Hep Beraber Allah'ın Rahmetine Sığınalım

Sayı : 19 / Eylül 2013, Konu Başlığı : Gönül Sohbeti

Allah-u Zülcelâl mümin kullarına karşı olan merhametini beyan etmek üzere bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:

“O’dur sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize melekleri ile rahmet eden. O, mü'minlere karşı çok merhametlidir.” (Ahzab,43)

Allah-u Zülcelâl bu ayetle: ‘Allah sizin üzerinize rahmet etmekte, melekleri de sizin için devamlı istiğfar etmekte, bunu da sizi zulmetten nura çıkarmak için yapmaktadır. Allah müminlere karşı rahimdir’ buyurmaktadır.

Eğer Allah-u Zülcelâl müminler için er-Rahim, yani merhametli olmasaydı, devamlı olarak mü'minlere rahmet eder miydi? Meleklere de ‘müminler için istiğfarda bulunun!’ diye emreder miydi!

Meleklere: “Ya Rabbi! Müminlerin günahlarını affet!” diye dua etmelerini emreder miydi?

Bir başka ayet-i kerimede Allah-u Zülcelal şöyle buyuruyor: “Allah, kullarına çok lütufkardır." (Şura,19)

Bir kimsenin, Allah-u Zülcelâl'in ‘Latif’ isminden pay alması için, yumuşak ahlâklı ve merhametli olması gerekir. Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem diğer bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:

"Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyleyse, sizler yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semâda bulunanlar da size rahmet etsinler." (Ebû Dâvûd, Edeb 58)

Allah-u Zülcelâl'in şefkati, merhameti ve nimetleri sayılamayacak kadar çoktur. Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:

“Eğer Allah'ın bunca nimetini saymaya kalkışsan, (onları saymayı) yine başaramazsın.” (İbrahim,34)

Evet, insan, Allah-u Zülcelâl'in nimetlerini saymakla bitiremez. Allah-u Zülcelâl'in üzerimizdeki nimetleri bu kadar çoktur.

Allah-u Zülcelal, ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Muhakkak Allah, iman eden kimselerin sahibidir. İman edenler Allah’ın muhafazası altındadır. Kafirlerin (ise ne dünyada, ne ahirette muhafaza edecek) sahipleri yoktur.” (Muhammed, 11)

Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede, müminlere ne güzel müjde veriyor. İman edenlerin sahibi olduğunu ve onları hem dünyada hem de ahirette muhafaza edeceğini bize bildiriyor. Yeter ki, iman edenlerden olmak için az da olsa gayret gösterelim. O zaman, Allah-u Zülcelal bize sahip çıkacak ve bizi muhafaza edecektir.

Yeryüzünde ve gökyüzünde var olan her şey Allah-u Zülcelal’e aittir. İnsan, O’nun himayesi, koruması altına girdimi, hiç bir şey ona zarar veremez.

Allah-u Zülcelal’in, insanlara sahip çıkmasına vesile olacak sıfatları elde etmek kolaydır. Çünkü Allah-u Zülcelal kullarına çok büyük fırsatlar vermiştir. Mü’minlere hitap ettiği başka bir ayet-i kerimede de şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Allah’a tövbe edin. Muhakkak kurtuluşa erersiniz.” (Nur, 31)

Diğer bir ayet-i kerime de ise: “Kim tövbe etmezse, zalimlerdendir.” (Hucurat,11) buyurmuştur.

İşte, aktarmış olduğumuz bu ayet-i kerime’de, bizim için büyük işaretler vardır. Bu ayet-i kerimelerden, kendi payımıza düşeni almalı ve bunların ışığında yolumuza devam etmeliyiz.

Rahmetine Güvenip Aldanmayalım

Allah-u Zülcelâl, hem merhamet sahibidir. Hem de azabı en ağır olandır. Yani, Allah-u Zülcelâl kendisine asi olan kimselere karşı ‘şedidü'l-ikâb’ yani şiddetli cezalandırandır.

Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede buyuruyor:

“Herkes kendi kazandıklarına karşı bir rehindir” (Tur:21)

Allah-u Zülcelâl kuluna dünyada yaptığı amele göre Kıyamet gününde muamele edecektir. Bizden öncekilerden ibret almak suretiyle kendimizi ahirete hazırlamamız lazımdır.

