Güzellik Anlayışımız

Sayı : 60 / Şubat 2017, Konu Başlığı : Gönülden Gönüle

Yaşayan her canlı kendisine bahşedilen zamanı öyle veya böyle tüketir. Hayatta tutamadığımız en büyük gerçek zamandır şüphesiz. O kadar hızlı akar ki; gün gelir aynanın karşısına geçtiğimizde gördüğümüz manzara haykırır bunu bize. Artık kırışmaya başlayan yüz ve eller, beyaza bürünmeye başlayan saçlar, yıpranmış bir vücut bizimle beraberdir. Gençliğin alametleri yavaş yavaş veda ediyordur bizlere ama bu durum canımızı biraz acıttığı veya sıktığı için birçoğumuz hatırlamak istemez ya da görmezden geliriz bu gerçeği.

Zamanın izlerini silmek, yok etmek maalesef elimizde değil. Eninde sonunda vücudumuzu saran o derin izlerle muhatap olacağız. Bu herkes için kaçınılmaz bir sondur. Fakat nedense insanoğlu çok eskilerden beri yaşlanmayı önlemenin ve hızla akıp geçen senelere rağmen olabildiğince genç görünmenin derdinde. Bu yüzden kozmetik ürünlere olan ilgi her geçen gün artarak devam ediyor. Makyaj ürünleri, saç ve kaş boyaları, takma saçlar, kirpikler, estetik ameliyatlar ve son moda anti-aging ürünler.

Son zamanlarda çok revaçta olan ve artık hemen hemen birçok insanın, güzelleşmek ve genç görünmek adına en çok başvurdukları yollar, estetik ameliyatlar ve anti-aging ürünler. Artık sadece ünlü isimler yaptırmıyor bu operasyonları, sokakta da her an estetikli bir yüz görmemiz mümkün.

Hepinizin bildiği üzere estetik ameliyatlar, Yaradan’dan emanet olarak bize bahşedilen vücudumuzun görüntüsüyle oynamak, daha doğrusu değiştirmek diyebiliriz. Hem de güzelleşmek, daha da dikkat çekmek ve dışarıya karşı cazip gelecek bir görüntü oluşturmak adına. Oysa dinimizin bize gösterdiği yol bu değildir. Aksine Müslüman bir kimliğe sahip olan bir kadın, gerek görüntüsüyle, gerek kılık kıyafetiyle, gerek hal ve tavırlarıyla dikkat çekmemek adına çabalamalı. Bu hem dünya hayatı, hem de ahiret hayatı için dikkate şayan bir husustur.

Daha çok kadınları hedef alan estetik operasyonlar, tamamen maddeci bir anlayışın yönlendirmesidir. Zira maddeci anlayış ruh ve ahlak güzelliğini ikinci plana iterek, şekil ve dış görünüşün önemini olmazsa olmaz gösteriyor. Kadının dış güzelliği için reklam yapanlar, ilginçtir ki güzellik olgusunu da kendi isteklerine göre oluşturuyor. Örneğin “Burnunuz şöyle olursa, kaşınızın uzunluğu ya da kısalığı şu kadar olursa, saçınız şu renkte olursa siz güzelsiniz demektir” gibi bir durum lanse edilerek kadınlar etki altında bırakılıyor. Maddeci anlayışa kulak verince de sonuç maalesef yaratılışı değiştirmeye yeltenmek oluyor.

Yüce Allah’ın verdiği şekli sahte bir güzellik ve sözüm ona sahte bir gençlik için bozmak ne kadar doğru dersiniz? Aslında bu durum verilen vücuda razı olmamak ve beğenmemek anlamına gelir. Oysa Allah’ın, mükemmel bir donanımla ve güzellikle yarattığı vücut elbisemiz için bizler hiçbir çaba sarf etmedik ve hiçbir emek harcamadık. Ama bir daha aslını yerine koyamayacağımızı bile bile bu büyük nimeti bozma çabasına girebiliyoruz ne yazık ki! Bu tuzağa düşmemek için uyanık olmak gerekiyor.

Şeytanın Vesvesesi

Yaratılışı değiştirmek şeytanın vesvesesi sonucu meydana geliyor esasen. Zira ayette de belirtildiği gibi şeytan insanı nasıl saptıracağıyla ilgili şunları söylüyor; “Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de (putlara adak için) hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, şüphesiz o apaçık bir hüsrana düşmüştür.” (Nisa/119)

Kadın hassas bir varlıktır; dinini yeterince bilmeyen, manayı yeterince anlayamayan bir kadın, Allah katında dış güzelliğin değil, iç güzelliğin kayda değer olduğunu fark etmeyebilir. Beden güzelliğinden ziyade, ruh güzelliğini ıskalayan bir kadın; “Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ama O sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.” (Müslim, Zühd) Hadis-i Şerifini yaşantısına geçirmezse, çağın hastalıklarından olan depresyonun kucağına düşmemesi kaçınılmazdır. Zira öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, hayırda yarışmak yerine, şekil güzelliğinde yarışır olduk.

