Hayat Kitabımız Kur'an-ı Kerim

Sayı : 67 / Eylül 2017, Konu Başlığı : Sünnetin Gölgesinde

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin ashabından Useyd bin Hudayr radıyallahu anh’ın başından geçenler şöyle rivayet edilir:

Useyd bir gece Bakara suresini okuyordu. Atı da yanında bağlıydı. Birden atı şahlanmaya başladı. Useyd susunca at sakinleşti, Üseyd tekrar Kur’an okumaya başlayınca at yine şahlandı. Bu şekilde birkaç kere olunca Useyd sustu. Çünkü oğlu ata yakın bir yerde uyumaktaydı. Kalktı, atın çocuğa bir zarar vermesinden endişe ederek çocuğu geriye çekti. Bu sırada başını kaldırıp göğe bakınca bir sis bulutu içinde kandiller gibi ışıklar gördü. Daha sonra bu sis tabakası, ışıklarla birlikte göğe doğru yükseldi.

Useyd sabah olunca hemen Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e koştu ve bu olayı anlattı. Nebi sallallahu aleyhi vesellem ona:

“Oku ey Hudayr oğlu oku!” buyurdu. Useyd:

“Ya Rasûlallah atın oğlum Yahya’yı çiğnemesinden endişelendim de (onun için okumayı kestim.) O sırada bu ışıklı beyaz sis tabakası göğe doğru çekilip gitti, nihayet onu görmez oldum, dedi.

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:

“Bilir misin onlar nedir? Ey Useyd onlar meleklerdi. Senin Kur’an okuyan sesine gelmişlerdi. Eğer okumaya devam etseydin, sabaha kadar seni dinlerlerdi, insanlar da onları seyrederlerdi, onlar insanlardan gizlenmezlerdi.” (Buhari,Kitabu’l-Bedi’i’l Vahy,IV, 234)

Kur’an’ı Kerim, Allah-u Zülcelâl'in Cebrail vasıtasıyla Hz. Muhammed’e vahyettiği, iman edenler için kurtuluş vesilesi olan Kelamıdır. Rabbimiz, pek çok ayet-i kerimede, Kur'an-ı Kerim’in bir müslümanın hayatındaki önemine işaret etmiştir. Bu sebeple Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem ve ashabının kulluk hayatında Kur'an-ı Kerim tilavet etmenin önemli bir yeri olmuştur.

Kur’an’ın Kıraati İbadettir

Allah'ın kitabına Kur'an-ı Kerim ismi de bizzat Allah'ın kelamı ile verilmiştir:

“Şübhesiz ki o Kur'an-ı Kerim’dir. Korunmuş bir kitabda (Levh-i Mahfûz’da) bulunan, (şerefli bir Kur’ân’dır.)” (Vakıa, 77-78)

Bazı alimlere göre Kur’an ismi de İlahi kitabın çok okunmasına işaret eder. Onun okunması Allah-u Zülcelâl’in bir emri ve mucizesidir. Bu kitap Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem kendi tekrarlamaları ve ezberleme çabalarıyla öğrendiği bir metin değil, mucizevi olarak Peygamber aleyhisselatu vesselamın kalbine yerleştirilmiş olan apaçık bir beyandır. Rabbimiz bir ayet-i kerimede Rasulüne:

“Doğrusu o vahyolunanı kalbine yerleştirmek ve onu sana okutturmak Bize düşer.” (Kıyame, 17) buyurmuştur.

Gerçekten de Peygamberimiz evvelce vahyedilen ayetleri belleyip ezberlemek için çaba gösterirken sonra bunu bırakması bildirilmiştir. Kur’anı kerim Peygamber aleyhisselatu vesselamın kalbine yerleştirildiği gibi kıraati de ona bizzat Cebrail aleyhisselam tarafından sema ve arz usulüyle bildirilmiştir.

Sema, dinlemek demektir ki Peygamberimizin Hz. Cebrail’in tertil yani tecvidli bir şekilde tane tane okumasını dinlemesi demektir. Bu dinleyişle ayetin lafzı da manası da Peygamber aleyhisselatu vesselamın kalbine yerleşmekteydi. Sonra Allah Resulü onu okuyarak Cebrail aleyhisselama arz ediyordu.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem Kur'an-ı Kerim’i Cebrail’den aldığı gibi aynen Müslümanlara da okuyordu. Ayet-i kerimeleri önce müslüman erkeklere ardından da müslüman kadınlara okuyordu.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem kadınların da Kur'an-ı Kerim öğrenmesine çok önem vermiştir. Hatta evlenmek için mehir olarak verecek malı olmayan kişilerin, hanımına Kur'an-ı Kerim öğretmesi karşılığında evlendirmiştir.

