibi bir adamın kalbi üzere olsa bu Benim mülkümden bir şeyi ziyadeleştirmez.

Ey kullarım! Eğer sizin önceleriniz, sonralarınız, insanlarınız, cinleriniz, sizden en fasık adam gibi olsa bu Benim mülkümden bir şeyi eksiltmez.

Ey kullarım! Eğer önceniz, sonranız, insanınız, cinniniz bir yerde toplanıp Ben’den istese, herkese istediğini veririm bu benim katımdakini noksanlaştırmaz, ancak iğnenin denize daldırıldığı zaman denizden noksanlaştığı kadardır.

Ey kullarım! Bunlar ancak sizin amellerinizdir, Ben onları yazıyorum, sonra size tam karşılığını vereceğim. Kim bir hayır bulursa Allah’a hamd etsin, kim bundan başka bir şey bulursa, nefsinden başkasını kınamasın.” (Müslim, Birr; 55)

Böyle bir Rabbimiz varken O’na aşık olmak lazım değil mi?

Ona ne kadar kulluk yapsak azdır, az bilelim.

Yani bir adam, Adem aleyhisselam zamanından bu yana ibadet etmiş olsa yine de Allah'ın hakkını yerine getiremez. Bir kimse Allah-u Zülcelâl’in kulu üzerindeki hakkını bilse, “Neden Allah için eriyip yok olmadım,” diyecekti.

Kıyamet günü melekler bile, “Ya Rabbi senin hakkını yerine getiremedik,” diyecekler. Gece gündüz, ne yiyorlar ne içiyorlar, ne yatıyorlar, sadece ibadet ediyorlar ama “Allah'ın hakkını tam yerine getiremedik,” diyorlar.

Bazı evliyalar dediler, “Ben bir şahıs gördüm, şekli deli gibiydi. Ben ona “Ey deli dur,” dedim.

Bana döndü, dedi ki: “Deli kimdir biliyor musun?”

“Hayır bilmiyorum, kimdir?” dedim.

“Bir adam, tek bir adımı bile gafletle atarsa o delidir,” dedi.

Bir kişi bir adım atarken bile gafil ise o delidir, yani ben gafil değilim, dedi. Çok haklı söylemiştir. Allah'tan gafil kalmamak lazım…

Bazı insanlar diyorlar ki, “Ben tenha bir yere gittim, muhayyer kaldım, yolumu şaşırdım.”

Hâlbuki asıl, Allah'tan gafil olan kişi yolunu şaşırmıştır. İnsan u dünyada yolunu şaşırsa da o kadar zararlı değildir yahut en fazla ölür, zaten ölecektir. Ama insan Allah'ın yolundan saparsa işte o yolunu şaşırmıştır. Çünkü o yolunu şaşırınca cehenneme gidecektir. Öyleyse daima doğru yolda gitmek için Allah-u Zülcelâl’in yardımını isteyelim, Allah yolundan ayrılmayalım.

Allah-u Zülcelâl hepimize; razı olacağı amel-i salih nasip etsin, nefsimize teslim etmesin ve fazlı keremiyle af ve mağfiret etsin.


Sayı : 61
Büyük Kapak