Şu çalışmaya dikkatlerinizi çekmek isterim; New York Psikiyatri Enstitüsü ile Kolombiya Prespyterian Tıp Merkezi, farklı ülkelerden kırk bin kişi üzerinde bir araştırma yapıyor. Bu araştırmanın konusu ise depresyon. Araştırmanın sonucu gerçekten de çok dikkat çekici. Zira bu araştırmaya göre 1950 sonrasında doğanların yakalandığı en yaygın hastalık depresyon. İşin ilginç tarafı zaman geçtikçe bu hastalığın artarak devam ediyor olması. Can alıcı nokta ise araştırmaya konu olan depresyonun sebepleri.

Sebepler şöyle; “Tanrı’ya inanışın zayıflaması, ahiret inanışının ortadan kalkması, kadınların kendilerini güzel göstermek zorunda hissetmesi, evlilik ilişkilerinin çatırdaması, zehirli maddelerin gündelik yaşama girmesi…” sıralananlar arasında gördüğünüz gibi maalesef kadınların kendilerini güzel göstermek zorunda oluşu da yer alıyor.

Maddeci anlayışın dayattığı dış güzellik, estetik vs. hususunda unutulan bir gerçek de şudur; dış güzellik uğruna yapılan operasyonlar görüntümüzü değiştirmiş gibi görünse de, sahip olduğumuz yaşa bir katkısı söz konusu olamaz. Kısacası zamanı tutamadığımız için, yaşımızı da tutmamız mümkün değildir. Ayrıca güzellik göreceli bir şeydir, herkesin güzellik anlayışı farklıdır. Sizin için güzel olan, bir başkası için güzel olmayabilir veya tersi bir durumda söz konusu olabilir. Yani bir insan ne kadar güzelleşmeye çalışırsa çalışsın, herkesin kendisini beğendiği ve güzel bulduğu olgusunun gerçekleşmesi çok zor bir ihtimaldir. Şunu da belirtmekte fayda vardır. Vücudu güzelleştirmek için yapılan estetik haramdır. Ama bir kusur ve arızayı gidermek niyetiyle yapılan estetik caizdir.

Ant-i Aging Ürünler

Bir diğer hususta son zamanlarda tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de revaç bulan anti-aging ürünler. Anti-aging’in anlamı için “Yaşlılığa karşı” diyebiliriz. Anlamından da anlaşıldığı gibi bu tarz ürünlerin yaşlanmaya karşı olduğu, yaşlanmanın etkilerini yavaşlattığı iddia ediliyor.

Kullanılan bu ürünler yüzümüzde ki kırışıklıklara iyi gelse de yaşlanmayı geciktirmesi ya da durdurması söz konusu olamaz. Yaşlanmak sadece dış görünüşle alakalı bir durum değildir; zamanla kaybolan enerjimiz, gücümüzü azaltan hormonal kayıplar, genetik süreçte dâhildir bu olaya. Tabi ki cilt sağlımızı, vücut sıhhatimizi korumak için elimizden geleni yapacağız.

Aslında belki de üzerinde durulması gereken asıl konu şudur; yaşlanmak neden bu kadar ürkütücü ve tehlikeli görünüyor ya da öyle görüyoruz. Öyle ya yaşlanmayı yavaşlatmak istiyorsak, yaşlanmak istemiyoruz demektir. Hangi ürün ya da hangi operasyon yaşlanmayı durdurabilir ki! Asırlardır yeryüzünde varlığını sürdüren insanoğlu buna bir çare bulabilmiş midir? Elbette hayır. Zayıf ve aciz olan insanın bu konuda da acziyetini kabul etmesi ve yaşıyla barışık yaşaması en güzelidir.

Yaşlılık bir nimettir oysa. Gençliğini Allah’ın rızasına uygun bir şekilde geçiren insan, yaşlılığın da bir nimet olduğunu bilir, ebedi âlemde sonsuz bir hayatı yakalayabilmenin arzusunu ve heyecanını hiç kaybetmez. Hakiki bir Mü’min’in yaşlılığı geciktirmek ya da durdurmak gibi bir derdi yoktur, o yaşı kaç olursa olsun kendisine verilen beden ve sağlık emanetini koruyarak, Allah’ın karşısına yüzü ak bir şekilde çıkabilmenin telaşındadır.

Önemli olan yaşlanmamak değildir- ki bu mümkün değildir, önemli olan sağlıklı yaşlanmaktır. Buda sağlık nimetinin kıymetini bilerek ve koruyarak mümkündür. Spor yapmak, dengeli ve sağlıklı beslenmek, alkolden, sigaradan, aşırı stresten uzak durmak gibi.

Bununla beraber ruh sağlığımızı da korumaya çalışmak zorundayız. Bu da şüphesiz; haramlardan uzak durarak, helal olanlarla yetinerek, başta namaz olmak üzere Allah’ın emrettiği ibadetleri yaparak, Kur’anı- Kerim’i okuyarak, anlayarak ve Kur’anî bir hayat yaşayarak, daima Allah’ı zikrederek yaşamakla mümkündür.

Allah’ın emrettiği çizgide yürüyenler yaşlanmaktan çekinmezler. Çünkü yaşlılığın ardında kendilerini sonsuz bir hayatın ve o sonsuz hayatın sahibinin beklediğini bilirler.


Sayı : 60
Büyük Kapak