Hayâlı Çocuk Yetiştirmek İçin

Sayı : 41 / Temmuz 2015, Konu Başlığı : Çocuk Eğitimi

Hayâ sözlükte “utanma, çekinme” manasına gelir. Din ve ahlâk ilminde ise hayâ “nefsin çirkin huylarından utanma, çirkin davranışlardan çekinme” manasında kullanılır.

Hayâ İslam dininde güzel ahlâkın en temel vasıflarından biridir. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem; “Her dinin bir ahlâkı vardır. İslâm’ın ahlâkı da hayâdır” (İbn Mace, Zühd, 17) buyurmuştur.

Hayâ duygusu insanı kınanmaktan korkmaya, bu sebeple çirkin halleri terk edip güzel davranışları sergilemeye sevk eder. Peygamber Efendimiz, “Eğer utanmıyorsan istediğini yapabilirsin!” (Buhari, Edeb, 78) buyurarak, çok önemli bir hakikate dikkat çekmiştir. Âlimlere göre bu özlü manalara sahip hadis-i şerif, utanma hissini kaybettiği takdirde kişiyi yanlışlardan alıkoyacak hiçbir duygunun kalmayacağına işaret etmektedir.

Dikkat edildiğinde açıkça görülebileceği gibi, hayâ duygusu gelişmemiş bir insanı artık kötülüklerden alıkoyacak bir engel kalmamıştır. Hayâsız kişiler, nefsinin istediğini yapar, canı nasıl isterse öyle yaşar. Bu durumda da nefsinde gizli bulunan bütün çirkinlikler meydana çıkar. Bilhassa şehevî hislerine hiçbir ölçü koymayan utanmaz insanlar, hayvanların seviyesine hatta onlardan da daha aşağı bir çirkinliğe dûçar olurlar.

İnsanı insan yapan duygu hayâdır. İnsanı güzel insan, şahsiyetli ve şerefli bir insan yapan ise en ufak bir hata işlemekten bile utanmaktır. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem “Fuhuş (kötülük) bir şeyde bulunursa mutlaka onu çirkinleştirir. Hayâ da bir şeyde bulunursa onu mutlaka güzelleştirir.” (Tirmizi, Birr, 47) buyurmuşlardır.

Gelmiş geçmiş en hayâlı insan, azim bir ahlak sahibi olan Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemdir. Sahabeler onun, yüzünde örtüsüyle oturan bir gelinlik kızdan daha hayâlı olduğunu belirtmişlerdir. (Buhari, Edeb, 73)

Hayâ üstün bir şahsiyete yükselmenin anahtarı olduğu gibi, hayâ duygusunu yitirmek de esfel-i safiline yuvarlanmanın ilk basamağıdır. Bir hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

“Allah, bir insanı helâk etmek istedi mi, ondan önce hayâyı çeker alır. Hayâsı bir kere gitti mi sen onu artık herkesin nefretini kazanmış bir kimse olarak bulursun. Sonra ondan emanet çekilip alınır, artık güvenilmeyen kimse olarak bilinir.” (İbn Mace, Fiten, 27)

Hayâ Duygusu Fıtridir

Bu hadis-i şerif de, hayânın insan karakterinde adeta bir temel taşı olduğu, o yerinden oynayınca kişiliğin kaymaya uğradığını bildirmektedir. Gerçekten de hayâ duygusu insanın yaratılışında mevcut bir temeldir. Kuran-ı Kerim’de Hz. Âdem ile Havva’nın fıtrî hayâ duygusuyla cennet yapraklarıyla örtündükleri şöyle anlatılmaktadır:

"Şeytan onlara, gözlerinden gizlenmiş olan edep yerlerini açığa çıkarmak için vesvese verdi. Onlara şöyle telkinde bulundu: "Rabbinizin size bu ağacın meyvesini yasaklamasının tek sebebi, sizin meleklerden veya ölümsüz hayata nail olanlardan olmanızı önlemektir." Ve onlara: "Elbette ben size öğüt verenlerdenim." diye de yemin etti. Böylece onları aldatarak önceki mevkilerinden düşürdü. Ağacı(n meyvesini) tadınca, çirkin yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerini örtmeğe başladılar. Rableri onlara seslendi: "Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi ve şeytan size apaçık düşmandır, demedim mi?’” (Araf; 20-22)

Hayâ duygusu insanın çocukluğunda bulunan fıtri bir duygudur. Ancak insanın fıtratındaki diğer güzel duygular gibi hayâ duygusunun da maneviyat ile beslenip kuvvetlendirilmesi gerekir. Eğer çocuklara hayâ duygusunu geliştirecek mahremiyet ve edep eğitimi verilmezse bu duygu körelerek, yok olur.

