“Hiçbir Anne Çocuğunu, Adam Öldürmeye Göndermez”

Sayı : 51 / Mayıs 2016, Konu Başlığı : Hizmet Kervanı

Geçtiğimiz ay aile ve değerler odaklı Sivil Toplum Kuruluşları, ülkemizdeki mültecilerin sorunlarının ele alındığı bir toplantı düzenledi.

“Yaşanabilir Bir Dünyanın İnşası İçin Kadın Sivil Toplum Kuruluşları Konferansı”nın açılış konuşmalarında, “Yaratılanı severiz Yaratan’dan ötürü” anlayışıyla farklı kültürlerin bir arada yaşadığı Osmanlı Müslümanlığına duyulan ihtiyaç ele alındı. Toplantıyı sizler için izledik.

İkadder Yönetim Kurulu Başkanı Funda Akyol:

“Sancılı günler yaşıyoruz. Çocukların daha büyüyemeden, yaşayamadan en ağır acılarla karşılaştığı, vicdansız günler. Denizi yaz tatillerinde karne hediyesi olarak değil, kışın ayazında soğuk ve tuzlu sularında öldürücü dalgalarıyla tanıdığı terörün karanlık yüzünün, medeniyetin en önemli şehirlerini, yapılarını ve insanlarını kana boyadığı, güven ve huzurun tehdit edildiği, takvimlerin en acımasızının yaşandığı günlere şahit oluyoruz.

Şair diyor ki; “Çocuktum, her şeyi anladığımı sanıyordum. Sonra büyüdüm, bombaların ve bankaların, Dağlardan ve ırmaklardan daha fazla olduğunu gördüm.

Bahçıvanlar generallerden, Menekşeler mermilerden daha azdı. Yenilmişti dünya, Duanın özgürleştiren rüzgarı, Çekilmişti yüzlerden. İnsanlar dua değil, Yönetmelik okuyordu. (Mevlana İdris Zengin)

Bizler duanın ve vahyin birleştirici, harekete geçirici gücüyle ülkemiz ve bütün dünya adına güzellikler için mücadele eden taraftayız. Bizler terörün hakim kılmaya çalıştığı korkuya, sözde siyasetçi, gazeteci ve sanatçıların, hayat adına, bu ülke adına hiçbir üretim içinde olmadan sadece toplumumuzu parçalamaya yönelik eylem ve tavırlarına kandan ve gözyaşından beslenen her yapıya 'Hayır' diyebilen kuruluşlar olarak bugün buradayız. Biliyoruz ki terör sadece canları almıyor, ruhları da yalnızlaştırmaya ve korkuya teslim kılmaya çalışıyor ama biz buna meydan okuyabilecek güçte ve inançtayız.

Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürü Önal İnaltekin:

“Son yıllarda gönüllülük kavramı çok kullanılmaya başlandı. Bizim Aile ve Sosyal politikalar İl müdürlüğümüzün çatısı altında çalışan Sivil Toplum Kuruluşlarının çalışanlarının yüzde 80'i kadınlardan oluşuyor. Gönüllülük kadın tarafından yapıldığı zaman sevgiyi, şefkati, karşılık beklemeden toplum yararına bir şey yapmayı onlarda daha iyi görüyorum.

Türkiye'de STK'ların sayısı 90 bine yaklaşıyor. Ama nüfusumuzun 6-7'de biri olan İsveç’te bu sayı 250 bin. Fransa’da bu sayı 900 bine yaklaşıyor. Türkiye'deki örgütlerin çoğu ise hemşehri dernekleri. Sadece kadınların kurduğu kuruluşlar ise sayılamayacak kadar az. Aileyle ilgili derneklerde kadın olmayınca çok büyük eksiklik. Çünkü çocuk ailede yetişmemişse, okulda da destek görmemişse gideceği yer sokaktır. İşte o çocuklar bize geliyor.

Kadın çok önemli. Baba bazen işi sebebiyle ilgisiz olabiliyor. Hiçbir anne çocuğunu, sokağa, teröre, adam öldürmeye göndermez.

Müftü yardımcısı Muteber Gülsefa Uygur:

“İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.” (Rum, 41) Ayetiyle işaret edildiği gibi, işlenen kötülükler sebebiyle yeryüzünde bir bozulma ortaya çıkmıştır.

Âlemlere Rahmet olan, Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem “es-Sübül’es-Selam” yani kurtuluş yollarını, karanlıktan aydınlığa çıkmayı bizlere göstermiştir.

