Hayatımızı Kimler Dizayn Ediyor?

Sayı : 30 / Ağustos 2014, Konu Başlığı : Lamelif

Fransa’ya sosyoloji eğitimi için giden bir doğulu düşünür şöyle anlatıyor: “Bir gün, Fransa’da bir otomobil fabrikasının yanından geçerken, gözlerime şu ilan ilişti: ‘Fabrikamıza sosyolog alınacaktır.’

Bunu görünce hayret ettim ve fabrika yetkililerine sordum: “Burası bir otomobil fabrikası. Siz ise sosyolog arıyorsunuz. Ben bir alaka kuramadım.” Bana söylediklerinin karşısında adeta buz kesildim:

“Biz, az gelişmiş toplumlara, önce toplum bilimcileri göndeririz. Onlar o toplumun tüm ihtiyaç ve zevklerini ürünlerimize göre değiştirirler. Özellikle kanaat önderlerinden başlarız. Mamullerimizi almaya paraları yoksa da istediklerini yine veririz. Onları borçlandırırız. Daha sonra, orası adeta bizim sömürgemiz olur, siyasi olarak da bize bağlı kalırlar.”

Dünyayı hızla saran çok uluslu şirketler, ürettikleri mamullere göre, insanların hayatını dizayn ediyorlar. Tüketimin kamçılanmasının en iyi aracı, görsel ve yazılı medyadır. Dünyadaki tüm moda tasarımcıları, bu sermaye gruplarına hizmet ederler. Yapılan defileler, güzellik yarışmaları, müsabakalar, hepsi bu mamullerin pazarlanmasına yöneliktir.

Maddi ve manevi anlamda, tarihin hiçbir döneminde yeryüzü bu kadar kirletilmemiştir. İnsanların doyum bilmeyen hırsları yüzünden, dünya fiziki olarak çok kirletildiği gibi manevi olarak da hiçbir zaman bu kadar isyanlar yaşanmamıştır. Yaşanan doğal afetler, kuraklıklar ve hastalıklar, hep bu kirletilmişliğin eseri. Peygamberler tarihini inceleyen herkes bunun ne anlama geldiğini ve durumun vahametini anlayacaktır. Geçmiş kavimlerin başına gelen felaketlerin sebebi sayılan tüm günahlar ve isyanlar, adeta bir bütün olarak zamanımızda bir araya gelmiştir.

“Mutlu olmak için çok tüket. Çok tüketmek için çok satın al. Çok satın almak için çok paran olmalı. Çok paran olması için çok çalış. Çok parayla daha çok tüket.” Bu anlayışla hiş kimse iflah olmamıştır. Bu, insanlığa onursuzluktan başka bir şey getirmemiştir.

Bu kadar yoğun tüketim teşvik bombardımanına maruz kalan toplumlarda durum hiç de iç açıcı değildir. İnsanlar, bankaların insafsız para harcama teşviklerine çoktan kendilerini kaptırdılar. Söyler misiniz Allah için, bir insan, olmayan parayı nasıl harcar? Bunun akıl ve mantıkla izah edilecek bir yanı var mı? Bu ülkede her yıl, kredi kartı borcu yüzünden kaç yuva dağılıyor biliyor musunuz veya kaç kişi intihar ediyor? Bu meydana gelen dramlar, bankacıların para kazanma iştahlarını daha da kabartıyor maalesef.

Zaten “kuti la yemut” yani ölmeyecek kadar bir azık ile çalışan bu insanlar, yapılan reklamlardan da etkilenerek, her birkaç yılda bir buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi ve televizyonlarını değiştirir.

Gidin Ankara’daki İtfaiye Meydanı’na bakın veya İstanbul Yenibosna’da bulunan eskici pazarına bakın; satılan mallar hep yeni. Çünkü insanlar, her yıl veya birkaç yılda bir bunları değiştirmekle alakalı yoğun reklam bombardımanı altında… Çoğu zaman da borçları ödeyemedikleri için icralık oluyorlar ve eşyalarını yok pahasına satmak zorunda kalıyorlar.

Diren Müslüman!

İnsan bazen farkına varmadan istemediği bir mecraya sürüklenebiliyor. Hatta karşı olduğu bir mecraya istemeden sürüklenebiliyor veya benimsemediği halde, belli bir süre sonra içinde bulunduğu ortamdan kendisi de etkileniyor, amiyane tabirle “ayak uyduruyor.”
Ülkemizdeki Müslümanların durumu da aynen böyledir. Birkaç Müslüman bir araya gelip konuşsa, hepsi de israfın, gereksiz yere tüketimin yanlışlığı konusunda hemfikirdir. Ancak bizlerin de hayat tarzı ne yazık ki hayatı sırf bu dünya hayatından ibaret görenlerin hayatından farksız hale gelmiştir.