Hayâ duygusunu geliştirecek en temel manevi eğitim, he konuda olduğu gibi öncelikle imandır. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, “Hayâ imandandır.” (Müslim, İman, 59) buyurarak iman ile hayâ arasındaki sıkı bağa dikkat çekmiştir.
Biz de yüksek ahlaka sahip çocuklar yetiştirmek istiyorsak ilk alacağımız tedbir, onlara yakîn derecede güçlü bir iman aşılamak olmalıdır.

Bir çocuk, sadece insanlardan utanmakla hakiki bir hayâ sahibi olamaz. Çünkü bu şekildeki yüzeysel utanma duygusu onu insanların görmediği yerde nefsine uymaktan alıkoyamaz. Asıl hayâ, Allah'tan utanarak her nerede olursa olsun kötülük işlememektir. Peygamber efendimiz ashabını böyle bir hayâ ile ziynetlenmeye teşvik etmiştir.

Abdullah bin Mesud radiyallahu anhu’nun rivayetine göre, bir gün Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem sahabelere şu tavsiyede bulundu: “Yüce Allah'tan hakkıyla, gerçek hayâ ile hayâ ediniz.” Sahabeler: “Ya Resulallah, Allah'a hamd olsun, biz Allah'tan hayâ edip utanıyoruz.” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) şu tavsiyede bulunur: “Hayâ etmek böyle değildir. Allah'tan hakkıyla hayâ etmek, başı ve başın taşıdığı organları; karnı ve karnının içine doldurduğu organları; haramdan korumak, ölümü ve toprak altında çürümeyi hatırda tutmaktır. Âhireti isteyen kişi de dünyanın ziynetini bırakır. İşte, kim böyle yaparsa Allah'tan gerçek manada hayâ etmiş olur.” (İmâm Ahmed, Müsned, 1; 387)

Mahremiyet Eğitimi

Hayâ duygusunu korumanın bazı uygulamalı yöntemleri de vardır. İslam dinimiz bu hususlarda da tedbirler almıştır. Bunlardan ilki mahremiyet eğitimidir.

Anne babaların çocuklarını yetiştirirken mutlaka mahremiyet eğitimi vermesi zorunludur. Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz bu eğitimin esaslarını şöyle açıklamıştır:

“Aranızdaki çocuklar ergenlik çağına girdikleri zaman da, öteki yetişkinlerin yaptığı gibi, (evinize yahut belirtilen vakitlerde odanıza girmek istediklerinde, her defasında) sizden izin istesinler. Allah ayetlerini size işte böyle açıklamaktadır; çünkü O doğru hüküm ve hikmetle buyuran mutlak ve sınırsız bilgi Sahibidir!”(Nur; 59)

Bu ayet-i kerimende öğrendiğimize göre çocuklar anne babalarının yatak odalarına izin almadan girmemelidirler. Bu hususta çocuğa; “ Anne babaların yatak odasına, kapı tıklatılmadan ve izin verilmeden girilmez.” Şeklinde uyarı yapılmalıdır. Çocuklar akılları ermeye başladığı dönemden itibaren mutlaka bu konularda eğitilmelidir.

Bir diğer tedbir, kız ve erkek kardeşler aynı yatakta yatırılmamasıdır. Peygamber efendimiz bazı hadislerinde yedi bazı hadislerinde ise on yaşından itibaren çocukların yataklarını ayırmayı emretmiştir. İmam Nevevî ise bu hadisleri yorumlarken şu hükümleri ifade eder:

“Kız ve erkek çocuklar on yaşına basınca onların yataklarını anne, baba, kız ve erkek kardeşlerinin yataklarından ayırmak vaciptir. Erkeğin erkekle, kadının kadınla aynı yatakta yatmaları aslâ caiz değildir; her biri yatağın birer kenarında olsa bile...” (Feteva’n-Nevevî, s. 215a; İbranim Canan, Hz. Peygamberin Sünnetinde Terbiye, s. 309.)

Ergenlik dönemine ulaşıldığında ise imkân ölçüsünde kız ve erkek çocuklarımızın odaları ayrılmalıdır. Ayrılamıyorsa araya perde konulmalıdır.