Diyanet başkanlığı olarak Aile ve sosyal politikalar başkanlığıyla protokol çerçevesinde kadın, çocuklarla ilgili çalışmalara destek veriyoruz. Din hizmetleri temelde cami ve kuran kurslarında yürütülen hizmetlerle ilgilidir. Ama malum herkes buralara gelmiyor.

Dezavantajlı kesimlerimiz de var. Her zaman sivil toplum kuruluşlarına destek veriyoruz. Rabbim bize çok iş düşürmesin, duamız odur ki, son duamızın, Allah'a hamd ederek olmasını nasip eylesin.

Milletvekili Leyla Şahin:

Sivil toplum kuruluşlarının en rahat çalıştığı bir dönemdeyiz. Bu gönüllü kuruluşlar, egolarımızı, hırslarımızı, kariyerlerimizi bir yana koyarak başkaları için bir şeyler yapmaya çalıştığımız yerler. Bu kuruluşların her biri bir haksızlığın giderilmesi, bir sorunun çözülmesi için kuruldu ve çok zor şartlarda çalıştı. Eskiden imkanlar azdı ama bereketliydi. Bugün daha rahatız ama biz de biraz rehavete kapılıyoruz. Zor işleri hep birileri yapsın beklentisini bir yana bırakmalıyız. Bu kuruluşlar, “Bana ne,” demeyi, neme lazımcılığı bırakmayı öğreten alanlar olduğu için çok kıymetliler.

Evet, kadınlar çok önemli, ama o aileyi aile yapan bir de baba vardır, onun da güçlendirilmesi gerekiyor. “Yuvayı dişi kuş yapar,” deyip bir kenara çekilmemeliyiz, çocukları yetiştirmek babanın da sorumluluğudur.

Bu son dönemde kadınlarımız çok güçlü ve çok özveriyle, bazen tek başına aileyi idame ettirme çabası içerisinde. Ama erkeklerimizin de sorumluluklarının farkına varması lazım.

Biz kadınlar çocuklarımızı çok rahat ortamlarda, çok sıkıntılardan habersiz bir şekilde yetiştirme çabası içindeyiz. Böyle olmamalıyız. Evin yükünü babayla da, çocuklarla da paylaştırmalıyız. Yeni nesil her şeyi çok kolay bulduğu için kıymetini bilmiyorlar. Sıkıntıyla karşılaştıkları zaman hemen “Eyvah!” diyebiliyorlar.

Panel yöneticisi Necla Koytak sunuş konuşmasında:

Robert Mayer diyor ki: “Bir toplumda kalıcı bir dönüşüm yapmak isterseniz erken çocukluk döneminden başlamalısınız. Çünkü karakter ve şahsiyet bu dönemde şekilleniyor.

Biz “Her anne bir okul” projemiz kapsamında kadınlarımızı, sadece çocuk yetiştirme konusunda değil, dünyayı doğru okumak, çocuklarını emanet edeceği dünyaya olumlu anlamda bir katkıda bulunmak, tarihin gizli kahramanları olarak tarihi değiştirecek bir duruşa sahip fertler olarak yetiştirmeyi hedefliyoruz. Her alanda kadınların bilinçli olması gerekiyor.

Kapitalist sistemin etkisi altında şekillenen günümüz dünyasında kadınların sivil toplum kuruluşlarıyla örgütlenmesi de çok önemli. Çünkü Kapitalist sistem, dayanışmacı bağların sistemli bir eğitim ve kasıtlı bir politikayla zayıflatıldığı bir toplum yapısı öngörür.
Bizim inancımızın ve irfanımızın temelleri bunu kökten reddediyor. Güçlü olmayı değil sevgi dolu olmayı önceleyen bir irfana sahibiz. Birlikte yaşama kültürünün yeniden inşasını bunun için önemli buluyorum. Yunus diyor ki, “Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım, sevelim sevilelim dünya kimseye kalmaz.”

Hadis-i şerifte Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.” (Buhârî, Mağâzî, 35)

İnsan ahlaki bir varlıktır. Bunun en önemli göstergesi de annelerdeki sevgidir. Annelik özveriye dayanan, hiçbir karşılık beklemeden, çıkar beklentisi taşımadan vermek demek. Psikologlar günümüzde anneliği özel bir duygu olarak tanımlıyor. Sadece sevgi, sadece merhamet karşılıksız vermek, annelik duygusunu oluşturuyor.

E.Fromm diyor ki, “Adanmayla eş anlama gelen annelik ve ev kadınlığı, kapitalist sistem içerisinde kendine yer bulamamakta ve yok sayılmakta; sistem, anneleri yalnız ve desteksiz bırakmaktadır.”

