Gözü Haramdan Sakınmak Kalbi Nurlandırır

Sayı : 6 / Ağustos 2012, Konu Başlığı : Gönül Sohbeti

Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
“Mümin erkeklere söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, mahrem yerlerini, korusunlar. Bu, onların arınmasını daha iyi sağlar. Allah yaptıklarından şüphesiz haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Kendiliğinden görünen kısımlar müstesna, zînet yerlerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar…” (Nur; 30, 31)

Yine bir ayet-i kerimede buyruluyor ki;
"Mü'min erkeklerle, mü'min kadınların bir kısmı bir kısmının velileridir (dostları ve yardımcılarıdır). Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekât verirler, Allah ve Resulüne itaat ederler. İşte onlara, Allah rahmet edecektir. Çünkü Allah adildir, hikmet sahibidir." (Tevbe; 71)

Demek ki mümin erkeklerle mümine kadınlar birbirlerini günaha çağırmazlar, birbirlerinin kötülüğüne sebep olmazlar. Onlar birbirlerinin hak yolda dostları ve yardımcılarıdır. Birbirlerine iyilik yaparlar, ibadette ve iyilikte yardımlaşırlar.

Ne yazık ki bu zamanda kadınların büyük bir kısmı açık saçıktır -neuzubillah- ve bir de kendilerini süslüyorlar. Allah-u Zülcelalin emrettiği yol bu değildir.

Evet, Allah-u Zülcelâl, insanda şehveti yaratmıştır ama insan kendini bunun tehlikelerinden muhafaza etmelidir. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Ali radıyallahu anha şöyle demiştir:
"Ey Ali! Bir kadın gözüne iliştiği zaman, ikinci defa bakma. Birinci bakışta sana vebal yoktur. Fakat ikincisinin vebali vardır." (Müslim)

Bu hadisin açıklaması şöyledir: Bir kadına birinci sefer gözün çarptığı zaman, sana günah yazılmaz ama gözünü çekmezsen (veya çektikten sonra) bir daha bakarsan, sana günah yazılır. Yani ilk kez gözümüze çarptığı zaman, hemen bakışımızı çevirmeliyiz. O günah değildir. Eğer çevirmezsek, o günahtır.

Gözümüzü çevirdiğimiz zaman, Allah-u Zülcelâl, Zat'ından insana bir nur veriyor. Kalbine gelen bu nur ile insan, iman ve ibadetin tadını alacaktır. Yeter ki o, imtihanı kazansın, gözünü bir çevirsin!...

Birinci sefer gözün çarptığı zaman gözünü kapatırsan sevaptır. Onunla beraber bir iman nuru, insanın kalbinin üzerine gelir. İbadetin tatlılığı vücuduna yerleşir. Eğer şehvetle bakmaya devam edersen, bu sefer şeytanın zehirli oklarından bir ok kalbine saplanır.

Zehrin Azı da Helak Eder

Bir iğnenin başı kadar zehir, insanın vücuduna girse, bütün vücuda dağılır. Vücut helak olur. Maneviyat bakımından da, insan böyle şehvetle yabancı kadına baktığı zaman, onun maneviyatı o şekilde helak olur.

Akıllı olanın düşünmesi lazımdır. Sabahtan akşama kadar harama baktığında, eline ne geçiyor? Herkes şöyle bir tecrübelerini hatırlasın, bir şey kazanıyor mu?

Hiçbir şey kazanmadığı gibi, manevi olarak da hastalanıyor. Çünkü nazar anında, şeytan zehirli oklarını insanın kalbine saplıyor. Nasıl, zahiri olarak, insana zehirli iğne yapıldığında, vücudu zehirleniyorsa, manevi olarak da şeytanın zehirli okları, insanın kalbini ve aklını zehirliyor.

Velhasıl, harama bakmakla; insan, hem Allah-u Zülcelal’in nurundan mahrum kalıyor, hem de şeytana kendini zehirletmiş oluyor. İnsan, böyle küçük gibi görünen şeylerle, kendini mahvediyor, hem dünyada, hem de ahirette huzursuz olacağı şeyleri yapmış oluyor.
Şeytan bazı haramları ve günahları bizim gözümüzde küçük göstererek: "Bir şey olmaz, bu küçük bir şeydir" diye bizi kandırmaya çalışırken, bazı ibadet ve amelleri de bizim gözümüzde çok zor gibi göstererek, bizi o amelden alıkoymaya çalışıyor.