Hassasiyet Şart

Çocukların hayâ eğitimi konusunda anneler çok özenli davranmalıdır. Mesela çocuğun üstünü değiştirirken mutlaka başka bir odaya götürmeye dikkat etmeleri gerekir. Anne babalar da ev içinde kılık kıyafetlerine dikkat etmeli, mahremiyet eğitimine zarar verecek açıklıkta kıyafetler giymemelidir. Çocukların da dört yaşından itibaren ev içi veya ev dışında açık saçık, yarı çıplak kalmamasına dikkat etmek gerekir.

Bilhassa çocuklarımızın avret bölgelerinin görünmesi noktasında hassasiyet kazandırılmalıdır. Bunun için çocuklarımızın elbiseleri ve iç çamaşırları avret bölgelerinin kazara görünmeyeceği şekilde seçilmelidir.

Çocuğun tuvalet eğitiminden itibaren mahrem yerlerini kimseye göstermemeleri ve dokundurmamaları gerektiği öğretilmelidir. Çocuklarımıza kapısı kapalı olan banyo veya tuvalete girmeden önce kapıyı mutlaka çalma hassasiyeti kazandırılmalıdır.

Banyoda mahremiyet konusu da önemlidir. Bazı anneler çocuklarıyla beraber yıkanmakta bir sakınca görmemektedir. Oysa bu doğru değildir. İster kız ister erkek olsun dört yaşından itibaren çocuğun yanında anne çıplak olmamalıdır. Yine bu yaşlardan itibaren çocuğu yıkarken kendi eliyle kendi avret yerini örtmesi öğretilmelidir. Böylece çocuk hayâ duygusunu kaybetmemiş olur.

Çocuklara taharet bilgisi kazandırmak da hayâ eğitiminin bir parçasıdır. Çocuklar beş altı yaşlarından itibaren tuvalet ihtiyaçlarını tek başına giderip kendileri temizlenebilmelidir. Böylece annenin artık çocuğunun avret mahalline bakmaması ve dokunmaması sağlanmış olur. Zaruret olmadıkça annenin dahi çocuğun belli bölgelerine bakmamaya dikkat etmesi önemlidir.

Bilhassa sevgimizi gösterirken çocukların hayâsını zedeleyecek tarzda dokunma ve öpmelerden kaçınmalıyız. Bu hususlarda hassasiyet göstermeyen akraba ve komşuları da uyarabiliriz.

Çocukların yanında müstehcen sözlerin kullanılmamasına özen göstermeli, bunun ayıp ve çirkin olduğu şuurunu kazandırmalıyız. Çünkü bunlar çocukların mahremiyet hassasiyetlerini azaltır ve hayâ duygularını yok eder. Bilhassa müstehcenliği komik ve eğlenceli gibi görmek, müstehcen konularda şaka yapmak çocuğun hayâ duygusuyla çelişen bir davranış olacaktır.

Edeb ve hayâ duygusunu pekiştirmenin en iyi yolu, çocuklara güzel bir örnek olmaktır. Anne baba televizyonda ayıp bir görüntü görmemeye dikkat ediyorsa çocuk bunun bir edeb olduğunu anlar. Bir eve çıplak bedenlerin teşhir edildiği gazete ve dergiler giriyor, kimse de bundan rahatsızlık duymuyorsa çocuğun çıplaklığa karşı tepkisi azalır.

Anne komşularıyla mahrem konuları çekinmeden konuşursa, baba küfrederek ağza alınmayacak sözler söylerse çocuk hayâ duygusunu nasıl muhafaza edebilir?

Bu sebeple anne babalar çocuklarının onları devamlı izlediğini, neyin normal neyin ayıp olduğunu onlardan örnek aldığını unutmamalıdır. Müslümanlar Allah'ın sevmediği, razı olmadığı şeyleri sevmezler.

İmanın en zayıf derecesi kalpteki tepkidir, elimizle dilimizle mani olamadığımız hayâsızlıklara hiç değilse tepki duyalım. Bu tepkimizi çocuklarımızın duyacağı şekilde dile getirelim. Mesela açık-saçıklığın çirkinliğini, hayâsız yaşantıların sonunun felaket olacağını mutlaka anlatalım.

Şehvani duygular nefse hoş geldiği için gençler kötü örnekleri gördüğü ortamlarda hayâ duygularını çabuk kaybedebilirler. Mutlaka onların fıtratında mevcut bulunan utanma duygusunu geliştirecek eğitimi uygulayalım.


Sayı : 41
Büyük Kapak