İşte bu yüzden yeni bir dünyanın inşasında kadının önemli bir role sahip olması gerekiyor.

Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) Başkanı Sare Aydın Yılmaz:

Suriye'de savaşın başladığı ilk dönemde 470 bin kişi hayatını kaybetti, 12 milyon Suriyeli evini terk etmek zorunda kaldı ve 5 milyonu aşkın kişinin de Suriye’nin komşu ülkelerine sığındı. Bu 2. Dünya Savaşı'ndan sonra yaşanan en büyük göç ve dram.

Türkiye ilk günden itibaren açık kapı politikasını benimsedi ve geleni geri çevirmedi. Çünkü bu topraklar, tarihin her döneminde mazlumlara kucak açmıştır.

Ülkemiz tarih boyunca mağdurlara kapılarını açmış. Savaş, açlık veya siyasi sebeplerle sığınan hiç kimseye kapılarını kapatmamıştır. 1988-89 yıllarında Irak’tan, Halepçe katliamından kaçan Kürtlere, 92 ve 99 arasında Bulgaristan, Bosna ve Arnavutluk gibi Balkan ülkelerinden gelen göçmenlere kapısını açmıştır. Doğal olarak Suriyeli kardeşlerine de kapısını açacaktı. Ki Suriyeli kardeşlerimizle aramızdaki sınır suni olarak çizilmiş, aynı aileden kişileri birbirinden ayırmış bir sınırdır.

Suriyeli kardeşlerimizle birlikte yaşamayı öğrenmek, aynı hayatı ve lokmayı paylaşmak zorundayız çünkü bizler inanan insanlarız. Bizler bu entegrasyonu, birlikte yaşamayı öğrenmek zorundayız.

Prof. Dr. Ömer Çaha: “Osmanlıda birlikte yaşama kültürü”

Osmanlı, bugün Birleşmiş Milletlere üye, körfezden kuzey Afrika’ya, Karadeniz’in kuzeyinden, Balkanlar’da Polonya içlerine kadar uzanan otuz küsür devleti, dolayısıyla çok farklı etnik unsuru, çok farklı inançları, mezhebleri, dilleri içinde barındıran devasa bir imparatorluk.

“Bu kadar çok farklı toplumu, bu kadar farklı unsuru hangi değerlerle bir arada tutmuştur?” diye baktığımız zaman Osmanlının çok güçlü bir hukuk sistemi olduğunu görüyoruz. Osmanlı İslam hukukunu kabul eder ve bu hukuk sistemi, Müslim ve gayrimüslim vatandaşlarının can, mal, namus, din ve akıl hürriyetini kabul etmiştir.

Dikkat çeken bir husustur: Osmanlıda hiçbir mevzuat düşünceyi suç saymamaktadır, düşünceyi suç sayan ilk kanun, 1926’da, Musollini’nin faşist idaresinden alınmıştır.

Hatta Avrupa’da ortaya çıkan farklı arayışlar, mesela Protestanlar, Osmanlı’ya sığınmışlardı. Çünkü Osmanlı bu dönemlerde bir inanç hürriyeti adasıdır. Amerika kıtası keşfedilmiş olmasaydı belki Osmanlıda yerleşeceklerdi. Devletin fert üzerine baskı kurduğu kanunlar, modernleşme sonrasında çıkan kanunlardır.

Osmanlı hukuk sisteminde adaletin çok büyük önemi vardır. Osmanlı gerileme sürecine girince bu duruma modernleşme çabasıyla karşılık vermiştir. Ancak Osmanlı modernleşmesi cumhuriyet modernleşmesinden farklıdır, batıdan iktibas ettiği değerlerle kendi değerlerini sentezleme yoluna gitmiştir.

Öncü Kadınlar Öncü STK'lar projesi kapsamında "Yaşanabilir Bir Dünya İnşası İçin Kadın Sivil Toplum Kuruluşları Konferansı"nda bir de çalıştay düzenlendi. Çalıştayda toplum barışına ve birlikte yaşama kültürüne nasıl katkı yapılacağı konusunda öneriler ele alındı.

Panelde yapılan konuşmalardan akılda kalan bir paylaşım. Kyoto Üniversitesinde, İslam Tasavvufu kürsüsü başkanı, Japon Müslüman ve Türkçe bilen Yasushi Kosugi şöyle diyor: “İslamofobyaya ve teröre karşı tek çözüm vardır; Osmanlı İslam anlayışının dünyaya yayılması.”


Sayı : 51
Büyük Kapak