Halil- ur Rahman’ın Diyarında

Sayı : 3 / Mayıs 2012, Konu Başlığı : Seyahat Günlüğü

Yağmurlu bir İstanbul sabahı… Uçağımız rötar yaptığı için havaalanının bekleme salonunda zaman geçiriyoruz. Yolculardan bazıları Şanlıurfa uçağının dün de rötar yaptığını söyleyip görevlilere sitem ediyorlar.
Nihayet uçaktayız ve yaklaşık iki saatlik bir yolculuğun sonunda Şanlıurfa’ya iniyoruz.

Özel bir hayır ve hizmet vakfının, Şanlıurfa da Harran Üniversitesi kampüsünün bahçesinde bir hatıra ormanı oluşturmak üzere tertiplediği bir gezi bu. Vakıf başkanı ve idareciler, aileleriyle birlikte yola çıkmış bulunuyorlar. Niyetimiz bir taraftan ağaç dikmek diğer taraftan enfes bir Urfa gezisi yapmak.

Urfa’ya indiğimizde günlük güneşlik bir bahar havasıyla karşılaşıyoruz. Buraya gelmek isteyenler için en güzel mevsim, bahar. İstanbul’daki puslu ve sıkıntılı atmosferden sonra bu güneşli hava, insanın morali üzerinde iyileştirici bir etki yapıyor.

Havaalanı şehir merkezine 40 km uzakta. Vakıf idarecileri önceden bir minibüs kiralamış, iki gün boyunca Urfa’ yı onunla gezeceğiz.

Balıklı Göl

Otellere yerleşmemizden sonra öğlen namazına hazırlıklı bir şekilde Balıklı Gölün yanında bulunan camiye doğru yola çıkıyoruz. Niyetimiz namazımızı burada eda etmek. Namaz sonrasında da Balıklı Gölü ve bu gölün etrafında bulunan yerleri ziyaret ediyoruz.

Halilürrahman Camii aslında medrese ve türbelerden meydana gelen bir külliyenin parçası. Balıklı Gölün batı tarafında yer alıyor. Minaresindeki kitabede caminin ilk kez 1211'de Selahattin Eyyubî'nin yeğeni Melik Eşref tarafından yaptırıldığı yazılıymış.

Caminin yanına medrese odalarını Osmanlı devrinde Urfa evkaf müdürü Mustafa Efendi ekletmiş. Hazire ve türbelerin en eski tarihlisi Şeyhali Dede türbesiymiş. Buradaki bir diğer cami Rızvaniye Camii.

Balıklı göle gelince…

Halilurrahman gölünün ilginç bir görüntüsü var. Genellikle fotoğraflanan tarafı havuz gibi olan tarafı... Ama aslında bu havuz ikiye bölünüp çeşitli kollara ayrılarak kanallar şeklimde Urfa’ ya dağılmış. Çarşıya indiğinizde dahi Balıklı Gölün sularının değişik yerlerden geçtiğini görebiliyorsunuz. Ama balıklar sadece havuzda...

Bilindiği gibi halkımız bu gölün balıklarını yemenin günah olduğuna inanıyor. Elbette bu konuda mevcut bir nass olduğu için değil, sadece bir inanış.

“Bu balıkları yemeyi hiç kimse denememiş mi?” diye aklımdan geçiyor. Tahmin ettiğim gibi deneyenler olmuş, ama çok kılçıklı ve lezzetsizmiş. Ayrıca yiyenlerin hasta olduğunu da söylüyorlar.

Balıklar yine de yoksullar için geçim kapısı; çocuklar onları beslemek isteyen turistlere yem satarak para kazanıyor. Çevremi saran Urfalı çocuklardan balık yemi alıp atıyorum. Gerçekten manzara görülmeye değer. Balıkların bu kadar cana yakın olduğu bir başka yer yoktur herhalde.