Beni İsrail'in cebbarlarından bir tanesi Allah'ı tanımıyordu. Allah'ın, ölümün, Azrail'in var olduğunu duymuştu fakat sanki yokmuş gibi gaflet ve keyf-u sefaya dalmıştı.

Bir gün aniden baktı ki bir adam evine izinsiz olarak girmiş. Yerinden heyecan ve gazapla kalkıp onun karşısına dikildi. Benim köşkümün etrafında bekçiler, korucular var, sen nasıl izinsiz olarak buraya giriyorsun diye ona kızdı. O zat ise hiç tavrını değiştirmeden:

"Ben senin korkutacağın kişilerden değilim, ben cebbarlardan korkmam" dedi. Böyle biraz konuşunca, o adam onun Azrail olduğunu anlayıp:

-Beni nereye götüreceksin? Diye sordu. Azrail:

-Dünyada ne amel yapmışsan seni ona göre bir yere götüreceğim, dedi. Adam:

-Ben salih bir amel yapmadım, deyince, Azrail (Aleyhisselam):

-Senin etini pişirecek ateşe götürüyorum, dedi. Aralarında bu konuşma geçerken, Azrail (as) gazapla onun ruhunu çağırdı, adam düştü ve ayakları titremeye başladı. Onun ailesi bağırmaya, çağırmaya başladılar ama ne fayda?

İşte o gaflet içindeyken, ailesiyle dünya nimetlerinin keyfu sefasını sürerken, Azrail aniden onun göğsünün üzerine oturdu ve canını aldı.

İşte, zalim kime denir? Başka insanlara zulmedene zalim denildiği gibi, nefsine böyle haksızlık yapana da zalim denir.

Günah işlemek suretiyle nefsimizi cehennem ateşine müstehak etmek ruhumuza, nefsine yaptığımız bir zulüm ve hakarettir. Onun için daima birbirimize yardımcı olmamız lazımdır.

Cemaat Rahmettir

Cemaatle Allah'a yönelmek Allah'ın yanında çok kıymetlidir. Çünkü “cemaat rahmettir, cemaatten ayrılmak da helaktir” denilmiştir. İnsan cemaatten ayrılırsa helak olur.

Nasıl bir sürünün hepsi beraber olduğunda, çobanın muhafazasında ve selamette olurlar; bir keçi sürüden ayrılınca, kurdun onu yemesi tehlikesiyle karşı karşıya kalırlarsa, insan da cemaatten ayrıldığı, tek başına kaldığı zaman, Şeytan onun etrafında dönüp onu aldatmaya, günah işletmeye uğraşır. Fakat insan cemaatle Allah'a yöneldiği zaman, yanlış bir hareket yaptığında, hemen bir arkadaşı onu ikaz edip, o hatayı yapmaması için yardımcı olur.

Eğer insan tek başına olursa, ona kim yardımcı olacaktır? Lain Şeytan kendisi de itiraf ederek şöyle diyor:

“Tek başına Allah'a yönelen şahsı aldatmak bana çok kolaydır, bu benim yanımda hiçbir şey değildir. Fakat cemaatle Allah'a yönelen şahsı aldatmak, bana çok zordur.”

Onun için birbirimizden ayrılmayalım. Birbirimize daima sevgi, muhabbet, aşk besleyip, sohbetler yapalım. Bu şekilde ölünceye kadar devam edelim.

Zamanımızda, devamlı olarak mikroplar içindeyiz, hemen hasta oluyoruz. Bu manevi hastalıklar bizim yürümemizi, yememizi-içmemizi engellemiyor. Fakat insanın içinden namaz kılmak, Allah’ı zikretmek gelmiyor, yani nefsi ibadet etmek istemiyor. İşte, bu manevi hastalıktır. Kişi aylarca böyle manevi hasta olarak devam ediyor, ibadet edemiyor.