Bir kadın Allah Rasûlünün yanına geldi ve:

“Ey Allah’ın Rasûlü kendimi senin yolunda adamaya geldim,” dedi. Rasûlullah bir şey demeyip başını aşağı eğdi. Kadın bir kenara oturdu. Hz. Peygamber’in ashabından birisi kalktı ve:

“Ey Allah’ın Rasûlü şayet ona bir ihtiyacın yoksa beni onunla evlendirir misin?” dedi. Hz. Peygamber o kişiye “Yanında ona mehir olabilecek bir şey var mı?” diye sordu. Adam:

“Allah’a yemin olsun ki yok ey Allah’ın Rasûlü” dedi. Hz. Peygamber de:

“O halde ahaline git de bir bak bakalım bir şeyler bulabilir misin?” dedi. Adam gitti sonra tekrar döndü ve:

“Allah’a yemin olsun ki bir şeyler bulamadım ey Allah’ın Rasûlü” dedi. Hz. Peygamber de:

“O halde git de bir bak bakalım bir demir yüzük dahi bulamaz mısın?” adam gitti tekrar döndü ve

“Demir yüzük de yok ey Allah’ın Rasûlü ancak işte izarım bu var.” Rasûlullah:

“Senin izarınla ne yapsın? Onu sen giyersen onun için bir şey kalmaz, o giyerse bu sefer de sana bir şey kalmaz” dedi. Bunun üzerine adam oturdu. Bir süre geçtikten sonra Hz. Peygamber adamın çağrılmasını emretti. Adam gelince Rasûlullah ona,
“Kur’an’dan ne biliyorsun?” diye sordu. Adam da “Şu sûreyi, şu sûreyi,” diye saydı. Hz. Peygamber: “Onları ezbere okuyor musun?” diye sordu. Adam evet dedi. Hz. Peygamber de “O halde seni ezberlediğin Kur’an ayetleri (öğretmen) karşılığında o kadınla evlendirdim haydi git”. Buyurdu. (Buhârî, VI, 238-241)

Kur’an Şefaat Edecektir

Peygamberimiz birçok hadis-i şerifiyle ümmetini Kur'an-ı Kerim okumaya teşvik etmiş, Kelamullah’ın ahirette onu imanla okuyanlara şefaatçi olacağını şöyle bildirmiştir:

“Kur’an’ın sahibi kıyamet gününde gelecek ve Kur’an: “Ey Rabbim onu süsle” diyecek bunun üzerine ona keramet tâcı giydirilecektir. Sonra Kur’an: “Ey Rabbim ona yine ver” diyecek ve bunun üzerine o kişiye keramet giysisi giydirilecektir. Sonra Kur’an: “Ey Rabbim ondan razı ol” diyecektir. Bundan sonra da “oku ve yüksel” buyuracak ve her âyet karşılığında bir hasene ilave edilecektir.” (Tirmizi,Fezailu’l-Kur’an,V, 128)

Bu hadis-i şeriften anlıyoruz ki ahiret gününde Müslümanların dereceleri Kur'an-ı Kerimle münasebetlerinin kuvvetine göre olacaktır. Elbette burada kast edilen sadece bir söz olarak okuyup geçme demek değildir, Kur'an-ı Kerimin bildirdiklerine iman edip gereği gibi amel etmek için elden geldiği kadar çaba göstermek şarttır. Peygamber aleyhisselatu vesselam şöyle buyuruyor:

“Kur’an okuyan ve onunla amel eden mü’min kişi, tadı ve kokusu güzel ütrücce (turunçgil meyvesi) gibidir. Kur’an okumayan ancak onun hükümleriyle amel eden kişi, tadı güzel fakat kokusu olmayan hurma gibidir. Kur’an okuyan, ancak onun icap ettirdiği tarzda yaşamayan facir, kokusu güzel fakat tadı acı reyhan otu gibidir. Kur’an okumayan ve onunla amel etmeyenmünafık ise kokusu olmadığı gibi tadı da acı olan Ebu Cehil karpuzuna benzer.” (Buhari,Fezailu’l-Kur’an, 17,36, 37; İbn. Mâce, I, 77)

Demek ki Kur'an-ı Kerimi inanıp amel etmekle birlikte çok okumak insanın derecesini yükseltmektedir. Bu teşvikler vesilesiyle sahabe-i kiram Kur'an-ı Kerim okumaya çok önem vermiştir.

