Herkeste ve Her Şeyde, Asıl Aktör; İman

Sayı : 28 / Haziran 2014, Konu Başlığı : Kültür-Sanat

Bediuzzaman der ki: "Kâinatta en yüksek hakikat imandır" (Tarihçe-i Hayat)

Genel anlamıyla iman; altı şarta kayıtsız inanmak ve tasdik etmek. İmanın 6 rüknüne... Daha geniş açıdan bakıldığında ise “inanmak”tır. Akılda hiçbir sual bırakmayacak şekilde inanmak... Öyle bir inanç ki, düşünce sistemimize etki eder. Gizli düşüncelerin altında gizli bir iman vardır. Bu sebeple yaşantımıza da etki eder. Yaşamı şekillendiren kararlar alırken, dimağımızdaki imanî hassalara göre kararlar alırız. Farkında olmadan. Kayıt koymadan...

Küçük bir örnek, bilgisayar faresindeki iki tuş. Dosyayı seçmeyi sağlayan ile seçenekleri açmaya yarayan. Biri sağ klik olarak adlandırılır, diğeri sol klik. İslam kültüründe yetişmiş biri, sağı müsbet hareketlerle bütünleştirdiğinden, seçeneklere sol klik ile ulaşıp istediği dosyayı sağ ile açtığını düşünür. Batı dünyasının bize sunduğu ürünlerde ise tam tersidir...

İman, yaşamımızdaki her şeye etki ettiği gibi yaşadığımız alanlara da etki eder. Konutlara, konutlardaki mekân organizasyonlarına… İslam kültürünün hâkim olduğu coğrafyamızda yöresel yaşam tarzlarını incelediğimizde ve bu yolla yerel mimariyi okuduğumuzda İslam inancının düsturlarını okuruz. Avlulu yaşantılardan dar sokaklara, iklim farklılıklarına göre mekânlardaki şekillenmelere, farklı coğrafyalardaki çeşitli konumlanmalara, birbirinden ayrışan sosyal hayatlarda değişen mekân kullanımlarına... Mahremiyeti, kul hakkını gözetmeyi, israftan kaçınmayı, helale şevkle koşmayı, haramdan şiddetle kaçınmayı... ve hepsinde hikmeti, iradeyi... İslamî hayat tarzını okuruz.

Ama artık şehirlerimizde bambaşka bir tipoloji hâkim. Apartmanlar, siteler. Ve birçoğumuz bu mekânlarda yaşıyoruz. Apartman tipolojisinin ilk ortaya çıktığı yapılara baktığımızda bloklar halinde inşa edilen 1920'li yıllardaki apartmanları görüyoruz. Bu blokları ilk inşa edenlere baktığımızda bir isim üzerinde yoğunlaşırız; Mimar Le Corbusier.

Mimarlık Okullarında Dünyanın en iyi mimarlarından kabul edilen Fransız mimar, 1900'lü yılların başlarında Dünya mimarlık camiasında ön plana çıkar. Sadelik, fonksiyonelik ve malzemeyi yalın kullanımı ile modernizmin en önemli temsilcilerinden biridir. Ayrıca yoğun şehirler için konut ihtiyacı üzerine geliştirdiği şehir planlamaları ve tasarladığı yekpare blok apartmanları ile tanınır.

Le Corbusier'in hayatına baktığımızda, Doğu gezisi dikkat çeker, kariyerinin başında. Osmanlı mimarisine, mekan çözümlemelerine beğenilerini bildirir. Ve tabi ki Mimar Sinan'a ve yapılarındaki mekân bütünlüğüne hayranlığını… Ama bu mekan bütünlüğü sadece maddeden ibaret değildir. Mana derinlikleri de vardır içinde. Ama bu manevi yönler Le Corbusier’de karşılık bulmaz.

Aynı Le Corbusier “Bina bir makinedir” der. İlk apartman tipolojisini oluşturan yapılar tasarlar."Yaşam hücrelerini" bir koridor boyunca yan yana dizerek oluşturduğu blok apartman tipolojinde (Unit Habitat) ihtiyaç duyulacak ferahlama alanları için büyük ortak mekanlar oluşturur ve insanların yalnızca temel yaşam şartlarını sağlayan standart hücrelerle birlikte sosyal ihtiyaçları için ancak ortak mekanları (zemin katları veya çatı terasları) kullanabilme imkanı bırakır.

Unit Habitat bloklarını inşa etmeye başladığında aynı yapı bloğundan hem Marsilya’da hem Berlin’de çok benzer şekilde tasarlar. Hep aklımda soru işareti oluşturmuştur bu. Ve tatminkâr bir cevap bulabilmek için birçok kez sormuşumdur. “Aynı bloğu bambaşka iki yerde tasarlarken, farklı coğrafyalardaki psiko-sosyal farklılıklar hiç göz önüne alınmadı mı?”

Le Corbusier’i çok iyi bilen Amerikalı bir mimardan aldığım cevap en tatminkâr cevaptı; “O Le Corbusier’in inancıyla alakalıydı”… Her ihtiyacı maddi yönden değerlendiren, insanları standart yaşam tarzlarına iterek eşitlik öngören, psikolojik ve ruhi temel ihtiyaçları yalnızca ortak sosyal mekânlarla karşılamaya çalışan bir inanç. Ve çoğumuz bunlar gibi apartman bloklarında yaşıyoruz. Mahremiyetin, kul hakkının dikkate alınmadığı, farklı coğrafyalardaki yaşam tarzlarının farklılık arz etmediği...

Turgut Cansever diyor ki, "Tercih ve kararların, özünde, kendi inanç sistemiyle ilgili bir referanslar sistemine dayandırılmış olması gerekmektedir." (İslam'da Şehir ve Mimari)

Peki, biz özümüzdeki inanç sistemine dayandırabiliyor muyuz tercihlerimizi? Yaşadığımız yeri seçerken o özümüzde bulunan, her hareketimize gizliden yön veren imanî hassalara kulak veriyor muyuz?

İman o ki, Allah'ın evi olan kalpte yer tutan, vicdanla komşu olan... Ve o iman ki zamanla, gizliden gizliye şerit değiştirebilen. Yalancı hedeflere kayabilen… Meta’a, hayata, insana, prestije... Farkına da varmayız genelde. Hadis-i şerifte buyrulur ki; “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle haşrolunursunuz.” (Müslim, Cennet, 83)

Ahiret aleminin ilk durağı kabir de öyledir. Nasıl hayat sürerse insan Münker Nekir'e de o yönde cevap verir. Kıssa odur ki; Bir müzisyen Münker Nekir'in suallerine Bob Marley'den cevaplar verir. Bir futbol fanatiği, futbol takımlarından... Dünya'da neye kalbimizi bağlarsak, neye göre yaşamımızı şekillendirirsek, o yönde imanımız, inancımız şekillenmeye başlar.

Hayatımızda Allah'a imanı her zaman ön planda, her zaman taze bir şekilde tutmalı. Elimizden geldiğince, fırsatını bulduğumuz sürece, her aldığımız kararda, her yaptığımız tercihte, her aklımızdan geçirdiğimiz niyetlerimizde, her işlediğimiz amelde... Ta ki imanımız saf ve baki kalsın. Allah’a ait olan imanımızı Allah’a döndüğümüzde O’na sunabilelim…


Sayı : 28
Büyük Kapak