Hakkı ve Sabrı Tavsiye Edenler

Sayı : 46 / Aralık 2015, Konu Başlığı : Sünnetin Gölgesinde

Hicretin 9. yılıydı; Peygamberimizin istihbaratçıları Medine’ye bir haber ulaştırdılar; Bizans İmparatoru Herakliyus, Şam'da kırk bin kişilik bir ordu toplamış; Müslümanların üzerine yürümeye hazırlanıyordu. Üstelik Arap yarımadasının kuzeyindeki kabilelerin de bu orduya katılacağı söyleniyordu.

Haber, Müslümanlara karşı sinsice düşmanlık besleyen münafıklar için bulunmaz fırsattı. Hemen fitne çıkarmaya başladılar. Münafıkların başı İbn-i Ubey; "Muhammed Roma devletini oyuncak mı sanıyor? Onun ashabıyla birlikte yakalanıp esir olacaklarını gözümle görmüş gibi biliyorum" diyerek halka dehşet ve ümitsizlik salıyordu.

Peygamber efendimiz kuzey sınırlarını güvenceye almak ve Bizans’tan korkmadıklarını göstermek için büyük bir orduyla onların karşısına çıkmaya karar vermiştir. Büyük bir seferberlik başlattı. Sahabenin büyükleri çok büyük bağışlar yaparak İslam ordusunu teçhizatına destek veriyorlardı. Ama ihtiyaç çok büyüktü. Bir kısım Müslümanlar da münafıkların yaydığı dedikodudan etkileniyordu.

Münafıkların kadınları da kadınlar arasında dedikodu yayarak Müslümanların moralini bozmaya çalışıyordu. Bu sırada inen Tevbe suresinde; “Münafıkların erkekleri de, kadınları da birbirlerindendir, Allah'ın sevmediği şeyleri emreder, emrettiği şeylerden insanları alıkoyarlar ve cimrilik ederler…” (Tevbe; 67) buyurarak, münafık kadın ve erkeklerin birbirlerine yardım edişleri örnek gösterildi. Ardından da;

“Mümin erkekler ve kadınlar birbirlerinin velîleridirler… Allah'ın emrettiği güzel şeyleri emrederler, Allah'ın sevmediği şeylerden de birbirlerini alıkoyarlar. Namazı kılarlar, zekâtı verirler; Allah’a ve Rasûlüne itaat ederler. İşte onlara Allah, rahmet edecektir.” (Tevbe; 71) ayeti indirilerek sahabe hanımları taltif edildi.

Çünkü sahabe hanımlar da ellerinden geldiği kadarıyla, Allah yolunda infak ve İslam ordusuna destek yarışına katılıyorlardı. O günlere şahit olan bir hanım sahabe şöyle anlatıyor: “Hz. Âişe'nin evindeyken, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in önüne serilmiş bir örtü gördüm ki, üzeri kadınlar tarafından bağışlanmış bilezikler, bazubentler, halhallar, yüzükler, küpeler, deve koşumu ve benzeri savaşta işe yarayan eşyalarla doluydu.” (Vâkidî, Megâzî, III, 991, 992)

Kadınlar Erkeklere Tesir Eder

İslam Tarihine bakıldığı zaman, Müslüman hanımların her zaman Müslüman erkeklerle birlikte fedakârlığa koştuğu görülmektedir. Asr-ı saadette kadınlar savaşlarda su taşıyarak, yaralıları tedavi ederek, bazen de bizzat savaşarak erkeklere yardımcı olmuşlardır. Hanımların en büyük fedakârlıkları ise, eşlerinin hizmet ve infaka koşmalarına manevî destek vermeleridir.

Toplum, yarısı erkeklerden yarısı kadınlardan oluşan bir bütündür. Kadınlar nüfusun yarısı olduğu gibi, çoluk çocuğun üzerinde tesire de sahiptirler. Ayrıca kadınların konuşma yetenekleri ve çeşitli vasıtalarla ikna beceri erkekleri de tesiri altına alır. Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda kadınların bir davayı manevi yönden desteklemesi önemli bir moral etki meydana getirir. Kadınların savaşlarda bile bu kadar tesiri olursa günlük hayatın akışında çok daha fazla etkileri olacağını kabul etmek zor değildir.

Kadınlar hayata dair çoğu meselelerde karar alma aşamalarına tesir ederler. Bilhassa günümüzde günlük hayatı yönlendiren çoğu zaman kadınlardır.

