Hakiki Tevbe

Sayı : 58 / Aralık 2016, Konu Başlığı : Hasbihal

Nasuh tövbesi demek; geçmişte işlenen günahlara pişmanlık duymak, derhal o günahlardan sıyrılıp çıkmak, bir daha da o gibi günahlara girmemeye de kesin kararlı olmaktır. Tövbe tüm hayırların anahtarıdır ve mü’minlerin kurtuluşu tövbededir.

Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler, İşte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirecektir. Allah çok bağışlayan ve çok esirgeyendir.” (Furkan: 70)

Hasan-ı Basri rahmetullahi aleyhiden rivayet edildiğine göre, Allah-u Zülcelal şeytanı dergahından kovunca, şeytan Allah-u Zülcelâl’e: “Ululuğun hakkı için, ademoğlunun ruhu cesedinden ayrılmadıkça, bende onu rahat bırakmam.” dedi. Allah-u Zülcelâl de şeytana şu cevabı verdi:

“Ululuğum ve yüceliğim hakkı için, ben de kulumun canı boğazına gelinceye kadar tövbe kapısını önünde açık tutarım.”

Anlatıldığına göre, Allah-u Zülcelâl Davud aleyhisselam’a şöyle buyurmuştur:

“Ey Davud! Benden yüz çevirenleri benim nasıl beklediğimi, günahları terk edip bana yönelenleri nasıl arzu ettiğimi bilseydiler, hemen bana yönelirlerdi. İşte benden yüz çevirenlere karşı muamelem budur. Bana yönelenlere karşı muamelemin nasıl olacağını sen düşün!”

Allah-u Zülcelâl’in merhameti kulların merhametinden daha fazladır. Herkes kendisine sormalıdır. Bu kadar şefkat ve merhamet sahibi olan Rabbimize, muhabbet beslemek, tövbe edip O’na layık bir kul olmaya çalışmak hak değil midir?

İnsan ne isterse Allah-u Zülcelal onu o kuluna veriyor. İnsanın tek çaresi hatalarını itiraf edip, merhametlilerin en merhametlisi olan Allah-u Zülcelal’e yönelmektir.

Hakiki Tevbe Edince

Gerçekten eski insanlar bir defa Allah-u Zülcelal’e söz veriyorlardı ve bir daha sözlerinden dönmüyorlardı.

Hasan-ı Basri rahmetullahi aleyh bir gün, arkadaşları ile yolda yürüyordu. Karşısına devlet erkânının çocuklarından biri çıktı, hizmetçileri ve yardımcıları da beraberinde idi. Kendisi de atın üstündeydi. Hasan-ı Basri yol ortasında durdu ve:

– Ey emir oğlu, ben bir cümle satıyorum, alır mısın? dedi. Emir oğlu:

– Kaç dirhem gümüşe satıyorsun? diye sordu. Hasan-ı Basri:

– Bir dirhem gümüşe sattığım var, iki dirhem gümüşe sattığım var, dedi. Emiroğlu:

– Önce, bana bir dirhem gümüşe sattığın cümleyi söyle, dedi. Bunun üzerine Hasan-ı Basri:

– Ey emir oğlu, senin evin var mı? diye sordu. O da:

– Var! dedi. Hasan-ı Basri:

– O evi sen mi yaptırdın, yoksa sana miras mı kaldı? diye sordu. Emir oğlu:

– Ben yaptırdım, diye cevap verdi. Hasan-ı Basri:

– Ne kadar sürede yaptırdın? diye sordu. Emir oğlu:

– Şu kadar sürede yaptırdım, dedi. Hasan-ı Basri:

– Neden daha kısa bir sürede yaptırmadın? diye sordu. Emir oğlu:

– O binanın taşını taşıyan eşeğe acıdım, bunun için de, kısa zamanda yapamadım, dedi. Bunun üzerine Hasan-ı Basri:

– Ey emir oğlu, başkasının eşeğine acıyorsun. Ama günahların, masiyetin yükünü çeken nefsine acımıyorsun. Hem de günahlar, masiyetler dağlar, tepeler gibi yığılmış iken! dedi. Hasan-ı Basri’nin bu sözü emir oğluna tesir etti.

Hemen atından indi, Hasan-ı Basri’nin elini öptü ve:

– Ya Şeyh, iki dirhem gümüşe sattığın cümleyi de bana söyle! dedi. Bunun üzerine Hasan-ı Basri:

– Nereye gidiyorsun? diye sordu. Emir oğlu:

– Kardeşlerle bir memurluk meselesi için devlet başkanının yanına gidiyorum, diye cevap verdi. Hasan-ı Basri:

– Haline bir bak ki, değerli elbiseler giymişsin. Güzel kokular sürünmüşsün ki; onlara karşı mahcup olmayasın. Hâlbuki onlar da senin gibi bir insan! Yarın Peygamberlerin, salih zatların yanına gittiğin zaman; bu kadar çok günahla, isyan kiri ile utanmayacak mısın? dedi.

Bu sözler emir oğluna daha çok tesir etti. Hemen atını kölesine bağışladı. Bundan sonra Hasan-ı Basri’nin elini tutup tövbe ve biat etti. Ölünceye kadar ibadet ve tâat işleri ile meşgul oldu. İşte onlar tövbe ettikten sonra, bir daha aynı hatayı işlemiyorlardı. Allah-u Zülcelâl’in merhametine sığınıp günaha dönmüyorlardı.


Sayı : 58
Büyük Kapak