Hz. Peygamber bir yere bir idareci görevlendirdiğinde Kur’an’ı daha çok bileni tercih ediyordu. Tecvid kurallarına uygun olmak şartıyla Kur’an’ın güzel sesle okunmasını tavsiye ediyordu. (İbni Mace, ikame, 176) Ayet-i kerimeleri vahiy katiplerine yazdırıyor, çoğaltıyor, ezber yapan sahabesine dağıtıyordu.

Asr-ı saadette Kur'an-ı Kerim sureleri farz ve nafile namazlarda uzun uzun okunuyor, bunun dışında gece gündüz okunuyordu. Böylece Allah Rasulü aleyhisselatü vesselam zamanında birçok hafız sahabe yetişti. O zamanlar hafızlara Kurra’ deniliyordu.
Peygamberimiz Kur'an-ı Kerimin ezberlenmesine çok önem vermiştir. Hz. Ali radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre:

“Her kim Kur’an’ı okur onu ezberler, helalini helal, haramını haram bilirse, Allah bu Kur’an sebebiyle onu cennete girdirir ve aynı zamanda, ailesinden her birine cehennem vacip olan on kişiye, şefaatçi kılar.”(İbni Mâce, Sünen, I, 78; Tirmizi, V, 171.) buyurmuştur.
Peygamberimiz cemaatle namaza önem verirdi. En çok sure ezberlemiş olanların imamlık yapmasını tavsiye ederdi:

“Üç kişi bir araya geldikleri zaman biri imam olsun, imamete en lâyık olan kişi Kur’an’ı en iyi okuyandır.” (Darimi, Salat, 42)

Böylece Kur'an-ı Kerim Müslümanlarca çok okunan, saygı duyulan ve manası üzerinde düşünülüp araştırma yapılan ilahi bir kitap olarak bilinmiştir.

Kulluk Hayatımızın Mihveri

İnsanlık tarihinde en çok okunan, ezberlenen ve anlaşılması çalışma yapılan kitabın Kur’an olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Kur’an Müslümanların kulluk hayatını bütün yönleriyle kuşatan bir kitaptır. Onun lafzını okumak da ibadettir, manasına uygun amel yapmak da ibadettir, tefekkür edip Allah'a karşı edebini düzeltmek de ibadettir. Kısacası Kur'an-ı Kerim kulluk yolunda en önemli rehberimizdir.

Zaten Rabbimiz de Kitab-ı Mübin’inde böyle olması gerektiğini bildirmiştir. Rabbimiz, Kur'an-ı Kerim’de bu kitabın kıymetindengafil kalmayıp istifade etmemiz için birçok ikazda bulunmuştur. Mesela Kur'an-ı Kerimin birçok ismi ve sıfatı vardır ki bunlar ondan nasıl istifade edeceğimize işaret eder. Bunlardan birinde Kur'an-ı Kerim’in bir ismi: “Mübarek Zikir” dir. Ayet-i kerimede:

“İşte bu (Kur’ân) da, mübârek bir zikirdir ki onu (biz) indirdik. Şimdi siz onu inkâr edenler misiniz?” (Enbiya, 50) buyrulmuştur.

Zikir, anma, hatırlama, öğüt verme, hatırlatma gibi manalara geldiği gibi çok anmayı, tekrar tekrar okumayı da anlatır. Ayet-i kerimede, Kuranın böyle çok okunup içindeki öğütlerin hatırlanmasının manevi hayatımız için bereketli bir amel olduğuna işaret edilmekte gibidir.

Kur'an-ı Kerimin bir ismi ve vasfı da “Burhan ve Nur-u Mübin” dir. Ayet-i kerimede Rabbimiz:

“Ey insanlar! Size Rabbinizden kesin bir burhan (delil) geldi. Size apaçık bir nur (olan Kur'ân'ı) indirdik.” (Nisa, 174) buyuruyor.

Kuran ayetleri şu aldatıcı dünya hayatında kasvet bağlayan kalbimize nur verir. Ayet-i kerimelerdeki imanımızı kuvvetlendiren burhanlar, kalbimizdeki imanı tazeler, güçlendirir.