Bir tarafı büyük bir havuza benzeyen göl, iki kısımdan oluşuyor. Bir kısmına Ayn-ı Zeliha gölü deniyor. İnanışa göre Zeliha Nemrut'un kızıymış. Babası Hz. İbrahim’i ateşe atınca o da ona iman ettiği için onunla birlikte kendini atmış.

Hz. İbrahim’e Duyulan Sevgi

Kur’an ı Kerim’ de Hz. İbrahim’in meşhur kıssasını hepimiz biliriz. Tevhit inancı için mücadele veren Hz. İbrahim, kavminin taptığı putları kırar ve böylece Nemrut’un öfkesini üzerine çeker. Nemrut onu ateşe atarak cezalandırmaya karar verir ve büyük bir ateş yaktırır. Fakat Cenabı Hakk’ ın “Ey ateş İbrahim’e serin ve selamet ol,” diye buyurması üzerine ateş, Hz. İbrahim’ i yakmaz.

İşte Urfa halkı o ateşin göle, odunların balıklara dönüştüğüne inanıyor. Hatta bölgede her tarihi kalıntı, Hz. İbrahim’le ilişkilendirilerek anlamlandırılıyor. Çok büyük heykel kalıntılarının bulunduğu dağa Nemrut dağı denmesi gibi… Der Yakup Kilisesine Nemrut Tahtı veya Mezarı denmesi gibi…

Yine gölün karşı tepesindeki direklerin, Nemrut tarafından yaptırılan mancınığın kalıntısı olduğu ileri sürülüyor.
Şehirde çok sayıda mağara var ve bu mağaralardan birinin Hz. İbrahim’in dünyaya geldiği mağara olduğuna inanılıyor.

Çünkü inanışa göre Nemrut müneccimlerinden aldığı haber üzerine o yıl doğan bütün erkek çocuklarının öldürülmesi talimatını vermiştir. Hz. İbrahim’in annesi bu yüzden bebeğini surların dışında bir mağarada dünyaya getirir. Hz. İbrahim’i dişi bir ceylan emzirerek büyütür.

Tabi bu hikâyeler Kur’an ı Kerim’ de geçmiyor, ama Anadolu halkı bu diyarları o niyetle ziyaret ediyor. Bazı araştırmacılar bu gölün ve tarihi kalıntıların Hıristiyanlık öncesi devirden kalma olduğunu ileri sürüyor. O çağlarda sarayların bahçesinde havuzlar olurmuş. Yine mancınık diye bilinen direklerin aslında şimdi yıkılmış bir heykelin sütunu olduğu söyleniyor.

Aslında bu kalıntıları peygamberlerle ilişkilendirerek yorumlayanlar, büyük ihtimalle, Müslümanlar’dan önce burada yaşayan Süryanî Hıristiyan halk olmalı. Müslümanlar burayı fethettikten sonra aynı inanışları benimsemişler. Böylece üç semavi dinin itibar ettiği mukaddes hatıralar olarak benimsenmiş.

Mesela Eyüp Peygamber (a.s.) Makamı ve Kuyusu da aynı şekilde Urfa’ya Peygamberler diyarı unvanını kazandıran mekânlardan. Burada Eyüp Peygamber’in hastalık çektiği mağara ve kutsal suyunda yıkanarak şifa bulduğuna inanılan kuyu bulunuyor. Burada Hıristiyanların azizlerinden biri tarafından cüzamlıların tedavi edildiği bir hastane yaptırıldığı söyleniyor.

Osmanlı döneminde bu kalıntılar ya camiye çevrilmiş veya rasathane olarak kullanılmış. Sonuçta halkımız İslam kültürüne dayanan yeni bir medeniyet kurmuş burada.

Zaman Tüneli

Urfa Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı yer olsa da olmasa da, çok zengin bir tarihi mirasa ev sahipliği yapıyor. Bölgede çok sayıda antik çağ kalıntısı bulunuyor. Mesela dünyanın ilk üniversitesi olan Harran üniversitesi bu topraklarda kurulmuş.

