Helal Süt Emmiş Bir Nesil İçin

Sayı : 52 / Haziran 2016, Konu Başlığı : Kapak

Bir gece vakti, Hz. Ömer radıyallahu anh adeti olduğu üzere Medine sokaklarında dolaşmaktaydı. Önünden geçtiği evden gelen konuşmalar dikkatini çekince durup kulak verdi. Bir kadın, kızına:

- Kızım, yarın satacağımız süte biraz su karıştır! diyordu. Kız ise:

- Anacığım, halife süte su karıştırılmasını yasak etmedi mi? dedi. Anne, sertçe çıkıştı:

- Gecenin bu saatinde halife süte su kattığımızı nereden bilecek? Kızı ise, samimi bir şekilde Allah korkusu taşıyordu:

- Anacığım, halife görmüyor ama Allah görüyor. dedi.

Hz. Ömer radıyallahu anh kızın bu sözünü duyunca, haramdan sakınmakta böyle titiz bir kızın, oğluna en uygun hanım olacağına karar verdi. Hemen kıza talip olarak gelini olarak aldı. Meşhur Ömer bin Abdülazîz de işte bu temiz nesilden dünyaya geldi. (İbnü’l-Cevzî, Sıfatü’s-Safve, II, 203-204)

Eskiler, oğulları için uygun gelin adayını araştırırken bir tabir kullanırlardı; “Eli yüzü düzgün, helal süt emmiş bir kız olsun…” O zamanlar gelin adaylarında da, kızlarımıza talip olan damat adaylarında da aranan en önemli vasıf, “helal süt emmiş” olmaktı.

Şimdilerde evleneceği kızı ararken birçok kişi, “Gözü ne renk?” “Burnu hokka gibi olsun.” “Yok, elektrik alamadım!” diyor. Sanki çocuklarının annesi olacak kişiyi değil de vitrine koyacağı bir nesneyi seçer gibi hareket ediyor.

“O hanımla nasıl bir hayat geçiririm? Beni nasıl bir hayata, hangi davranışlara yönlendirir? Maneviyatım üzerinde nasıl bir tesiri olur?” soruları üzerinde yeterince durulmuyor.

Aynı şekilde kızlar ve aileleri için de, bir damat adayı hakkında, “Namazını kılar, hiçbir kötü alışkanlığı yoktur, helalinden kazanır,” denilmesi yeterli olmuyor da, “Evi var mı? Kaç para maaş alıyor? Bu maaşla hem kira verip hem nasıl iyi bir hayat yaşatacakmış?” sorgulaması yapılıyor.

Pek çokları damadın, “Ne kadar kazandığını,” merak ettiği kadar, nasıl ve nereden kazandığını düşünmüyor.

Ne acıdır ki Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin “Öyle bir zaman gelir ki, kişi malını helâlden mi, haramdan mı kazandığına hiç aldırış etmez.” (Buhârî, Büyû, 7, 23) dediği zamanlardayız.

Hâlbuki helal hassasiyeti, müminlerin hayatlarında en önemli konu olmalı değil mi?

Haramlara Karşı Oruç Tutalım

Önümüzdeki günlerde mübarek Ramazan ayına kavuşacağız. Allah'ın Müslümanlara farz kıldığı, İslam’ın beş şartından biri olan Ramazan orucunu tutacağız. Bu senelerde Ramazan ayı uzun günlere geliyor, iftara yakın saatlerde biraz açlık hissedeceğiz. Zaten bu zamanda Ramazan da olmasa aç kalacağımız yok.

Bizler ne kadar acıksak da, iftarda istediğimiz kadar yiyebileceğimizi biliyoruz. Allah'a hamdolsun, memleketimiz verimli, insanlarımız çalışkan, çarşı pazarlarımız türlü gıda maddeleriyle dolu. Yaz mevsiminin getirdiği bolluk ve ucuzluk da var. Vücudun ihtiyacını karşılayacak temel gıdaları, hesaplı seçeneklerden elde edebilmek mümkün.

Eski çağlarda bazen şiddetli kıtlık ve kuraklık olur, insanlar günler boyunca yiyecek bir şey bulamaz, gerçek manada aç kalırlardı. Buna rağmen helal hassasiyetlerini kaybetmezlerdi.

Bugün ülkemizde Allah'a hamdolsun gerçek manada açlık çeken çok fazla insan yoktur. Öyleyse bugün hiçbirimiz “Haramdan sakınmaya kalksam aç kalırım, ” diyemeyiz. Belki olsa olsa biraz darlık çeker, konforsuz hayat yaşarız ama büsbütün aç kalmayız. Öyleyse helal ile yetinmemenin gerekçesi ne olabilir?

