Hatır İçin…

Sayı : 33 / Kasım 2014, Konu Başlığı : Goncagül

Feride hanım otobüsün içinde tutunacak bir yer arayarak, yavaş adımlarla arkalara doğru ilerledi. Bir yandan da gözleri oturacak boş bir yer arıyordu. Onun bu arayışının farkına varan bir delikanlı yavaşça yerinden kalktı.

Feride hanım bu temiz yüzlü gence, sanki kendi torunuymuş gibi sevgiyle baktı ve içinden gelerek:

-Allah razı olsun evladım, Allah sana da hürmet eden evlatlar versin, diye dua etti.

Yaşlılık insana her şeyin değerini öğretiyordu. Gençliğin, sağlığın ve onlar olmadığı zaman böyle yardımsever gençlerin…

Ne zamandan beri evden çıkmamıştı. Sanki dünya değişmiş gibi göründü gözüne. Sanki insanlar daha farklıydı. Mesela daha yorgundular sanki ve daha soğuk, umursamaz…

Yanında oturan genç kızı süzdü, camdan dışarı bakıp duruyordu, otobüsteki diğer birkaç genç gibi… Feride hanım sohbet başlatmak için uygun bir cümle aradı, ama kızın canı pek konuşmak istemiyordu galiba. Uzun zaman kendisine bakmayı sürdüren Feride hanımın yüzüne bakmamakta direnmişti.

“Şimdiki gençler iki satır sohbeti esirgiyorlar insandan,” diye geçirdi içinden. İşte yine aklına birden gelini gelmişti. O da böyle yapardı, ısrarla gözlerini kaçırır, muhatap olmak istemezdi.

Evet, belki de ihtiyarların sözleri gençlere pek cazip gelmiyordu. Ama ne olurdu sanki hatır için iki dakika dinleseler, birkaç güzel söz söyleyip gönül alsalar, bir ihtiyarı memnun etseler… Bir gün onlar da ihtiyarlamayacaklar mı?

Otobüs durağa yaklaşırken yerinden kalkan genç kız, birkaç kişiyle birlikte indi ve otobüs yeni yolcularla doldu. Otobüse yeni binenler arasında genç bir anne ve küçük kızı da vardı. Hem de şans eseri tam da Feride hanımın karşısındaki biraz önce boşalan koltuğa oturmuştu.

Feride hanım bu genç kadının bakışlarını yakalamaya çalıştı. Kadın ona kısa bir gülümseme ile bakış attıktan sonra başını çantasına eğdi, cep telefonunu çıkardı, bir numarayı aradı, buldu, uzun bir konuşma yaptı. Feride hanım onun emredici ve sorgulayıcı konuşma tarzından kocasıyla konuştuğunu tahmin etti.

Küçük kız, çocukların çoğunun yaptığı gibi annesinin bu uzun konuşmasından huysuzlanmıştı ve annesinin kulağına bir şeyler fısıldamak istiyordu. Anne ise ona sertçe bakış fırlatarak biraz sabırlı olmasını söyledi. Kız annesinin sert davranışına bozulmuştu, kollarını birbirine kenetleyerek canı sıkkın bir şekilde oturmaya başladı.

Feride hanım küçük kıza bakıp gülümsedi. Ne yazık ki küçük kız bu gülümsemeden hoşlanmamıştı. Yüzünü asarak kibirli bir edayla başını öte yana çevirdi. Feride hanım buna biraz üzülmüştü. Şimdi bu kıza ne yapmıştı ki…

Torunu geldi aklına. O da hep böyle yapıyordu; onu sevmek istedikçe böyle kaçıyordu yanından. Neden sevilmek istemiyordu ki bu insanlar? Neden en ufak bir alakayı bile reddediyorlardı?

Otobüse bu sefer de bakımlı, şık bir bayan binmişti. Küçük kızın yanı başında ayakta dikiliyordu. Kızın annesi konuşmasını bitirmiş, telefonunun ekranına bakıyordu. Aslında yeni binen kadını fark etmişti ama kızını kucağına alıp ona yer vermek niyetinde değildi anlaşılan; görmezden gelmeyi tercih ediyordu. Bayan küçük kıza gülümseyerek:

- Ne kadar güzel gözlerin var senin öyle, dedi.

Kız onun bu iltifatına karşı nasıl bir tavır takınacağını bilemez bir halde annesine baktı. Annesi ise duymazdan gelmişti. Küçük kız da iltifatı yapan kadın bir daha bakmamak için mavi gözlerini öte yana çevirdi.

Feride hanım şöyle bir etrafına baktı, otobüsteki herkes camdan dışarıya bakıyordu. Hiç kimse birbirine bakmak istemiyor gibiydi. Ne kadar gergin bir atmosfer vardı, evdeki yalnızlığını bile arar hale gelmişti.

Derken otobüs durakta durdu, giyimlerinden Suriyeli mülteci oldukları anlaşılan birkaç kadın bindi. Kadınlardan birinin yanında ufak bir kız çocuğu vardı. Esmer, kıvırcık saçlı, kara kara gözlü, uzun uzun kirpikli bir kız çocuğu. Tam da Feride hanımın karşısında dikiliyordu. O kocaman siyah gözleriyle Feride hanımın gözlerinin ta içine bakıyordu.

Feride hanım da ona baktı ve gülümsedi. Çocuk beklemediği bu gülümseme karşısında sevinmişti. Annesine baktı. Annesi de çocuğuna bakıp gülümseyen bu yaşlı kadına gülümsedi.

Feride hanım sevinmişti, sevindirmek istedi. Çantasını karıştırdı, bir şeker buldu. Çıkarıp küçük kıza uzatırken:

- Ne kadar güzel gözlerin var senin. Adın ne bakayım? dedi.

Otobüstekiler ellerinde olmadan kızın gözlerine baktılar, belli etmemeye çalışarak. Ama küçük kız aldığı iltifattan memnuniyetle adeta “Duydunuz mu, ne dedi?” dercesine bakışlarını o kadar hızla yolcuların üzerinde dolaştırmıştı ki, yakalandılar. Göz göze gelince de gülümsemeden edemediler.

Kızın annesi beklemedikleri kadar düzgün bir Türkçeyle konuştu:

- Rânâ… İsminin manası da “güzel” demektir.

- Öyle mi? Sen Türkmen misin? Türkçen bayağı düzgün.

- Evet. Türk dizileri de seyrediyoruz orada. Onun için…

- Hımm. Ne yapıyorsunuz, nasıl geçiniyorsunuz? Allah yardımcınız olsun.

Kadın iki elini yana açtı. Feride Hanım bu çaresizlik ifadesi karşısında bir başka çaresizlik ifadesi olarak boynunu büktü.

Biraz sonra otobüs son durağa gelmişti ve bütün yolcular indiler. Kaderlerinin onları götürdüğü yerlere dağıldılar…


Sayı : 33
Büyük Kapak