İslam dini kadın veya erkek her insana tercihlerinden, yönlendirmelerinden veya tesir ettikleri kararlardan dolayı bir sorumluluk yüklemiştir. Erkeklere, sahip oldukları güç ve imkânları İslam yolunda kullandığı takdirde mükâfat vaad ettiği gibi, kadınlara da sahip oldukları imkan ve yetenekleriyle İslam’a hizmet ettikleri zaman bir mükâfat vaad etmektedir. Eğer kadınlar da ikna ve tesir etme yeteneklerini, eşleri ve çocukları başta olmak üzere insanları hayırlara teşvik etmekte kullanırlarsa çok büyük mükafat kazanırlar.

Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerime de, kadın ve erkekler arasında yetenek ve görev farkı olsa da, her birinin kendi imkânlarıyla yaptıkları hizmetlerin karşılığını alacağını vaad etmektedir:

“Allah'ın sizi, birbirinizden üstün kıldığı şeyleri (başkasında olup da sizde olmayanı) hasretle arzu etmeyin. Erkeklerin de kazandıklarından nasipleri var, kadınların da kazandıklarından nasipleri var. Allah'tan lütfunu isteyin; şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir.” (Nisa; 32)

Öyleyse hanımlar insanlar üzerindeki bu tesirlerinde çok dikkatli olmalı, Allah'ın razı olacağı kararları desteklemeli, Allah'ın razı olmayacağı tercihlerden kendilerini ve yakınlarını sakındırmalıdırlar. Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifinde;

"Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mes'ulsünüz. İmam çobandır ve sürüsünden (toplumdan) mes'ûldür. Erkek ailesinin çobanıdır ve onlardan mes'uldür. Kadın, kocasının evinde çobandır, o da mes'ûldür…” (Buhârî, Ahkâm 1, Müslim, İmâret 20) buyuruyor. Bu hadisten anlıyoruz ki, erkekler ailenin reisi olmakla birlikte, kadınlar da kocasının yardımcısıdır.

Allah-u Zülcelal yukarıdaki ayette de “birbirlerinin velisidir” buyurarak kadın ve erkeklerin birbirlerinin dostluğuna ve desteğine muhtaçlığına dikkat çekmiştir.

Gerçek Dost

Velî kelimesi, Arapçada birkaç anlamda kullanılır. Bir anlamı düşmanın zıddı olarak dost manasına gelir. Mesela şu ayette veli, düşmanın zıddı olarak kullanılır. “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel bir tavırla önle. O zaman (görürsün ki) seninle arasında düşmanlık (adavet) bulunan kimse, sanki sıcak bir dost (veli) oluverir.” (Fussilet; 34)

Veli kelimesinin ifade ettiği dostluk, sohbet ahbaplığından öte, sıkı bir dostluktur. Nasıl ki düşman zararından korkulan bir muarız ise, velî de desteği ve yardımı umulan samimi bir dost manasındadır. Bu manada Kuran-ı Kerim’de Rabbimiz, düşmanlarına karşı müminlerin dostu ve yardımcısı olduğunu bildirir: “Allah, düşmanlarınızı sizden daha iyi bilir. Gerçek bir dost olarak Allah yeter. Yardımcı olarak da Allah yeter.” (Nisa; 45)

İşte mümin erkekler ve kadınların arasındaki dayanışma da böyledir ve böyle olmalıdır. Mümin erkekler hanımlarını destekleyip sahip çıkmalı, zamanın fitneleri karşısında tek başına bırakmamalıdır. Hanımını hor görmemeli, takım arkadaşı gibi görerek desteğini kazanmalıdır. Mümin kadınlar da kocalarının destekçisi, iyi günde kötü günde yoldaşı, hayat arkadaşı olmalıdır.

Veli kavramı zaten kişinin arkasını yaslayabileceği, düşmanlarına karşı yardım alabileceği destekçisi ve taraftarı manasına gelir. Hiçbir zaman samimi bir dost, dostunun düşmanını dost edinmez ve dostunu düşman karşısında desteksiz bırakmaz. Kişinin bilhassa manevî düşmanlarına karşı onun uhrevi menfaatini düşünür.

Onun ebedî düşmanı olan şeytana karşı mücadelesinde yanında durur; iyi işlerinde destek olur, kötü işlerden sakınmayı hatırlatır. Allah-u Zülcelal "Asra yemin olsun ki, bütün insanlar hüsrandadırlar. Ancak iman eden ve salih ameller işleyenler ile birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna..." (Asr, 104/3) suresinde böyle yapanları müjdelemiştir.

Allah-u Zülcelal bütün müminlere “İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın ve Allah'tan korkun." (Mâide, 5/2) buyurmuştur. Birbirleriyle iyilikte yardımlaşmaları gerekenler öncelikle birbirlerine en yakın olanlardır.

