İHH Y. K. Üyesi Av. Gülden Sönmez İle Röportaj

Sayı : 30 / Ağustos 2014, Konu Başlığı : Röportaj

İHH İnsani Yardım Vakfı’nı hepimiz biliyoruz. Adını bile duymadığımız yerlerdeki mazlum Müslümanlardan, onların acılarından haberdar olmamızı sağlayan, bizim oralardaki gözümüz kulağımız olan, yardımlarımızı ulaştırmak içni aracılık eden veya yol yöntem gösteren bir kuruluş olduğunu biliyoruz.

İHH’nın hikâyesini, Yönetim Kurulu üyesi Avukat Gülden Sönmez’le konuşmak istedik. Onu İHH’nın basın açıklamalarında, bilhassa hukuki süreçleri izah ederken görüyoruz. Basına yansıyanın ötesinde İHH’nın mücadelesini bir de içeriden birinden dinlemek istedik.

AV. Gülden SÖNMEZ, 1969 yılında Sivas’ta dünyaya geldi. İlk ve ortaöğrenimini burada tamamladıktan sonra 1985 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne başladı. Özel sektörde bilgi-işlem alanında ve yönetici olarak çalıştıktan ve serbest avukatlık yaptığı sırada bir yandan da İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneğinin İstanbul Şubesi’nde çeşitli görevlerde bulundu.

Gülden Sönmez, 2004 yılında İHH İnsani Yardım Vakfı’nda aktif olarak görev yapmaya başladı. İnsan hakları alanında ulusal ve uluslararası birçok çalışmada görev alan Sönmez’in yine bu alanda bir kitabının yanı sıra çok sayıda raporu ve makalesi yayımlandı. Hâlen aynı kurumda yönetim kurulu üyeliği görevine devam eden Sönmez, çeşitli sivil toplum kuruluşlarına dernekler hukuku alanında gönüllü destek vermektedir. Gazze Özgürlük Filosu organizasyonunda aktif görev alan Sönmez Mavi Marmara yolcuları arasındaydı.

İslamî Hayat: IHH’yı yaptığı dünya çapında faaliyetlerden biliyoruz. Bize bu kuruluşun hikâyesini anlatır mısınız? Ne zaman ve nasıl kuruldu?

Av. Gülden Sönmez: IHH 1992’de, Bosna savaşının başladığı yıllarda ilk tohumları atılmış olan bir kurum. O zaman, küçük ama ihlaslı bir genç grubun ortaya çıkmasıyla başlayan, aynı genç ruhu, aynı ihlası, samimiyeti sürdürmeyi başarabilmiş bir grup bu. Bugün 146 ülkeye ulaşmış ama mantalite ve ruh olarak aynı özelliklerini muhafaza ediyor. Diğer yardım kuruluşlarından farklı bazı özellikleri var IHH’nın. Kuruluş yılları sırasında, ülkemizin yasal mevzuatı açısından, uluslararası yardım faaliyetlerinin yasal olarak mümkün olmaması sebebiyle bir gönüllüler hareketi şeklinde ortaya çıktı ama kurumsallaşmayı başardı.

İslamî Hayat: IHH ilk zamanlar yurtdışında kuruldu zannederim.

Av. Gülden Sönmez: Yurtdışında kurulmadı, o isimde kurulmuş bir yardım örgütü vardı, Almanya da, onun adını aldı. Sonra Türkiye’de yasal engel kalkınca ve IHH adıyla başarılı olunca aynı isimle Türkiye’de kuruldu. O zaman yurtdışındaki kurum kapandı. Ama bu ismin popülerliği sebebiyle açılımı farklı olan IHH’lar kuruldu.
I
IHH’nın asıl farklılığı ise, yardım kuruluşlarından farklı olarak sadece insani yardım yapmaktan öte, insanları yardıma muhtaç hale getiren politikalarla mücadele eden bir kurum olması… Savaş ve çatışmalarda önleyici bir rol oynaması. Bu yüzden IHH’yı bir bilimsel programda görebilirsiniz, bir protesto eyleminde görebilirsiniz, Birleşmiş Milletleri, ama Birleşmiş Milletler’de eleştiren bir kurum olarak görebilirsiniz… Zaten uluslararası aktörlerin IHH’dan duyduğu rahatsızlığın da sebebi bu. Sadece yardım taşısa hiçbir sorun olmayacak. Çünkü çok etkili de olmayacak zaten. Birçok farklı ülkeden yardım kuruluşları var, sıkıntılı bölgelere yardım götüren…

