Her Duygu Zamanında Güzel

Sayı : 52 / Haziran 2016, Konu Başlığı : Saadethane

Hayat zıtlıklarla dolu. Ağlamak gülmek, acı mutluluk, şer ya da hayır gibi. Aslında hepsi de çok kıymetli. Mesela ağlamak; çok gerekli bir dışa vurumdur. Her kula ağlamak da nasip olmuyor sonuçta. Ama haksızlığa uğramış sanki çaresizlik, güçsüzlük göstergesi gibi etiketlenmiş.

Oysaki öyle değil. Allah hepimize başka türlü tecelli etmiştir. Bir düşünür “Karakter kaderdir,” demiş. İnsanların karakterlerini kader olarak görünce çevrendekilere daha sabırlı, daha bilinçli yaklaşıp kendimizi boş yere üzmüyoruz.

Ağlayan bir kişi gördüğümüzde hemen onu susturma ihtiyacı içerisine girmek yerine, ona o sırada içten bir dokunuş, bir mendil uzatmak ve sessizce onun dışa vurumunu izlemek, yanında olduğunu hissettirmek daha kıymetlidir.

Ben ne zaman ağlayan biri görsem içim parçalansa dahi kalbimin derinliklerinde bir sevinç uyandığını fark ettim. “Demek ki kalbi nasır tutmamış, hala merhameti var,” deyip daha bir seviyorum, daha bir sıkı sarılıyorum ona ve acısına.

Dışarıya vurulmayan her duygu insanın içini çöplüğe dönüştürür. Ben insanı her zaman iki katlı bir eve benzetirim. Biz üst kattayız, alt katımızda ise gösteremediğimiz, dışa vuramadığımız, içimize attığımız duygularımız vardır.

Diyelim ki bir arkadaşın seni üzdü ya da sana haksızlık yaptı. O sırada aklına bir şey gelmediği için ya da “Sonuçta arkadaşız,” diye düşündüğün için tepkini gösteremedin, kendini ifade edemedin, o zaman bu duygunu alt kata atmış olursun. Bu alt kata gömdüğün duygular hiçbir yere gitmez patlama zamanını bekler. Fırsatını bulunca da daha sancılı bir şekilde üst kata çıkarlar. “Artık dolmuştum,” derler ya, işte o noktaya.

Alt katımız bilinçaltı dediğimiz yer. Orada hiçbir şey silinmez ve hayatımıza hep yön verir. Ve biz bu en alt kata itelediğimiz duyguların esiri olmak yerine hayatımızın direksiyonuna kendimiz geçmeliyiz. Kendi yolumuzu seçemezsek başkalarının yollarında kaybolabiliriz.

Tepkimizi zamanında belli edersek hem kendimize hem karşımızdakine haksızlık etmemiş oluruz. Tabi ki bunlar olgunlaşmayla eş zamanlı ilerliyor. Çoğumuzun zamanında ifade edemediği duygular hayatımızın yönünü değiştirmiştir. O yüzden ifade edebilmek, kendi hayatını yönetebilmek, ne istediğini bilerek yaşamak çok kıymetlidir.

Ayakkabın, çantan, telefonun eskirse yenisini alabilirsin ama kırk yaşına geldiğinde “Yirmi yaşımı çok kötü yaşamıştım, yenisi alayım,” diyemiyorsun. O yüzden kalbimizi, pişmanlıklar çamurlaştırmadan önlemimizi almamız lazım. Alabilenler ne şanslı!

İnsanın hayatta yaptığı en değerli yatırım kendine yaptığı yatırımdır. Değişmek istemeyen birini asla değiştiremezsin o yüzden karşımızdakini değiştirmekle uğraşmak yerine kendimizi değiştirmeliyiz.

Kendine sorduğun sorular iç dünyanı tamamen değiştirebilir. Soruların değişince hayata bakış açın da değişir. Şöyle sorular sorsak kendimize; “Hayatımdaki güzellikler neler? İnsanlara faydamın dokunabileceği neler yapabilirim? İçime huzur veren neler var Bugün Allah için ne yaptım?"

Bakış açımızı değiştirirsek farkındalıklı bireyler olarak yaşamayı öğrendiğimizde, duygularımızın da zamanının olduğunu ve ertelemenin yanlış olduğunu görürüz.

“Güzel düşünürsen güzel olur,” derler ya çok inanırım bu cümleye. Tüm düşünceler mıknatıs gibidir. Kötü bir şey düşündüğümüzde bilinçaltındaki tüm kötü düşünceler birikir ve kendini haklı çıkarmak istercesine birçok şahit bulur. Güzel düşünceler de öyle, olumlu durumlar düşündüğümüzde tüm mutluluklar, başarılar, sevinçler bir araya toplanır ve sana o güzelliği yaşatmak için el ele verirler.

Güzel gören bir birey toplumu değiştirebilir. Şöyle ki; sen iyi olursan hayata iyi bakan çocuk yetiştirirsin. İnsan, bir insanı hayata getirme sevgisiyle donatılmış. Bu Allah’ın kuluna sunduğu çok büyük bir armağandır. Mucizenin adıdır evlat. O yüzden evladımıza kendini yeşertme, hayatını Allah'ın helal kıldığı çerçevede istediği gibi renklendirme hakkı tanımalıyız.

Allah’ın bize verdiği emanete ihanet etmemeliyiz. Çocuğun yönünü belirleyici değil, yönleri gösterici olmalıyız. Çocuk yetiştirmek gerçekten zor ama bunu kolaylaştırmanın yolu var; hayatı çocuklardan öğrenmek.

Çocuklara göre ağlamak hiç ayıp değil, utanılacak bir durum da değil, ya da sevdiğini, kızgınlığını göstermenin ertelemesi yok. Yani alt katları tertemiz.

Çocuğumuzu parka götürdüğümüzde insanları ayırt etmediğini, hepsinin elini tutabilecek hoşgörüye sahip olduğunu, hatta karşıdaki çocuğun konuşmasına bile gerek olmadığını aynı duyguyu, aynı hazzı yaşamasının yeterli olduğunu görürüz bunlardan ders almalıyız.

Çocuklardan sevmeyi, hoşgörüyü, kolay affetmeyi ve unutmayı öğrensek daha güzel bir dünya olmaz mı? Yunus Emre gibi “Yaratılanı severim yaratandan ötürü,” diyebilsek yetmez mi?

Tüm yaşamını yeniden biçimlendirme imkânın olduğu halde bunu değerlendirememen kendine yaptığın haksızlık olmaz mı? Allahın sana sunduğu hayatı şükrederek, fark ederek yaşamanın tadına doyum olur mu?


Sayı : 52
Büyük Kapak