Bizim de aklımızı başımıza alarak düşünmemiz lazımdır ki; eğer bu işe nefis ve şeytan iyi diyorsa, demek ki Allah-u Zülcelâl katında bu işin kıymeti yok; demek ki Allah-u Zülcelal bu işten hoşlanmıyor. Eğer nefis ve şeytan bu işe karşı çıkıyor ve yapmamamızı istiyorsa, demek ki bu işte Allah-u Zülcelal'in rızası var, O bu işi seviyor, dememiz ve ona göre hareket etmemiz lazımdır.


Allah'tan Haya Edelim

Bizler, her ne kadar Allah-u Zülcelal'in emir ve nehiylerinden gafil olsak da, Allah-u Zülcelâl bizleri daima cennetine çağırıyor. Bizleri, cehennemden muhafaza etmek için ikaz ediyor, uyarıyor.

Dikkat edersek, küçük bir çocuğun yanında dahi, biçimsiz olan hareketlerden kaçınıyoruz. Karşımızdaki çocuk olduğu halde, bizim hareketimiz biçimsizdir deyip, hayâ ediyoruz, utanıyoruz.

Peki, kuvvet ve kudret sahibi olan Allah-u Zülcelâl'e karşı, üstelik bunları yapmayın dediği ve bizleri uyardığı halde, O'nun huzurunda, çirkin işleri yapmamız, günah işlememiz ne kadar hayâsızlıktır.

Günahlarımız ve hatalarımız nedeni ile Allah-u Zülcelal'e karşı ne kadar haya etmemiz lazım, ancak Allah-u Zülcelal bilir.

Hz. Ebubekir Sıddık radıyallahu anhın bir sözüne göre: "Allah-u Zülcelal'in huzurunda günah işlememek, amelden (iyi işler yapmaktan) daha eftaldir (üstündür)."

Mü'min şuurlu olmalıdır. Maneviyatına dikkat etmeli ve sürekli Allah-u Zülcelal'e karşı durumunu kontrol altında tutmalıdır. Eğer namazlarında bir gevşeklik, bir isteksizlik varsa, günlük zikrini (vird) yapmıyorsa, diğer ibadetlerini huşu ile yapamıyorsa, o insan manevi olarak hastadır, manevi mikroplar ona bulaşmıştır. İnsan o zaman iyi düşünmelidir.

İnsanın aklı bunun doğru olduğunu görüyor, anlıyor, fakat insan yapamıyor. Demek ki insanın ruhu hastadır. İradesiyle istediği halde, onu gerçekleştiremiyor.

Ruh, ne ile hasta oluyor?
Hekimlerin dediği gibi, zahiri vücudu mikroplar hasta ediyor, maneviyatımızı da, manevi mikrop olan günahlar hasta ediyor.

Bizden öncekiler; babalarımız, dedelerimiz hepsi gittiler, kimse kalmadı bu dünyada. Bize de sıra geliyor ve biz de gideceğiz. Bu yol hepimizin yoludur. Bu yoldan gideceğiz, kurtuluş yok!...

Peki, şimdi, daha gitmeden önce nefsimize dönüp soralım: "Ey nefsim! Cennet senin sağında, cehennem de solundadır. Sen hangisini istiyorsun?"

Cennetin Yolu Bu Değil!

Tabi ki, daima keyf ve sefayı, rahatlığı isteyen nefsimiz, güzelliği, yani cenneti isteyecektir.

O zaman nefsimize: "Peki sen, hem cenneti istiyorsun, hem de cehennemin yolundan gidiyorsun” diyelim.

Dünyada dahi kural ve kaidedir ki, Ankara yoluna girdiğin zaman, Ankara'ya gidilir. Sen Ankara yoluna girmişsin, Adana'ya gidiyorum diyorsun. Bunu akıl kabul eder mi?

Böyle dersen, insana ‘Bu deli mi?’ derler.

Sen de cennete gideceğim diyorsun ama cehennemin yolunda yürüyorsun, cennete bu yolla nasıl ulaşacaksın? Sen cehennem yoluna girmişsin, salih amel yapmıyorsun, cenneti istiyorsun.
Allah-u Zülcelal ‘Benim doğru yolum budur’ buyuruyor. Bu yoldan gidersen, o zaman cennete gideceksin. Ama sen şeytanın yoluna girmişsin, cehennemin yoluna girmişsin, cenneti istiyorsun! Akıl bunu kabul eder mi?
“Elbette etmez!" diye nefsimize nasihat etmeliyiz.

Azgın hayvana sahibi binmek istediği zaman, bakarsın ki bir tekme vurur, sahibini yaralar ve onu öldürür. İşte nefis de böyledir. Azgın olduğu zaman, insana öyle yapar.

Allah-u Zülcelal kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin... (Amin)


Sayı : 6
Büyük Kapak