Çünkü dünyayı hızla saran çok uluslu şirketler, adeta dünyada yaşayan tüm insanları köle gibi görmekte ve insani bir hayatın önünü tıkamaktadırlar. İnsanlar, ancak çalışacak kadar özgürlüğe sahiptirler. Onların çalışmaları da sadece mevcut yeryüzü düzeninin idamesi ve daha güçlü olmasına yarıyor.

Mevcut gayri insani düzende çalışan insanlardan herhangi bir erdem veya sosyal tepki beklemek hayaldir. Çünkü güneşin doğuşundan batışına kadar, sadece kendilerini hayatta tutacak şeyleri sağlamak için didinen bu insanlar, hayal bile kuramazlar, erdemli düşünemezler, hiçbir sosyal meseleyi analiz edemezler, hiçbir toplumsal duyarlılığa sahip olamazlar.

İşin garip tarafı, bu enjekte edilen anlayışla insanlar, fıtratlarının icap ettirdiği gerçek duygularını ve gerçek ihtiyaçlarını da yaşamıyorlar. Çalışma, alışveriş, ödemeler, fazla mesai, hastalıklar, tedaviler, psikolojik sorunlar, ailevi huzursuzluklar kısır döngüsü içinde tükeniyorlar. Kime sorsanız, hep daha iyi bir hayat sürmek için çalışıp didiniyorum der ya, ama nedense didinmesini bitirip, şu daha iyi hayatı yaşamaya başlayan birini göremedim çevremde.

Herkes bir gün daha iyi yaşayacağı umuduyla bu kısırdöngüye hizmet ediyor. Ama aksine elindeki sayı ömrü tükeniyor, gençliği, sağlığı elinden kayıp gidiyor. Öyleyse, vakit geç olmadan uyanmalıyız. Bize telkin edilen hayat tarzını sorgulamanın artık vakti gelmiştir.

Çare; İslami Hayat Tarzı

Peki, ne yapmalı? Nasıl insani ve İslami bir hayat ortamını yakalayacağız ve dünyaya geliş amacımız olan Allah’a kulluk için ne zaman vaktimiz olacak. Gündemimizi ve zihinsel mesaimizi bulandıran gazete, dergi, televizyon, radyo, sinema ve tiyatro tasallutundan ne zaman kurtulacağız?

Bu, gayr-ı insani modern hayata karşı, İslami hayat tarzı gerçek bir zırhtır. İslam bize sadeliği, mütevazı yaşamayı ve gösterişten uzak olmamızı emreder. Eğer biz İslam’ın bu emirlerine riayet edersek özgürleşiriz. Biz bu dünyaya Allah’a kul olmak için geldik.
Başka şeylere kulluk olur mu?...

Allah’a kul olan insan asil olur, başı dik olur. Eğer şükretmesini biliyorsak ve sadeliğin, aslında bizim mutluluğumuzla alakalı olduğunu kavrarsak, emin olun fert ve toplum olarak hürriyetimize kavuşmuş oluruz. Hem Allah-u Teâlâ’nın bize verdiği ömür çok kısa, bu kısacık dünya-sürgün hayatımızda, yapmamız gereken başka şeyler var. Allah’a kul olmanın getirdiği sorumluluklar, ailemize, diğer insanlar ve doğaya karşı sorumluluklarımız var. Hem kendi nefsimiz de bize emanettir, ona karşı da sorumluluklarımız var.

Biz, eğer İslam’ın emrettiği gibi şükredersek, sade yaşarsak, israftan kaçınırsak, işte o zaman bu dünyadaki hayatımızda da daha fıtrata uygun bir hayat yaşar, daha mutlu oluruz. Gösterişin debdebenin şeytandan olduğunu bilirsek, her yıl buzdolaplarımızı ve televizyonlarımızı değiştirmeyiz. Üzerinde oturduğumuz halıyı bir ömür kullanabiliriz. Öz kazancımızda da başkalarının hakkı var inancını taşırsak, israf yapamayız.

Müslümanlar sadelik yarışına girmeliler. Evini şatafatlı döşeyen birine misafir olduğumuzda, bizden utanmalı. Ve mahcup olmalıdır. Böylelikle herkes, evindeki fazlalıklardan kurtulacak ve Sahabe-i Kiram gibi sade bir hayatımız olacaktır. İnanın bu zor bir şey değildir. Yeter ki bunu nefislerimize kabul ettirelim ve şartlanmışlıklarımızdan kurtulalım.

İhtiyaçlar fazlalaştıkça insanın esareti de o oranda artıyor. Hür, onurlu fakat sade bir hayat, Allah katında çok daha makbuldür.


Sayı : 30
Büyük Kapak