Hazır Yemeye Hazine Dayanmaz

Sayı : 32 / Ekim 2014, Konu Başlığı : Masal Annesi

Bir zamanlar bereketli tarlalarla çevrili bir köy vardı. Köyde yaşayan çiftçiler de işlerini iyi bilen, çalışkan birer ziraatçı idiler. Her biri kendi tarlasını gerektiği gibi eker, harman vakti de güzel bir mahsul alırdı.

Bu köyde yaşayan çiftçilerden biri mahsulünü kaldırdığı zaman, bir kısmını tohumluk için ve ailesinin ihtiyacı için ambarına kaldırdı. Hatta, ne olur ne olmaz belki seneye kuraklık olur, mahsul az gelir. Benim de ailem geniştir, çoluk çocuğum çoktur, diye düşünerek, ekinin büyük bir kısmını sakladı.

Çiftçinin ambarı ağzına kadar buğday ile dolmuştu. Fakat çiftçinin bilmediği bir şey vardı, ambarın dibinde bir delik vardı. Bu delik tam da bir farenin yaşadığı yuvanın çatısına denk geliyordu.

Küçük fare, her sabah yiyecek aramak için dışarı çıkardı. Fakat bir sabah baktı ki evinin damından buğday taneleri dökülüyor. Tembel farecik bunu görünce çok sevindi.

- Aman ne güzel! Artık çıkıp yiyecek aramama hiç gerek kalmadı. Rızkım ayağıma geldi. Başıma nimet yağıyor, dedi.

Farecik başladı rahatça yiyip içmeye, yan gelip yatmaya… Küçük farenin böyle hiç çalışmadan yediğini gören kardeşleri ve akrabaları bu işin sırrını sordular. O da böbürlenerek:

- Başıma devlet kuşu kondu! Evime gökten nimet yağıyor. İsterseniz gelip bakın! dedi.

Fareler merakla küçük farenin yuvasına doluştular. Gerçekten de yuvanın çatısından buğdaylar dökülüyordu. İçlerinden biri buğdayların geldiği deliği kemirerek genişletti. Artık resmen yuvaya buğday akıyordu.

Fareler bu durum karşısında bayram ettiler. Günlerce yiyip içip eğlendiler. Komşu farelere de ziyafetler verdiler, şımarıp hava attılar:

-Artık biz çok zenginiz. Çalışmamıza gerek yok! Küçük Farenin etrafı bir sürü hazır yiyici serseri ile dolmuştu. Hepsi ona dalkavukluk ediyor ve onun sofrasından geçinip gidiyordu.

Bizim cahil Fare de böyle birden bire çevre edinmekten pek memnun olmuştu. Etrafına toplanan arkadaş çevresiyle yiyip içip keyfediyordu.

Günler böyle geçerken çiftçi ambarın bir köşesindeki yığının eksildiğini fark etti. Dışarı çıkıp duvarların diplerini kontrol edince de bir fare deliğine bir sürü obur farenin girip çıktığını gördü. Hemen tedbir almaya girişti.

Çoluk çocuğunu yardıma çağırdı ve mahsulün bir kısmını emniyetli bir yere taşıdı. Sonra ambarın dibindeki bütün delikleri kapatıp, betonla sıvadı.

Fare arkadaşlarını toplamış, onlara kendisinin ne kadar akıllı olduğunu, bu nimetin de o yüzden ona verildiğini anlatıyordu. Etrafına toplanan dalkavuk arkadaşlarından birkaçı yuvaya girip buğday almak istedi. Baktılar ki artık delikten buğday akmıyor, bu nimetin sonunun geldiğini anladılar. Ancak o sırada küçük fare hala böbürlenmekle meşgul olduğundan hiçbiri onu uyarmak istemedi. Birbirlerine işaret edip birer ikişer vedalaşarak küçük farenin yanından sıvıştılar.

Fare etrafındaki herkesin neden dağıldığını anlamamıştı. Ama aldırış da etmedi.

- Bende böyle bir hazine varken arkadaş bulmam zor değil, diye düşündü.

Yuvasına girip buğday akan deliği seyrederek biraz keyiflenmek istedi. Bir de ne görsün, nimet akan delikten aşağıya çakıl taşları ve beton akmıyor mu?

Farecik hemen kaçarak canını zor kurtardı. Hemen arkadaşlarının yanına koşup yardıma çağırmak istediyse de kimse oralı olmadı.

- Yapılacak bir şey yok! Her güzel şey gibi bunun da bir sonu vardı, işte o gün geldi. Artık sen de hava atmayı bırakırsın herhalde! dediler.

Küçük fare kendini yapayalnız hissetmişti. Bütün o arkadaşlıkların menfaat icabı ve sahte olduğunu anlamıştı. Mecburen akrabalarının yanına sığındı.

Akrabalarından aklı eren yaşlı bir fare ona şöyle öğüt verdi:

- Sen artık o iyi gün dostu arkadaşlarından ümidini kes. Bundan sonra sen de herkes gibi çalış, yiyecek bul. Çünkü hazır yemeğe hazine dayanmaz. Hazır yiyicilerden de hakiki dost olmaz!


Sayı : 32
Büyük Kapak