Gelmişken Eski Urfa’ya, Harran’a doğru yola çıkıyoruz. Yolda ilerlerken sanki bir zaman tüneline girmişiz gibi aniden bambaşka bir diyara geliveriyoruz.

Harran üniversitesinin kalıntılarını ve Göbekli Tepe’yi görmeye gidiyoruz. Burada arkeologlar tarafından kazılarla ortaya çıkarılmış, üzerinde hayvan rölyeflerinin olduğu, boyu insan boyunu aşan T şeklinde sütunları görüyoruz. Bilim adamları bunların tapınak yapmak için yapıldığı düşünülüyor. 1994’te bulunan 12 bin yıllık tapınak, bilim adamlarının düşüncelerinde devrim meydana getirmiş. Burada da fotoğraflarımızı çekiyoruz.

Kısa bir yolculuktan sonra şimdi de Harran’ ın meşhur kümbetli evlerinin önündeyiz. Birbirine bitişik odalardan oluşan bu mimari biçiminde odaların üstü külah biçiminde kubbelerle örtülmüş.

Dışarıdan görünüşleri çok hoş; içeri girince de çok şaşırtıcı. Çünkü bu kulübe gibi görünen odalar içeriden kemerlerle birbirlerine bağlanmış ve böylece uzunca bir geniş mekân elde edilmiş.

Bu kulübelerin içi sanıldığı gibi karanlık ve havasız değil. Kubbelerin üzerlerinde açıklık bırakılmış, böylece içerideki kirli hava dışarı çıkarken güneş ışığı da içeri giriyor. Bu evlerin bir özelliği de yazları serin, kışları sıcak olması.

Urfa’nın Can Suyu

Ertesi gün Harran üniversitesinin bahçesine ağaç dikmek üzere tekrar yola çıkıyoruz. Şehri gezerken vakıf yöneticilerinin neden hatıra ormanı yapmak için Urfa’yı seçtiğini hemen anlıyorsunuz. Gerçekten de Urfa Türkiye’nin en ağaçsız şehirlerinden biridir herhalde…

Aslında GAP suyu geldikten sonra Urfa’ya adeta can gelmiş. Ama halen yeterince ağaç dikilmemiş. Ağaçlarımızı dikip hatıra fotoğrafları çektirdikten sonra karnımızı doyurmaya gidiyoruz.
Urfa kebabı yemek için gittiğimiz dükkânda bizi dama çıkarıyorlar. Burada evlerin teras gibi kullanılan düz damları tam bir hayat alanı…

Havanın sıcaklığına karşı çare olarak bölge insanı, yazın gündüz saatlerinde yer altındaki mağara gibi odalara çekiliyor, akşamları da damlara çıkıyor. Biz de otelimizde bulunan, kışın ılık, yazın serin olan o mağaramsı odalardan birinde çay içip sohbet ediyoruz.

Urfa’nın tarihi kapalı çarşısı İstanbul’da ki Mısır çarşısına benziyor. Esnaf çok güler yüzlü, fiyatlar da çok makul. Biraz kuruyemiş ve tabii meşhur biberleri, isottan alıyoruz.

Bulabildiğimiz her fırsatta Urfa’da medfun Allah (c.c.) dostlarını da ziyaret ettik. Mesela devrinin en büyük evliyasından Hayat el-Harrani hazretlerinin türbesini ziyarete gittik. Hayat el-Harrani hazretleri çok keramet gösteren bir veli imiş.

Said Nursi hazretlerinin gömüldüğü mezar yeri de ziyaret ettiğimiz yerler arasındaydı.

Doğrusu Urfa’yı tam manasıyla gezmeye iki gün yetmedi. Barajını göremedik. Şuayp aleyhisselamın yaşadığı yeri ve daha nicelerini…

Tadı damağımda kalan bu geziyi en kısa zamanda sevdiklerimle birlikte tekrarlamak düşüncesiyle Şanlıurfa’ya veda ediyorum.


Sayı : 3
Büyük Kapak