Bir de IHH’nın insanlara yardım götürürken onlara kendi ayakları üstünde duracak bir özgüvene ve imkânlara sahip olmasını sağlamaya çalışması. Yani buradan üç beş kişiyi götürüp birkaç aylık bir faaliyet yapabilirsiniz ama oradaki insanların kurumsallaşmasını sağlayarak, devamlılığı olan faaliyetler yürütmek çok farklı. Biz böyle bir yöntem ve mantaliteyle çalışıyoruz. Bu yöntem, IHH’nın İslam dünyasına bir hediyesi oldu. Yani alan el, veren el değil, zayıfla güçlünün elbirliği ederek birlikte daha güçlü olması şeklinde bir

İslamî Hayat: Projelerden biraz bahsedelim. Mesela yetimlere sahip çıkma faaliyetinizden bahsedersek, en çok hangi ülkede yetimimiz var?

Av. Gülden Sönmez: En çok Gazze’de, ama her yerde var. Şu an yirmiye yakın yetimhanemiz var. Yetimhane anlayışına sahip olmayan yerlerde de yetimlere ailelerinin yanında bakıyoruz. Yetimhanelerde daha çok açıkta kalmış çocuklara bakıyoruz. Şu an sahiplendiğimiz yetimlerin sayısı kırk bini geçmiş durumda. Bu düzenli bir şekilde, her ay düzenli ödemeler yaparak, yetişip okuyup, üniversiteye gidinceye veya evleninceye kadar baktığımız yetimlerin sayısı. Çeşitli yardımlar götürerek hayatlarına katkıda bulunduğumuz yetimlerin sayısı çok daha fazla. Ama bu rakamlar çok gibi görünse de, dünyaya baktığımız zaman hiç de çok değil. Mesela kilise merkezli çalışan bir kuruma baktığımız zaman yalnız biri iki milyon, diğeri üç milyon yetime bakıyor. Bizim baktığımız yetim sayısı, ihtiyaç karşısında çok düşük kalıyor ama şundan dolayı sevinçliyiz, en azından yetimleri İslam dünyasının gündemine getirdik. Çünkü Allah'ın ayetlerinde yetimleri sahiplenmek, namaz gibi, oruç gibi, sürekli Allah'ın emrettiği bir ibadet…

İslamî Hayat: Siz Müslümanların bu vecibelerini yerine getirmelerine aracı olma noktasında da öncü bir kuruluş oldunuz. Ayrıca zekâtı kime vereceğiz, kurbanı nasıl keseceğiz, kime dağıtacağız diye arayıp bulma imkanı olmayanlara da bir imkan sunmuş oluyorsunuz, değil mi? Bu vecibelerin yerine getirilmesi noktasında titiz olmak gerekiyor. Kurallara uygun olarak yerine getirilmesi gerekiyor.

Av. Gülden Sönmez: Evet, titiz olunması gereken bir konu. Biz proje yöntemleri geliştirmekte de, bunları başka yardım kuruluşlarına tanıtıp örnek olma noktasında da hiçbir çekincemiz olmadı. Doğru olarak yaptıktan sonra herkes yapsın. O kadar çok ihtiyaç var ki… Ülkemizde de yurt dışında da birçok İslamî yardım kuruluşuna örneklik ettik.

Biz, Mavi Marmara olayına kadar batı dünyasının alabildiğine eleştirdiği bir kurumduk. Diyorlardı ki, “Siz sadece yardım yapın, kimliğinizi bir yana bırakın. Çünkü sivil toplum kuruluşlarının politik görüşleri olmamalıdır.” Hâlbuki bunu söyleyen batının kendi kuruluşları, hiçbir zaman yardımlarını, Hıristiyanlığı yayma gibi amaçlardan uzak bir şekilde yapıyor değillerdi. Biz de diyorduk ki, “Biz Müslümanız, yaptığımız her şeyi de İslam’a uygun yapmak zorundayız. Hem bizim yaptığımız faaliyetler; ne ülkemiz yasaları açısından, ne de uluslararası yasalar ne de iç tüzüğümüz açısından sorunlu değildir.

