Hac İbadeti ve Fazileti

Sayı : 67 / Eylül 2017, Konu Başlığı : Kutlu Mevsim

23 Ağustos tarihinde hac ayı olan Zilhicce ayı girecek. Bu ay boyunca gruplar halinde Müslümanlar kefene benzer oraya dikişsiz beyaz kumaşlara bürünmüş olarak “Allah'ın haremi” olan mukaddes topraklara koşacaklar. Dili, teni, rengi farklı ama gönülleri aynı imanla dolu olan kullar, sel gibi akarak Rabbinin evine misafir olmaya koşacak.

Allah-u Zülcelal kullarını bir ayet-i kerimede hacca davet ediyor:

“(Ey Habibim!) İnsanlara haccı ilân et (onları hacca çağır). Gerek yaya olarak ve gerekse uzak yolları aşarak yorgun develer üzerinde sana gelsinler. Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar.” (Hac, 27)

Hac ibadeti, Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmâil aleyhisselam zamanından beri yapılan bir ibadetti. Kâbe’nin inşaatı bitince Cibraîl aleyhisselam, Kabe’yi tavâf ve hac ibadetinin nasıl yapılacağını onlara göstermişti. Ancak zamanla Hz. İbrâhim'in dini unutulmuş, Kabe’nin içi putlarla doldurulmuştu. Müşrikler Hz. İbrahim'in öğrettiği hac usulünde de değişiklikler yapmıştı. Mesela müşrikler, “İçinde günah işlenen elbiselerle Kâbe ziyaret edilemez,” derlerdi. Bu sebeple Kâbe'yi çıplak tavâf ederlerdi.

Mekke fethedilip Kabe putlardan temizlendikten sonra Hicretin 9'uncu yılında hac farz kılındı. Fakat o sene Rasûlüllah sallallahu aleyhi vesellem haccetmedi. O sırada hala Müslüman olmayan kabîleler Kâbe'yi çıplak tavâf ediyorlardı.

Hz. Ebû Bekir radıyallahu anh'ı Hac Emiri olarak Mekke'ye gönderdi. Medine'den hacca gitmek isteyen 300 kişi de Hz. Ebû Bekir'le gittiler. Medinelilerin ihrama girme yeri olan Zülhuleyfe'ye varınca orada ihrama girdi ve
"Lebbeyk Allahümme Leybeyk lâ şerike leke Lebbeyk. İnnelhamde vennimete leke ve'l-Mülk. Lâ şerike leke." diyerek telbiye getirmeye başladılar.

O sırada müşriklerin Kabe’yi tavaf etmesini yasaklayan “Tevbe Sûresi” nâzil oldu. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem Hz. Ali radıyallahu anhı yanına çağırdı, yeni nazil olan bu hükümleri bildirmeleri için onu görevlendirdi.

Hz. Ebû Bekir başkanlığındaki ilk hacı kafilesi Mekke'ye girdi. Hz. Ebû Bekir, bir hutbe irad buyurdu. Hutbesinde, halka haccın nasıl yapılacağım anlattı. Hz. Ebû Bekir, konuşmasını bitirince, Hz. Ali ayağa kalktı ve "Ey insanlar! Ben size Resûlullahın elçisiyim." dedikten sonra Tevbe Suresinin ilk otuz veya kırk âyetini okudu.

Böylece insanlara İslam üzere nasıl Hac ibadeti yapılacağına dair emirler bildirildi. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem ancak bundan sonra yüz bine ulaşan Müslümanla birlikte Veda Haccını yerine getirdi. Hac ibadetinin fazileti hakkında şöyle buyurmuştur:

Hz. Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü, dedim, cihâdı amellerin en faziletlisi görüyoruz, biz de cihâd etmiyelim mi?" Şu cevabı verdi:

"Ancak, cihâdın en efdal ve en güzeli hacc-ı mebrürdur.” Hz. Aişe der ki: "Bunu işittikten sonra haccı hiç bırakmadım.” (Buhârî, Hacc 4)

Allah'ın Evi: Kâbe

Haccın en önemli ibadetlerinden biri Kabe’yi tavaf etmektir. Kâbe, yeryüzünde Allah’a ibadet etmek için kurulmuş ilk mescid, Allah'ın evi ve kullarına bağışlanma, ikram ve müjdeler bahşettiği mübarek bir mekandır.