Günümüzde pek çok samimi Müslüman kardeşimiz, kendi hayatında az da olsa helal ile yetiniyor. Ancak bazı kişiler kendi hayatında itinalı, gayretli olduğu halde evlatlarına karşı zafiyet gösteriyor. Kendisi için ahiret endişesini ön planda tutarken evlatlarına gelince dünyalık endişeleri öne alıyor.

Elbette her zaman dünyayı geçici bir konak olarak görüp, ahiret gününü düşünen; çocuklarını da bu anlayışla yetiştiren anne babalar var; ancak ne yazık ki sayıları çok azaldı. Bilhassa düğün dernek zamanlarında bütün iman ettiğimiz hakikatler bir yana konuluyor; İslam şeriatı ve ahlakı hiçe sayılıyor.

Müminlerin hayatı Ramazan ayına benzer, ister istemez bazı kısıtlamalar vardır. Ramazanda nasıl ki gün boyu yeme içme kısıtlaması varsa, İslamî hükümlerin hayat boyu haramlara karşı kısıtlaması vardır.

Gün boyu orucunu tutan kişi nasıl ki iftar vakti kendisine izin gelince Allah'ın nimetleriyle ihtiyacını gideriyorsa, haramlara karşı oruç tutan kişi de helallerle ihtiyacını giderir. Hayatını bu şekilde Ramazan gibi geçiren kişi sonunda Azrail aleyhisselama emaneti teslim ettiği vakit bayramla müjdelenir.

Helal rızık ekseriyetle yetecek miktarda olur. Ama Allah-u Zülcelal dilerse aza kanaat edip şükrünü eda edene bolluk da nasip edebilir. Bazen görürüz, gençliklerinde darlık çeken bazı kişiler, eğer nasipleri varsa ileriki yıllarda helal kazançtan bol rızka kavuşabiliyorlar. Nitekim Peygamber aleyhisselatu vesselam buyuruyor ki:

“Ey insanlar Allâh’a karşı müttakî olun ve (rızık) talebinizde güzel davranın! Zira hiç kimse (Allâh’ın kendisine takdir ettiği) rızkı eksiksiz olarak elde etmeden ölmez. Rızkı gecikse bile sonunda ona mutlaka kavuşacaktır. Öyleyse Allah’tan korkun ve (rızık) talebinizde güzel davranın, helâl olanı alın, haram olanı terk edin!” (İbn-i Mâce, Ticârât, 2)

Haram Lokma Kalbi Karartır

Rızkı veren Allah’tır ve kullarına dilediği gibi taksim eder. Bazen darlıkla imtihan ederek harama tenezzül edip etmeyeceklerini sınar. Eğer o kişiler helal ile yetinmeye sabretmez, bolluğa kavuşmak için acele eder, harama yönelirlerse rızıklarını haramdan verir. Ama hayatlarının bereketini, huzurunu, gönüllerindeki nuru çeker alır.

Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede: “Allah’ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin ve kendisine îmân etmiş olduğunuz Allah’tan korkun!” (Mâide, 88) buyuruyor.

Dikkat edersek bu ayet-i kerime, aslında bizim kulluk hayatımızın özeti olabilecek bir muhtevaya sahip. Çünkü Allah'ın helal kıldığı nimetlerden yersek kalbimizde de Allah korkusu yerleşir, bütün haramlardan sakınır, Allah'ın zikir ve ibadetini yapacak takvayı gönlümüzde buluruz. Nitekim büyük evliyalar da daima bunu dile getirmişlerdir.

Sehl bin Abdullah rahmetullahi aleyh der ki: “Haram lokma yiyenin azaları isyan eder, yediği helal olan kimsenin de azaları kendisine itaat eder ve hayırlı işleri yapmaya muvaffak olur.”

Birçoğumuz işlediğimiz birtakım ameller sayesinde kurtulacağımızı sanıyor ama acaba onların kabul olacağından emin miyiz?

Hâlbuki sahabenin âlimlerinden Abdullah bin Ömer radıyallahu anhuma: “Kambur oluncaya kadar namaz kılsanız ve kıl gibi oluncaya kadar oruç tutsanız, haramdan kaçınmadıkça kabul edilmez, faydası olmaz,” buyurmuş.

Çünkü Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifinde, “Bir kimse Allah için uzun bir yolculuğa çıkmış. Saçları darmadağınık, toza toprağa bulanmış bir vaziyette ellerini semaya uzatarak “Ya Rabbi, Ya Rabbi! “ diye dua eder. Hâlbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, kısacası kendisi haramla beslenmiş olursa böyle bir kimsenin duası nasıl kabul edilir?” (Müslim; Zekat, 65; Tirmizi, Tefsir, 3; Ahmet b. Hanbel, 2 / 328; Darimî, Rikak, 9) buyuruyor.