Rabbimiz tarafından Kur'an-ı Kerim aynı zamanda “Şifa, Hidayet ve Rahmet” olarak isimlendirilmiştir: “Ey insanlar! Muhakkak ki size Rabbinizden bir nasîhat, gönüllerde olana bir şifâ ve mü’minler için bir hidâyet ve bir rahmet (olan Kur’ân) gelmiştir.” (Yunus, 57)

Birçok ayet-i kerimelerde bildirildiği gibi insanoğlunun iç aleminde nefsani bir taraf olduğu için, bu tarafın tesiriyle kalpte hastalıklar arız olur. Bunun alameti kalbin gaflete dalması, asıl önemli olanı unutup önemsiz şeyleri kendine takıntı yapması, boş boş ömür geçirmesi hatta çirkinlikler işlemesidir. İşte Kur'an-ı Kerimi çok okumak kalbe arız olan o hastalıklara şifa verir. Kur'an-ı Kerimin tefekkür ederek okumak da insana manevi yolda rehberlik yapar.

Kur’an Manevi Hayatın Ruhudur

Kur'an-ı Kerimi böyle çok okumak insanın ruhani tarafının hayatıdır ve manevi yönden ruha dirilik verir. Buna işaretle Kur'an-ı Kerim’in bir adı da “Ruh”tur.

“İşte sana da böyle emrimizden bir ruh vahyettik.” (Şura, 52)

İnsanın madde alemini gören bir maddi gözü olduğu gibi, manevi hakikatleri anlamasına yardım eden bir kalp gözü de vardır. O göz ancak Kur'an-ı Kerim teleskopu ile mahşer manzaralarını gördüğü vakit maneviyatın kıymetini idrak eder. İşte bu sebeple Rabbimiz Kur'an-ı Kerim ayetlerine “basiret” adını vermiştir:

“Bu Kur’an Rabbinizden gelen basiretlerdir.” (Araf, 203)

Allah'ı ve ahireti bilmeyen insan, şu fani dünyadaki her ilmi bilse de yine cahildir. Çünkü o ilimler ona bu dünyada fayda verecek ama kabre girdiği andan itibaren işine yaramayacaktır. Halbuki ahirette ona sorulacak olan ilmi öğrenirse, dünyevi ilimleri de iyilik için kullanır o zaman ilimden hakiki faydayı elde etmiş olur. Bu sebeple insanı cehaletten kurtaran asıl ilim, Peygamberlerin getirdiği gayba dair bilgilerdir. Rabbimiz bu sebeple Peygamberine verdiği Kur'an-ı Kerim ve hikmeti “İlim” ismiyle anar:
“…Sana gelen ilimden sonra onların hevasına uyacak olursan zulmetmiş olursun.” (Bakara, 145)

Rabbimiz Kur'an-ı Kerim’ini “Furkan (Ayırt eden bilgi) ,” “Beyan (Açıklama),” “Ahsen’ul-Hadis, (Sözün en güzeli)” “ Nebe’ul-Azim (Büyük haber, ahiret haberi)” “Urvet-ul Vuska (Tutunulacak sağlam kulp)” “Sıdk (Doğru haber ve doğruluk)” “Beşir, (inananlar için müjde)” “Nezir (sakınılacak şeyleri ve azabı bildiren bir ikaz)” gibi daha birçok isimlerle tesmiye etmiştir.

Kur'an-ı Kerim her çağda rehberimizdir. Bilhassa fitnelerin çoğaldığı zamanlarda ona bağlılığın daha da artması gerekir. Hz. Ali radıyallahu anh, Rasûlllah sallallahu aleyhi vesellemin şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

“İleride birtakım fitneler doğacaktır”

“Ya Rasûlallah bunlardan nasıl kurtuluruz?” diye sorduğumda şöyle buyurdu:

“Kurtuluş Allah’ın kitabındadır. Kur’an hak ile batılın arasını ayıran kesin bir hükümdür. Bir eğlence değildir. Kur’an’ı terk eden günahkârı Allah helak eder. Kur’an’ın dışında hidayet arayanı delalete sevkeder. O tutunacak sağlam bir kitap, hikmetli bir zikir dosdoğru bir yoldur.

Kur’an heva ve hevesi yanlış yola çekmeyen, lisana kötü söz söyletmeyen, âlimleri hiç bıktırmayan, ne kadar okunursa okunsun değerini kaybetmeyen, hikmetleri bitip tükenmeyen bir kitaptır. Onu okuyan doğru kimselerden olur. Onunla amel eden mükâfatını görür. Onunla hükmeden âdil olur. Ona davet eden doğru yola erdirilmiş olur.” (Tirmizi,Fezailu’l-Kur’an,V,170)


Sayı : 67
Büyük Kapak