Müslümanlar burada tıpkı kabre giren cenazeler gibidir, sevdiklerinden uzakta, yoksul, garip, kimsesiz… Bütün fani sevgiler ve bağlardan çözülüp Allah'a bağlandıkları günleri tecrübe ederler.

Gelmiş geçmiş Peygamberler Mekke’yi ziyarete gelmişler, burada Allah'ın evini tavaf ederek bu mekanın feyzinden istifade etmişlerdir.

O diyar, “Meş’ar’il-Haram” diye anılmıştır. Yani, hürmet gösterilsin diye konulmuş işaret yerleri bulunmaktadır. Rabbimiz bu mekana gösterilen hürmeti kendisine gösterilen hürmet saymıştır. Bu sebeple mikat mahalli denilen ihrama girme sınırlardan geçer geçmez bazı kurallar başlar.

Rabbimiz ihrama girdiğimiz andan itibaren “rafes, füsuk ve cidal”den kaçınmayı emretmiştir. Bunlar, bu mübarek diyarın hürmetine uymayan bazı hallerdir. Yani ihrama bürünmek bir edeb dersinin talimine vesiledir.

İhram süresince devam eden bazı özel yasaklar vardır. Mesela insanın kendi tırnağını bile kesemeyeceği, koku sürünemeyeceği, saçını sakalını koparamayacağı günlerdir bu günler. Bu günlerde müminler eline, diline, beline sahip olmayı öğrenir.

Arefat Vakfesi

Zilhicce ayının 9. Günü yani Arefe günüdür. O gün hac için Mekke’de toplanmış Müslümanlar Arafat’ta vakfeye dururlar.

Hz. Âdem ile Havva’nın yeryüzüne indirildikten sonra bir araya geldikleri yer olan Cebel-i Rahme tepesi ve etrafındaki alan; haccın yerine gelmesi için mutlaka vakfeye durulması gereken yerdir.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem Veda Haccı sırasında Arafat'ta, 120.000’i aşkın sahabîye ve bütün Müslümanlarameşhur Veda hutbesini irâd buyurmuştur. Allah Resulü aleyhisselatu vesselam, hutbesinin ilk kısmında:

"İnsanlar!"

"Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir; her türlü tecâvüzden korunmuştur.” Buyurarak, Müslümanların birbirine göstermesi gereken hürmetin, Kabe’ye gösterilen hürmet gibi olmasını bildirmiştir.

Hacılar Arefe günü, Arafat'ta bulundukları sürece ibadetle meşgul olur, telbiye, tekbir, tehlil, salavât getirip, istiğfar ederler. Hem kendileri hem bütün müminler için dua ederler. Dünyanın diğer yerindeki Müslümanlar da bu vakitleri gafletle geçirmeyip onların dualarına iştirak ederlerse bu çok güzel olur.

Teşrik Tekbirleri

Müslümanların hac için mukaddes beldelerde toplandıkları bu günlerde, hem oradaki Müslümanlar hem de onlara iştirak etmek için dünyanın her yerindeki Müslümanlar farz namazlardan sonra tekbir getirirler. Buna teşrik tekbirleri denir.

Hanefî mezhebine göre, teşrik tekbirleri Arefe Günü sabah vaktinde başlar ve bayram günü ikindi vaktine kadar devam eder.

Teşrik Tekbirinin Lafzı

Hanefî mezhebine göre, teşrik tekbirin lafzı ikişer ikişer olmak üzere şöyledir:

“Allah-u ekber, Allah-u ekber, La ilahe illallahu vallahu ekber, Allahu ekber ve lillahi’l-hamd.’’

Şafiî mezhebine göre, Hacılar, bayramın birinci günü öğlen namazından itibaren tekbir almaya başlar ve bayramın son günü sabah namazında buna son verirler.

Hacıların dışındakilerin ise Arefe Gününün sabahından son gününün ikindisine kadar teşrik tekbirleri getirmek sünnettir.

Şafiî mezhebine göre, teşrik tekbirlerinin sözleri hafif değişikle şöyledir:

“Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, La ilahe illallahu vallahu ekber, Allahu ekber ve lillahi’l –hamd.”