İbrahim Edhem rahmetullahi aleyh şöyle buyuruyor:

“Haram yemek kalbi karartır. Kalbin kararmasının dört alameti vardır: 1. İbadetin tadını duymaz. 2. Allah (c.c.) korkusu hatırına gelmez. 3. Gördüklerinden ibret almaz. 4. Okuduklarını, öğrendiklerini anlamaz, koruyamaz.”

Yuvaları Haram Kazançla Kurmayalım

Yaz ayları düğün dernek işleri yoğunlaşıyor. Birçok aile Ramazan’dan sonra düğün yapmaya hazırlanıyor. Müslümanın zihin yapısında şöyle bir kabul var: sanki düğün dernek zamanlarında din rafa kaldırılıyor ve gelenek görenek her şeyin belirleyicisi oluyor.

O da yetmiyor, her sene çıkarılan yeni adetlerle evlenmek isteyenlerin yükü daha da ağırlaştırılıyor. Bu tavrın, evlenme ihtiyacı içindeki gençleri haram helal demeden para kazanma hırsına sürükleyeceği hesap edilmiyor. Halbuki bir yuvanın haram kazanç üzerine kurulması en baştan büyük bir yanlış olmaz mı?

Belki biz kadınlar şöyle düşünüyoruz: “Biz beylerimizin nereden kazandığını bilemeyiz ki? Bizim rızkımızı onlar kazanıyor, helalden kazanmıyorlarsa bu onların suçu!”

Evet, bir bakıma öyle. Ama bir paranın nereden geldiğini anlamak isteyen nereye gittiğine bakmalıdır. İsrafa, lükse, gösterişe harcanıyorsa muhtemelen geldiği kaynak da tam helal değildir. Çünkü Allah-u Zülcelal bazı kazanç yollarını haram kıldığı gibi bazı harcamaları da haram kılmıştır. Eğer harcamalar Allah'ın haram kıldığı yerlere gidiyorsa ekseriyetle haramdan gelmiştir.

İnsan helal hassasiyeti göstererek kazanırsa o parayı israf etmeye kıyamaz, “Bunu ahiret sermayesi yapayım,” diyerek hayırlı yerlere harcar. Helal lokmayla beslenen azalar haram işlemekten sakınır. Allah'ın emrettiği gibi hareket eder.

Bilhassa anneler kızlarına tutumlu ve helal hassasiyetine sahip olma hususunda örnek olmalı. Sürekli kızının kafasını, lüks, konfor ve süs düşkünlüğü ile doldurmamalı. Sürekli maddiyattan bahsedip durmamalı. Örf ve adetleri dinin üzerinde tutarcasına abartmak, Allah'ın rızası yerine insanların beğenisini hedeflemek ne yazık ki annelerin kızlarına bıraktığı kötü bir miras. Bunun neticesinde kadın da eziliyor erkek de…

Çünkü bir toplumda aileler kızlarını tok gözlü ve maneviyata düşkün yetiştirmezse erkekler dünyevi kazanca esir hale geliyor. Ondan sonra da haramdan sakınma hassasiyeti kaybolacak hale geliyor.

Sahabe hanımları, kocalarını sabahleyin uğurlarken “Aman ne olur bize haram kazanç getirme. Biz açlığa sabredebiliriz ama ateşe sabredemeyiz,” diyordu.

Bugün de mümin anne babalar bilhassa kız çocuklarını yetiştirirken, “Aman kızım, beyin helalinden kazansın, Rabbim bereketini verir. Cenab-ı Hak nasibinizi ayırmıştır, muhakkak rızkınız size ulaşır. Sen helal lokmaya razı olursan o senin için nur olur, feyz olur, ibadet kuvveti olur. Helal lokmayla büyüttüğün evlatların da muhakkak hayırlı evlat olur.” diyerek yetiştirmeli. Oğullarını da dış görünüşe bakarak değil takvasına ve ihlâsına bakarak eşini seçmeye yönlendirmeli.

Eğer evlatlarımızı helal hassasiyetine sahip olacakları şekilde yetiştirirsek maneviyatlarını garanti altına almış oluruz. Kendimiz de gerekirse şu fani ömrü Ramazan bilelim, sadece haramlara değil, lüzumundan fazla bütün harcamalara karşı oruç tutalım. Onlara güzel örnek olalım.


Sayı : 52
Büyük Kapak