Biz sadece batıyı eleştirmiyorduk, Müslümanları da eleştiriyorduk. Bazı Müslümanlar da diyorlardı ki, “Neden IHH şuna karışıyor, neden buna karışıyor?” Biz de diyorduk ki “Neden sadece aç Afrikalılara yardım taşıyalım? Afrikalıların neden aç olduğunu, onları kimlerin sömürdüğünü göstermek zorundayız. Eğer onların açlığının sebebi sömürgecilikse, neden batının onları sömürdüğü konuşulması gerekirken bizim bunları gündeme getirmemiz konuşuluyor?” Bunları bilimsel makalelerle uluslararası alanda da sunduk.
Tabi bunları sunmamız sebebiyle bize düşman oluyorlardı ama bu bir yandan da, bizim de en az onlar kadar güçlü olduğumuzu görmelerini sağladı. Gerçi bizim onlara bir şey ispat etme gibi bir gayretimiz yoktu, biz Müslümanların bu konuların farkında olmasını istiyorduk. Doğrunun bu olduğunu bildikten sonra çok da aldırış etmiyorduk.

İslamî Hayat: Az önce dediniz ya, İslam karşıtı aktörler, bizim raporlar, bilimsel makaleler sunmamızı istemiyorlardı. Peki siz raporlar sundukça bazı şeyleri kabul etmek zorunda kaldılar mı? Onu açmanızı istesem…

Av. Gülden Sönmez: Sadece raporlar değil, mesela Mavi Marmara raporlarını örnek verecek olursak, belki de en ciddi tartışma, Cenevre ile New York’ un en çok birbirine girdiği konu, Mavi Marmara konusudur. Aslında o taraf durumun farkında da esas İslam dünyası gücünün farkında değil. Rabbimiz bize “Aklediniz” “Akletmezmisiniz” buyururken enteresan bir şekilde İslam dünyası bu ayetlerin farkında olmadan yaşıyor. Ne yani batının gücü? Çok mu akıllılar çok mu kalabalıklar? Neleri var bizden fazla? Yada bizde ne eksik?

İslamî Hayat: Hep şöyle düşünmüşümdür aslında batı dünyasının zenginliği onları daha da muhtaç hale getiren bir zenginlik.

Av. Gülden Sönmez: Kaynaklar bizde, onların muhtaç olduğu kaynakların üzerinde oturanlar Müslümanlar ama aklını kullanmayanlar da Müslümanlar. Ama farklı bir nesil geliyor. İslam ülkelerinde uygulanan baskıların sebebinin de bu olduğunu düşünüyorum. Bu gençlerin, yani Mısır’daki, Tunus’taki, Türkiye’deki gençlerin, bu olanların, artık onların aktör ve kendi kimlikleriyle etkin olmak istedikleri için, ölüm pahasına bundan başka bir ihtimale razı olmayacakları görüldüğü için bu baskıların yapıldığını görüyoruz. Bunun bir kırılma noktası olduğunu görüyoruz.

İslamî Hayat: IHH’nın rolü burada, cesareti doğru yöntemle birleştirmektir diyebilir miyiz?

Av. Gülden Sönmez: Kuran’la sünnet bize her şeyi işaret etmiş. Bu sebeple de çok rahatız. Müslümanların biraz özgüven sorunu var, biraz kendimize güvenmek zorundayız. Asıl önemlisi Rabbimize güvenmek zorundayız. Eğer Amerika- İsrail yenilmez bir güç diye inanırsanız Allah size niye yardım etsin? Artık bunlar kırılıyor. Bunların kırılmasını sağlayabilirsek Müslümanlar kendi inançlarına, kendi referanslarına, kimliklerine güven duyarsa, Allah'ın yardımına güvenerek, ötekine özenmek yerine kendi kurallarını uygulamak noktasında inatçı ve kararlı davranırlarsa, kurumlarına sahip çıkarlarsa olmayacak hiçbir şey yok…

İslamî Hayat: Dediniz ki, IHH’da İslam hukuku geçerlidir. Bunun detaylarını açalım… Mesela Müslümanların mali ibadetlerine aracılık ederken, faaliyetler yaparken alimlere mi danışıyorsunuz? Usulünüz nedir?