Şafiî mezhebine göre, üçüncü tekbirden sonra “Allahu ekber kebira, vel hamdü lillahi kesira ve subhanallahi bükraten ve esıla” sözlerini de ilave etmek müstehaptır.

Kurban Kesmenin Fazileti

1 Eylül günü Cuma günü Kurban Bayramına kavuşacağız. Kurban; Allah'a yaklaştıran bir ibadet işlemek niyetiyle, Peygamberimizin sünnetine uyarak kurbanlık hayvanlardan birini Allah yolunda feda etmemizdir. Bu fedakârlık nimeti verene şükretmek, Onun üzerimizdeki hakkını tanımak ve emrine itaat etmek manasına gelir.

Kurban kesmek Kur'ân-i Kerim'de "O halde Rabb'in için namaz kil ve kurban kes" (Kevser,2) âyetiyle emredilmiştir.

Bir Müslüman “Kurban kes,” emrini ihlas ve samimiyetle yerine getirirse Allah'a yaklaşmış olur. Bu sebeple Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor; “Âdemoğlu Kurban bayramı günü kan akıtmaktan başka Allah’a daha sevimli bir amel yapamaz. O, kıyamet gününde kurbanın boynuzu, tırnakları, tüyleri ile gelir. Kurbanın kanı yere düşmeden Allah katındaki yerine varır. Öyle ise gönül hoşluğuyla güzelinden kesin.” (İbn-i Mace, Edahi, 3126)

Kurban kesmenin manası, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail aleyhimüsselamın teslimiyetleri gibi Allah'ın emirlerine teslim olmaktır. Kurban kesen bir Müslüman, onların ibretli ve maneviyatlı hatırasını tazelemiş olur. Gerekirse onlar gibi, canını, malını ve en sevdiğini Allah için feda edebileceğini tefekkür eder.

Peygamberimizin Kurban İbadeti

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hicretin ikinci yılından itibaren her yıl kurban kesmiştir. Ayrıca Peygamberimiz:

"Hâli vakti yerinde olduğu halde kurban kesmeyen kişi bizim musallâmıza (mescidimize) yaklaşmasın!"(Ibn Mâce, Edâhi, 2) buyurarak bu ibadetin ehemmiyetini vurgulamıştır.

Peygamber Efendimiz kurban kesmenin Allah'a şükretmenin, kulluğunu ve itaatini ifade etmenin bir gereği olduğunu göstermek için kendi kurbanını kendisi keserdi.

Peygamber efendimiz Kurban bayramı sabahı ashabına şöyle buyurmuştu:

“Bu günümüzde bizim için ilk yapılacak şey namaz kılmaktır. Ondan sonra evlerimize dönüp kurban kesmek olacaktır. Her kim (böyle) yaparsa sünnetimize uygun iş görmüş olur.”(Tecrid-i Sarih, 515)

Enes b. Mâlik radıyallahu anhu şöyle demiştir:

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem boynuzlu, alaca renkli iki koçu kendi eliyle keserek kurban etti. Besmele çekti, tekbir aldı ve keserken ayağını koçların sağ yanı üzerine koydu.” (Buhârî, Edâhî: 7; Müslim, Edâhî, 3)

Bir insan kurban keseceği zaman bunu Allah'ın rızasını kazanmak niyetiyle yapmalıdır. Bir ayet-i kerimede kurban ibadetini yerine getirirken asıl kalplerdeki takvanın Allah'a ulaşacağı bildirilmiştir:

“Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat ona sizin takvanız (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele.”(Hacc, 37)

Kurban ibadetinin de hem kişinin kendisi açısından hem de toplum hayatı açısından birçok hikmetleri vardır. Kurban ibadetinin bir hikmeti, et gibi kıymetli bir gıdanın bollaşması, ev halkının bolluğu tadarak şükretmesi ve fakir fukaraya bol bol et dağıtılmasına imkân sağlamasıdır.

Kurban ibadetinin birçok hikmeti vardır. Eğer Müslüman’a yakışır surette ifa edilirse güzellikleri ortaya çıkacak ve İslam’ı en güzel bir şekilde temsil etmemize vesile olacaktır, inşaallah.


Sayı : 67
Büyük Kapak