Bu zamanda, manevi mikroplar, günahlardır. Günah çok yaygınlaştığı için insan kısa zamanda manen hasta oluyor. Bu yüzden, ibadetin tatlılığı üzerinden gidiyor, bir haz alamıyor. Bu hastalık nereye kadar gidecektir! Ayet-i celilede buyurduğu gibi -Allah korusun- kalpler mühürleninceye kadar gidecektir!

İnsanın kalbi mühürlenince de; ona ne Kur’an, ne va’z-u nasihat, ne de (maneviyat doktoru bir) mürşit menfaat vermez. Böyle bir hale gelmeden önce, tedavi olmamız lazımdır. İnsan, hiçbir şeyin kendisine menfaat vermediği o hale düşmeye fırsat vermemelidir.

Bu yüzden Allah-u Zülcelal, ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:

“Bunun üzerine sana isyan ederlerse, ben sizin yaptıklarınızdan uzağım de.” (Şu’ara,216)

Burada bize bir işaret vardır. Şöyle ki; insanlar hakkında Allah-u Zülcelal, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Selleme şöyle emrediyor:

“Onlara benim emir ve nehiylerimi anlattıktan sonra, o emir ve nehiylere uymazlar, sana isyan ederlerse, sen onlara ‘Ben sizin bu yaptıklarınızdan beriyim, sizden ayrıyım’ de ve onlardan ayrıl.”

İnsan, kiminle oturup kalkarsa, mutlaka onun ahlakından kendisine bir pay düşecektir. Nefis, istese de istemese de daima iyi kişilerle beraber oturup kalkmalı, camilere, ilim meclislerine, manevi sohbetlere gitmelidir.

Daima Hayırlarla Meşgul Olmalıyız

İmam-ı Şafii Hazretleri, tasavvuf ehline çok meyilliydi. Şeyban-i Rai Kuddise Sirruhu bir çoban olduğu halde, çok zamanlar onunla beraber oturup kalkıyor, onun maneviyatından istifade ediyordu. İmam-ı Şafi müçtehiddir, mezhep kurucusudur.

Onun bir çobanın yanına gidip ondan istifade etmesi, diğer insanları hayrete düşürüyor ve bu durum onlara ağır geliyordu. Ona:

-Sen bunların yanına gidiyorsun, bu tasavvuf ehlinden ne anlıyorsun? Diye sordular. Şöyle dedi:

-Ben onlardan iki şey öğrendim.

-Nedir? Dediler.

-Birincisi; Onlar: ‘Sen zamanı kesmezsen, zaman seni kesecektir.’

İkincisi: ‘İnsan hayırlarla meşgul olmadığı zaman, nefsi kötü şeylerle meşgul olacaktır’ diyorlar, dedi.

“Sen zamanı kesmezsen, o seni kesecektir” sözünün manası şöyledir; Bizim dakikalarımız, saniyelerimiz hızla akıp gitmektedir. Biz onu, ibadetle zikirle değerlendirmeliyiz. Zaman bize sayıyla verilmiştir. Bizim günlerimizi, senelerimizi, dakikalarımızı Allah takdir etmiştir. Eğer gereği gibi değerlendirmezsek, zamanımız boşu boşuna bitecektir. Zaman bitince, ne olur? Bizi kesmiş olur.

Yarım ya da bir saatimizi boşa sarf ettiğimizde yahut vaktimizi günahlarla geçirdiğimizde, başımıza vurup ‘Eyvah!’ demeli, ben ne yapıyorum, ne kadar zarar içindeyim! Sonsuza kadar sürecek ahiret hayatımı tehlikeye attım, diye düşünmeliyiz. Bu şekilde, hemen kendi nefsimizi itap ederek, azarlayarak kendimizi yola getirmeliyiz.

Bir köşeye gidip: “Ya Rabbi! Beni bu halden kurtar, bana yardımcı ol!” Diye, Allah’a yalvarmalı, ona sığınmalıyız. Yalnız dilimizle değil; ruhen, kalben Allah’a yalvarmalıyız. Allah (cc) insanın kalbine, ruhuna bakar.

İmam-ı Şafi’nin söylediği ikinci şey şudur:

“İnsan, hayırlarla meşgul olmadığı zaman, nefsi onu kötü şeylerle meşgul edecektir.”