Av. Gülden Sönmez: Biz Müslümanız. Bulunduğumuz her yerde Müslümanca davranmak zorundayız, inandığımız dinin kuralları neyse ona göre hareket etmek zorundayız. Vakıf yönetirken de böyle olmak zorundayız, kişisel hayatımızda da böyle olmak zorundayız. Eğer siz İslam’a uygun hareket etmek isterseniz, yasalar, yani öyle gösterildiği gibi size mani teşkil etmiyor. Yasalarla sınırlı olduğumuz şeyler var ama bunların hiçbiri İslami vakıf kurallarını bozan bir şey oluşturmuyor. Biz İslamî kuralları uygularız, ihtiyaç duyduğumuz zaman da görüşlerine başvurduğumuz hocalarımız var. Normalde istişare kurullarının tavsiyeli bağlayıcı nitelikte olmaz, bunun tek istisnası, alimlere danıştığımız zaman onların verdiği bilgileri bağlayıcı kabul ederiz. Artık alanımıza dair kuralları biliyoruz. Farklı bir durumla karşılaştığımız zaman en az üç alime danışmadan karar vermeyiz.

İslamî Hayat: Sizin aldığınız bazı ödüller var, mesela Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Üstün Hizmet ödülü, Vakıflar Genel Müdürlüğü de İHH’yı, “kaynaklarını amaçları doğrultusunda en iyi kullanan vakıf” seçmiş. Bundan biraz bahseder misiniz?

Av. Gülden Sönmez: Biz yöneticileri en çok rahatlatan şey, denetleniyor olmamızdır. Ne kadar çok denetleniyor olursak, iyi niyetle, doğru olarak, o kadar iyidir. Yoksa Allah muhafaza biz vebal altında kalırız. Bunun için IHH farklı denetleme mekanizmaları oluşturmuştur. Bunların bazısı ayrı ayrı daireler şeklinde oluşan, bölgelere gönderdiğimiz, bizim bir iç denetlememiz var, gönüllüler, uzmanlar ve kurumun denetimcileri olarak, bir de devletin denetim var. Birçok şekilde denetlemenin ışığında, Vakıflar Genel Müdürlüğünün yaptığı denetlemelerde, nereden aldık, nereye verdik, ne zaman verdik, zamanlama olarak, ihtiyaçlara göre yüzdeleme olarak hepsine bakıp kaynaklarını en yerinde, en verimli, muhtaca en yararlı kullanan yardım kuruluşu olarak ödül verdiler. Birçok ödüller var ama bizim için asıl ödül insanların bize güveniyor, yardımlarını getiriyor olmasıdır. Öbür türlü sorgularız, problem nedir diye… Elhamdülillah her geçen gün IHH’ya güven artıyor. Bir çok kesimlerden bağış vardır IHH’ya. Her cemaatten insanımız bize güven duyuyor, hamdolsun. Bizim hiçbir siyasi görüşle bağımız yok. Her görüşten insanımız bize kurbanını getiriyor. Yöntem olarak biz “Burada sıkıntı yaşayan insanlar var, kim yardım eder?” diyoruz. Kim yardım ederse aracılık ediyoruz.

İslamî Hayat: Siz, Gazze ablukasıyla da Hocalı katliamıyla da ilgileniyorsunuz, öyle değil mi? Bu sebeple siyaset üstü kalabiliyorsunuz. Mavi Marmara’nın başarısına tekrar dönecek olursak, İsrailli komutanlar hakkında tutuklama kararı verildi. Biraz anlatır mısınız, Mavi Marmara nasıl oldu da İsrail için sonun başlangıcı oldu?

Av. Gülden Sönmez: Evet gerçekten de öyle oldu. Zaten daha biz yola çıkmadan önce korkuyorlardı. Her inançtan ve görüşten insanın bir araya gelmiş olması, çok korkutuyordu onları… Filonun geçip gitmesini tercih etmediler. Geçip gitseydi bu kadar olmazdı belki, tabi ki abluka delinmiş olacaktı ama bu kadar büyük tesirleri olan bir hadise olmayacaktı. Biz birkaç plan yaptık, onlar bir plan yaptı ama sonuçta Allah'ın planı gerçekleşti. Bizim planımız ablukayı delmekti ama şimdi geldiğimiz noktada İsrail’i yalnızlaştırmak, güçsüzleştirme ve insanlık için büyük bir sorunu bitirme noktasına doğru ilerliyoruz. Ülkemizdeki anketlerde Mavi Marmara’nın haklılığına inananların oranı yüzde doksan beş olarak çıkıyor. Yüzyıl boyunca politikasını İsrail Türkiye ittifakı üzerine kurmuş olan, Ortadoğu politikaları, ekonomi, enerji politikaları, Türkiye kökenli İsrail vatandaşlarının ilişkileri, her açıdan çok önemliydi bu yani… Bugün bambaşka bir noktaya geldik. Şu anda “Nereden çattık bu belaya!” pozisyonundalar. Saldırının ertesi günü bütün dünyada tepki aldılar. Hatta aldıkları tepkileri görünce “Nereye gitsek?!” diye paniğe kapılmışlar. Bütün Müslümanlar yürüyecek, bizi Akdeniz’e dökecek diye…

İslamî Hayat: Zaten İsrail’in mevcut durumu sürdürülebilir bir durum değil, öyle değil mi? Orada beş altı milyon insana yetecek kaynak yok.