Veli kavramının bir manası da, bir kişinin kendi hakkını savunamayacak durumdaki bir kişiye vekil olarak onun menfaatlerini koruması durumudur. İslam hukukunda genellikle yetim çocuklara, kadınlara, okuma yazma bilmeyen veya ticaretten anlamayan kişilere vekil olan kişilere veli denir. Mesela nikah akdi sırasında kadının en yakın erkek akrabası onun velisi olarak haklarını ve menfaatlerini korur, aldatılmasına veya istismar edilmesine izin vermez. Allah-u Zülcelal Aklı ermez yaştaki veya durumdaki kişilerin ticari akitlerini velisinin yazmasını emretmiştir. (Bakara; 282)

Bunları göz önüne aldığımız zaman mümin erkek ve kadınların birbirinin menfaatini koruyan, haklarını muhafaza eden ve onun güç yetiremediği konularda ona güvenilir bir vekil olan yakın dostlar olması gerektiğini anlıyoruz. Demek ki mümin karı kocalar birbirlerinin iyiliğini düşünmeli ve faydasına olan istemelidir. Tıpkı bir öğrenci velisinin, himaye ettiği çocuğun iyiliğini düşündüğü gibi, eşinin üzerine titremeli, onun hayrını gözetmelidir.

Allah-u Zülcelal her şeyi çift yaratmış, insanı da erkek ve kadın olarak yaratıp birbirini tamamlayacak özelliklerle donatmıştır. Hiç kimse eşinin yardım ve desteğinden müstağni değildir. Mümin erkek ve kadınlar da Allah'ın emir ve yasaklarına uymada birbirlerinin maddî manevî desteğine muhtaçtır.

Hz. Hatice Gibi Eş Olmak

İslam tarihinde kadınların erkekleriyle yan yana durduğu, fedakârlıklarıyla destek olduğu sahneler çoktur. Vahyin ilk günlerinde Hz. Hatice annemizin Peygamberimize olan desteği malumdur. En zor günlerde dahi malıyla, hizmetiyle, moral takviyesi yapan konuşmalarıyla Peygamberimize yakın bir dost ve taraftar olmuştur.

Hz. Hatice bir hayat arkadaşının nasıl olması gerektiğinin dasitanî örneğini ortaya koymuştur. Başlarına gelen sıkıntılara karşı tahammülüyle, tehlike anlarında metanetini kaybetmemesiyle, yokluk anlarında büyük fedakârlıklarıyla Peygamberimizin arkasında dağ gibi durmuştur.

Varlıklı ve yaşı ilerlemiş bir hanım olmasına rağmen bizzat hizmet etmekten geri durmamıştır. Kızlarını güzelce terbiye edip, aileye leke getirmeyecek şekilde yetiştirmiş ve babalarına karşı gerekli saygı ve ya itaati öğretmiştir. Ondan alınacak ne kadar çok örnek var. Büyük ihtimalle o kızları ve bütün sahabe hanımların, mücahit kocalarına nasıl destek vereceklerinin ilk örneği olmuştur.

Hz. Hatice annemizden bu yana her devirde mümine hanımlar bu örneği takip ederek mümin kocalarının hayat arkadaşı, yoldaşı olmaya devam etmişlerdir. İslam tarihinde fazilet timsali karıkocaların örneği çoktur. Pek çok büyük evliyanın babası nasıl salih bir kişiyse annesinin de saliha bir hanım olduğu kaydedilmiştir.

Böyle olması da çok tabidir; Peygamberlerin dahi hayatına baktığımız zaman hanımı Allah'a ve kocasına itaatli ise evladı da mûtî olmakta; itaatten ayrıldığı zaman çocuklarının da asi oldukları görülmektedir. Mesela uysallığı ve yumuşak huyluluğuyla methedilen Hz. İsmail aleyhisselamın annesi Hz. Hacer teslimiyet timsali bir hanımdır. Hz. Nuh’un hanımından ve gemiye binmeyip tufanda boğulan oğlundan ise isyanıyla bahsedilmektedir.

Demek ki babanın koyduğu kurallara uyup uymamakta çocuğun örneği, annedir. Bu durumda iyi bir baba olmak ve erkek aile reisliği görevini yerine getirmekte hanımından destek almaya muhtaçtır. Hanımların da bu ihtiyacın şuurunda olarak eşlerine gerekli desteği vermeleri gerekir.

Eğer müminler hayatlarına bu ayet-i kerimelerin emrettiği şekilde yön verirlerse o zaman devamındaki ayetlerin müjdelediği cennetlerin keyfini beraberce çıkarabilirler:

“Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, zemininden ırmaklar akan, içinde sürekli kalacakları cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaat etmiştir. Allah’ın hoşnutluğu ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” (Tevbe 9/72)


Sayı : 46
Büyük Kapak