Hakikaten, dikkat edersek insan başıboş gezdiğinde, gidip ona-buna vuracak, hırsızlık yapacak, gıybet edecek, ille de kötü şeylerle meşgul olacaktır. Demek ki, insan daima hayırlı şeylerle meşgul olmalıdır. İnsan, ya dünya haliyle ya da ahiret sevaplarıyla meşgul olmalıdır. O zaman nefis, yoldan çıkmayacaktır. Çünkü bir şeyle meşguldür.

Tecrübe ettiğimizde görüyoruz ki; köylülerimiz, komşularımız, ev halkı yada herhangi bir cemaat, kendimiz hayırlarla meşgul olmadığımızda, nefis mutlaka bizi bir kötülüğe teşvik ediyor.

Evet, kötülüğe gitmemek için devamlı olarak hayırlarla meşgul olmamız lazımdır. Zamanımızı değerlendirmeli, daima hayırlarla meşgul olmalıyız.

Hata Yapanların Hayırlısı

İnsan, yaratılış itibariyle hata ve günahlara karşı meyillidir. Nefsinin buyruklarına uyarak yaptığı hata ve günahlardan pişman olup, tövbeye sarıldığı zaman, Allah-u Zülcelal onu affederek sahip çıkar ve muhafazası altına alır. Ne yazık o kimselere ki, tövbeden imtina ederek, çekinerek bu muhafazadan mahrum kalmışlardır.

Şunu unutmamak gerekir ki, her insan hata yapar. Hata yapanların en hayırlısı da, tövbe edendir.

İnsan, şunu hiç bir zaman unutmamalıdır ki kurtuluş, Allah-u Zülcelal’in kapısına çöküp yalvarmaktan ve pişman olmaktan geçer. Yoksa Şeytan’ın memleketinde, pişmanlık ve hezimetten başka bir şey yoktur.

Karşımızda, tövbe gibi büyük bir fırsat kapısı varken, gevşek davranıp, ondan faydalanmamak, çok büyük bir yanlıştır. Ashab-ı Kiram radıyallahu anhum şöyle buyurmuşlardır:

“Biz, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin huzurunda bulunduğumuz zamanlar; onun, yüz defa ‘Estağfirullah’il aliyy’ül azim ve etûbû ileyh’ dediğine şahit oluyorduk.” (Müslim, Zikr, 41)

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem günahtan masum, tertemiz olduğu halde, Allah-u Zülcelal’e daima bu şekilde tövbe etmekteydi. Peygamberlerin kalpleri, daima Arş-ı Alânın etrafında, Allah-u Zülcelal’in Zat’ının nurlarının çevresinde dolaştığı için, onların tövbeleri, bir an bile olsa Allah-u Zülcelal’den gafil kalmamak içindi. Aynen, ateş böceklerinin, geceleri ışığın etrafında dönmesi gibi, onların kalpleri de daima Allah-u Zülcelal’in nurunun çevresinde dönmektedir.

Bizim ise çok çeşitli günahlarımız vardır. Kalbimiz, dünyaya meylettiğinde, yöneldiğinde, başka insanların kalbini kırdığımızda, ibadetlerimizden geri kaldığımızda, her an Allah-u Zülcelal’e karşı yaptığımız kusurlardan dolayı tövbe etmemiz, pişmanlığımızı dile getirmemiz lazımdır.

Sohbetimizin başında da söylediğimiz gibi, mü’min sıfatını elde edebilmek için biraz gayret göstermemiz lazımdır. Bu mü’minlik sıfatını kazandığımız zaman, Allah-u Zülcelal’e kendimizi teslim etmiş oluruz ki, o zaman bizi hata ve günahlardan, dünyada başımıza gelecek zararlardan muhafaza eder.

Allah-u Zülcelâl, hepimize razı olacağı salih ameller nasib etsin ve kendi fazl-ı keremi ile bizleri af ve mağfiret etsin. (Amin)

Sallallahu ala Seyyidina Muhammedin Nebiyyü’l Ümmiyyi ve ala Alihi ve Sahbihi ve sellem


Sayı : 19
Büyük Kapak