Av. Gülden Sönmez: Şöyle söyleyeyim, bu inanç merkezli bir mücadele. İsrail bir Yahudi şeriatı devleti. Yaptığı her şeyi kendi şeriatına göre yapıyor. İsrail ordusunun savaşan askerleri de bu mücadeleyi yönetiyor. Yahudi fonları da bunu destekliyor. Filistinliler de inançları gereği direniyorlar, biz de onları inancımız gereği destekliyoruz.

Biz Mescid-i Aksaya ve Müslüman kardeşlerimize görevlerimizi ne kadar yapıyoruz? O zaman bazı kişiler dediler ki “Ne gerek vardı gemilere binip gitmenin…”

Bu söz o kadar tehlikeli ki, tıpkı ayette buyrulduğu gibi… “(Uhud gününde Medine’de) oturup, savaşta ölen yakınları hakkında: ‘Eğer bizi dinleselerdi ölmeyeceklerdi’ diyenlerede ki: ‘Öyle ise, kendinizden ölümü geri çevirin, eğer sadıklardansanız.’” (Al-i İmran, 168)

Düşünelim, Filistinli kim, neden mücadele ediyor? Biz kimiz, neden mücadele ediyoruz? Seksen yaşındaki bir Filistinli kadına soruyor televizyoncular, kadın ailesinden yirmi iki kişiyi şehit vermiş bu davaya. Onun da defalarca evini yıkmış İsrail hükümeti, çadır kurmuş direniyor. Ona diyorlar ki Müslümanlara ne mesaj vermek istiyorsunuz? Diyor ki: “Allah benim burada dünyaya gelmemi murad etti, burada dünyaya geldim. Burada Rabbime verdiğim sözü tutmak için bedel ödeyerek direniyorum. Canımdan can vererek, oğlumu kardeşimi yakınlarımı vererek ve hala da direnerek cenneti kazanmayı umuyorum.”

İslamî Hayat: Sonuçta herkesin kabul etmesi gerekiyor ki, İsrail devleti kuruluş yöntemi bakımından haksız bir şekilde kuruldu. Bunu Filistinliler kabul etmek zorunda değil, öyle değil mi?

Av. Gülden Sönmez: Bizim hukuk alanında başlattığımız bu mücadele güzel bir örnek oldu. Bu olay sayesinde de görüyoruz ki Müslümanların her alanda güçlü olması gerekiyor. Bizim yer yüzünde bulunma sebebimiz, Allah'ın adaletini yeryüzünde hakim kılmak ise bunu her alanda yapmak zorundayız. Kocaman kocaman sistemlerle mücadele ettiğimiz söylenebilir ama şöyle bir şey var: biz Hak yoldayız, doğru yoldayız, Müslümanlarız. Öyleyse Allah bize yardım edecek. Bu durumda da karşımızda koca koca sistemler yok. Allah'ın bir kelamı, bir Müslüman kızın Allah rızası örttüğü saçının bir teli, o koca koca sistemlerden çok daha büyüktür çünkü arada Allah'a iman gibi büyük bir şey var. Biz cennette bir dakikanın bütün bir dünya hayatından değerli olduğuna inanıyorsak bu böyledir…

İslamî Hayat: Şehit yakınları konuşurken gördük mesela, “Biz mazlumlara onların bize olan ihtiyacından daha çok muhtacız” dedi. Bunun şuurunda olmamız gerekiyor.

Av. Gülden Sönmez: Hamdolsun, şehitler verdik ama onların aileleri hep bizim yanımızda. Furkan şehit oldu, onun babası Ahmet bey, İbrahim amca şehit oldu onun oğlu İsmail beyi kazandık. Biz gittikçe genişleyen bir aileyiz.


Sayı : 30
Büyük Kapak