Haramı seyretmek Harama Alıştırır

Sayı : 54 / Ağustos 2016, Konu Başlığı : Tefekkür

Gelişen iletişim araçlarına rağmen, televizyon hâlâ en çok ilgi gören iletişim aracı ve ondan da öte, neredeyse her mekânda yer işgal eden bir eğlence aracıdır.

Allah-u Zülcelal bizi yeryüzüne kullukta bulunmamız için göndermiştir. Kulluk, aktif bir hâldir. Televizyon, kişiyi bu aktif hâlden uzaklaştırarak onu sadece seyretme pasif hâline (etkisiz durumuna) sevk etmekte; nitekim televizyona bakan kişiye “seyirci” denmektedir.

Hayata seyirci kalmak, Allah-u Zülcelal’in bize yüklediği kulluk vazifesine aykırıdır. Salih amele bile “seyirci kalmak” Allah-u Zülcelal’in razı olmayacağı bir hâldir. Salih amelin şuuruna varan, salih ameli seyretmekle kalmaz; bizzat salih amelde bulunur.

Özellikle çocuklar ve günlerini salih amellerle süslemeyi henüz öğrenmemiş kadınlar, gece ve gündüzlerinin önemli bir bölümünü televizyon başında tüketiyorlar. Televizyon, salih amelleri yaymak için üretilmedi, televizyon sektörünü elinde bulunduranların büyük bir bölümünün salih amel gibi bir kaygısı da yoktur. Aksine sektörü elinde bulunduran dış yapılar ve onların uzantıları, çoğu zaman ekonomik çıkarları uğruna ya da başka sebeplerle toplumu ifsat etmeyi amaç haline getirmişlerdir.

Televizyonu seyreden kişi, bu ifsatla dolaylı değil, doğrudan bir iletişim kurmaktadır. “Bakmak”, eğitim bilimlerinde önemli bir “öğrenme” aracı olarak kabul edilir. Öylesine bir bakış bile bir hissin insanın iç dünyasına ya da bir davranışın insanın davranış dünyasına taşınmasına yol açabilir. “Meraklı” bir bakma etkinliği ise çok daha etkilidir.

Kişiyle baktığı arasında işlek bir iletişim kanalı oluşturur, kişiyi baktığına benzetir. Nitekim sosyal bilimlerde önemli bir konuma sahip olan Alman Frankfurt Okulu düşünürlerine göre, kitle iletişim araçlarının toplum üzerindeki etkisi, bir şırınganın aşı şırıngalamasına benzer. Milyonlarca kişi, kitle iletişim araçlarının şırıngaladığı mesajı her gün almakta ve bu mesajlar toplumda ani tepkilere ve hareketlenmelere yol açmaktadır.

Seyirci, sadece seyretmeyi amaçlamış olabilir. Ancak, seyirci avı peşinde olanlar, seyirciyi oyuna dâhil etmenin, şırıngalamak istedikleri tutuma bağlamanın yollarını bulurlar. İletişim araçları karşısında insanın inancı, örfü ve düşüncesiyle şekillenmiş bir zihinsel eleği vardır. Bu elek, daha çok haber bültenleri ve düşünce programlarına karşı aktiftir. Ama özellikle filmler, diziler ve magazin programları karşısında bu elek yeteri kadar aktif değildir.

Balın İçindeki Zehir

Televizyon programlarının neredeyse tamamı, helal haram kaygısı göz önünde bulundurulmadan yapılır. Bir kısmı bu konudaki duyarlılığı özellikle zayıflatmak için oluşturulmuştur. Bu programlarda imanla, ahlakla çatışan ayrıntılar, çoğu zaman açıktan; bazen ise balın içindeki zehir gibi verilir.

Haber bültenleri ve düşünce programları, genellikle doğrudan bir dil kullanırken filmler, diziler ve magazin programları dolaylı bir dil kullanır. Bir düşünce programı, İslamî esaslara göre evlenmenin aleyhinde açık bir görüş beyan edebilir; seyirci bunu anlar ve ona karşı bir konum alır. Film, dizi ve magazin programlarında ise aynı düşünce hikâyenin akışında saklanır. Dolayısıyla düşünce programına karşı oluşan reaksiyon burada oluşmaz, kişi haramı seyrede seyrede haramı normal görme, harama özlem duyma ve alışma tehlikesiyle yüz yüze kalır.

Buraya kadar anlattıklarım, yetişkinlerle ilgilidir. Ya çocuklar ve henüz kendisini manevi açıdan ayakta tutma kabiliyetine sahip olmayan gençler… Bir kitle iletişim aracı olarak televizyonun onlar üzerindeki etkisi daha da kötüdür.

Her gün saatlerce haram yakınlaşmaları seyreden bir çocuk, haram yakınlaşmaları işleyen bir dizinin sonraki bölümünü seyretmek için sabırsızlanan bir genç, haram karşısında duyarlılık problemi yaşar. Zira televizyon programları, haramı normalleştirmekle kalmıyor, daha da aşırı giderek haramı insan hayatının vazgeçilmezi gibi gösteriyor. Harama bulaşmanın yararlı ve hatta gerekli olduğunu aşılama yoluna gidiyor. Bunu keyifle seyreden bir insanın günlük hayatta haramla karşılaştığında haramı eliyle veya diliyle değiştirmeye niyetlenme ya da kalbiyle buğzetme ihtimali zayıflar.

Namahrem kişilerin aralarında bir nikâh akdi olmadan aynı evde yaşamalarını normal gösteren, onların bir arada yaşamaması gerektiğini söyleyenleri kınayan diziler… Namahrem kişilerin aralarında bir nikâh akdi olmadan aynı evde yaşama sürelerinin uzamasını öven bir magazin programı… Ve onun karşısında çocuk veya genç bir seyirci…

Çocuğun midesinin haramdan korunmasında gösterilen duyarlılık, çocuğun belleğinin de haramdan korunmasında gösterilmezse çocuk harama karşı duyarlı olmayı öğrenemez.

Çocuğa yönelik zararlı bir aşıya gösterilen tepki, zararlı alışkanlıkları aşılayan televizyon programları için de gösterilmezse çocuk, kendisine yönelen kitle iletişim araçlarına karşı doğru bir tutum geliştiremez.

Televizyon, evden dışarıya açılan bir penceredir. Harama açılan bir pencere, kişi ile haram arasındaki engeli ortadan kaldırır. Görüntü ve ses aktaran o pencereyi sürekli açık tutmak, kişiyi sadece zikirden, ibadetten alıkoymaz, aynı zamanda kişiyi haramla yüz yüze bırakır, onda nefsine karşı mücadele azmini azaltır.

Televizyon yararlı bir yayın yaptığında bile çok izlendiğinde, kişide sağlık problemlerinin yanında çevresinden uzaklaşma, çevresiyle doğru bir iletişim kuramama, toplumsal ve bireysel sorunlar karşısında duyarsızlaşma gibi psikolojik problemler ortaya çıkar.
Söz konusu olan zararlı programlar olduğunda ise televizyon daha da yıkıcıdır. Bu yıkımdan korumanın en etkili yolu, yararlı televizyon programlarını ölçülü izlemek, zararlı programları ise hiç izlememektir.


Sayı : 54
Büyük Kapak